Bir önceki yazımızda ele aldığımız şiarımız hacctı. Hacc’ın özellikle mahşerin ve vahdetin provası olması hasebiyle diriltilmesi gereken bir şiar olduğunu belirtmiştik. Umreyi de hacc ibadetinin kardeşi çerçevesinde ele alabiliriz.“
Hacc da kardeşi umre de “yeryüzünde "insanlar için vaz`edilen ilk ev olan Kâbe" (1) nin kucağına atılmaktır. Bu an, bu lezzet cenneti bir sürurdur.
Bir fariza olan hacc ve sünnet olan umre vesilesiyle Allah’ın evi olan Kâbe’ye varmak, mü’minler için kendisinde güzel misaller olan Muhammed Mustafa –salallahu aleyhi vesellem-‘in doğduğu, yaşadığı, çile çektiği, mücadele ettiği mekânları görmek ve “vahyin beşiği”nin, “peygamberler beldesi”nin havasını solumak bile başlı başına bir onur bir şeref bir nimettir.
“Benden sonra öyle ümmetlerim olacak ki beni görmek için; malını, mülkünü, ailesini, çoluğunu, çocuğunu terk etmeyi isteyecek”(2)
Susamışların su kaynağına koştuğu, atıldığı gibi kutsal topraklara susamış ümmet de iştiyakla, şevkle, heyecanla o kutsal mekâna o kutsal topraklara adeta bir ceylanın çevikliğiyle koşuyor. Oraya varmaya imkân bulamayanlar da Kâbe’yi göreceği lezzetli anların hayaliyle yaşıyor.
Sadece gitmeyenlerin bu hayalle yaşadığını düşünmeyelim, bir gidenin bir daha o kutsal topraklara gitmenin, o vuslat anını bir daha yaşamanın hayaliyle yaşadığını unutmayalım. Üst üste altıncı sefer işçi olarak hacca giden bir haccı ağabeye sorduğum soruya verdiği cevap bunu ne güzel açıklıyor. Samimiyetten biraz da takılarak “Hocam altı seferdir üst üste hacca gidiyorsunuz, sizi oraya çeken cazibe nedir? O cazibeden biraz bahseder misiniz?” diye sorduğumda cevaben “gidin de görün, orda görülen anlatılmaz, yaşamayan tam olarak idrak edemez” demişlerdi.
Bununla beraber hacc ibadetine imkân bulamayanlar adına umre ibadeti haccın kapısıdır. Sahih rivayetlere binaen Kâbe’yi ilk görenlerin duasının makbul olduğu aktarılır. Bu münasebetle umreyle nasiplenenlerin haccla nasiplenmeyi Allah Teâlâ’dan niyaz etmeleriyle hac ibadeti de nasip oluyormuş. Kâbe’ye karşı edilecek dua minvalinde İmam-ı Azam’la ilgili şöyle bir nükteden bahsedilir.
“İmam-ı Azam Ebû Hanife, bu dergâhta yapacağı duayı unutuvermişti. Bunun için ‘Ya Rabbi! Hangi duayı yapacağımı, Senden ne isteyeceğimi şimdilik unuttum. Şöyle desem olur mu? Ya Rabbi! Şimdiye kadar yaptığım ve bundan sonra da yapacağım tüm dualarımı kabul eyle’ diye dua etmiş.
Fakat genellikle Kâbe insan buluşmasında ilk olarak şu dua okunur
‘Bütün güç ve kuvvet şanı yüce ve azamet sahibi Allah’a aittir.
Allah’tan başka ilâh yoktur. Ortağı da yoktur. Hamd O’na mahsustur. Dirilten ve öldüren O’dur. O Baki’dir. O ölümsüzdür. Hayırlar O’nun elindedir ve O her şeye kadirdir. Dönüş O’nadır.
Allah’ım! Bu evine daha fazla şeref, kerem ve azamet ver.
Ya Rabbi! Hacc ve umre yapanlardan onu şereflendirenlerin şerefini, ona saygı gösterenlerin saygınlığını, onu yüceltenlerin heybetini ve iyiliğini artır.”
Her ne kadar insanın Kâbe’yi ilk gördüğü ilk andaki ettiği dua makbul olsa da Ebu Hüreyre (r.a.)’ın
"Hacc ve Umre yapanlar Allah`ın misafirleridir. O`ndan birşey isterlerse, onlara cevap verir. Af isterlerse, onları affeder.” (3)şeklinde rivayet ettiği hadis-i şerif hacc ve umrede bulunanlar bulunduğu müddetçe Allah’ın misafirleri olduklarından dualarının makbul olduğunu gösteriyor.
Evet, makbul bir haccın tüm kirleri, günahları alıp götürdüğü gibi makbul “bir umre de bir sonraki umreye kadar işlenecek günahlara kefarettir.” (4)
Yine körüğün; demir, altın ve gümüşün pasını, kirini yok ettiği gibi, hacc ve umre de insanın fakirliğini, insanın manevi kirleri olan günahlarını yok eder, temizler. Manevi kirlerden arınmış olmanın ve manevi güzelliklere erişmiş olmanın karşılığı da cennettir. (5)
O zaman umre, günahlardan arınmanın yoludur. Temizlenmek isteyenlerin çaresidir. Makbul duanın kapısıdır.
Umre de mümkün mertebe Ramazan ayında yapılmalıdır. Çünkü umrelerden hasenat bakımından en üstünü Ramazan ayında yapılanıdır. Bunu da Efendimiz Muhammed Mustafa –salallahu aleyhi ve sellem- Abdullah ibni Abbas (r.a.)’ın rivayet ettiği şu hadis-i şerifte belirtmektedir.‘Ramazanda umre yapmak (ecir yönünden) benimle hacc yapmaya bedeldir.’ (6)
Netice itibariyle menzilinde yol alan coşkun nehirler misali cazibe merkezine yol almak, akmaktır umre. Engel tanımaz, dağ taş, bağ bayır dinlemez bir sevdanın akışıdır, bu.
Hacc bir fariza, umre ise serzeminin en şerefli en kıymettar mekânlarına demir atmak için engel tanımamaktır.
Umre, kutsal toprakları görme arzusuyla yananların ateşini söndüren hayat suyudur. Kâbe’nin hasretiyle kavrulanlar ve Kâbe visali için gün sayanlar adına bir kavuşmadır.
Öyleyse başta haccla vuslata erenler, sonra da hacca imkân bulamayıp umreyle vuslat kapısını aralayanlar, maksadına erenler, aşk suyundan kana kana içenler, Allah’ın Kâbe’sine yüz sürenler, efendimiz Muhammed Mustafa –salallahu aleyhi vesselem-‘in siyerini sadece kitaplardan değil de nakş olduğu “vahyin beşiğinin” dağından, taşından, havasından okuyanlar!
Üstad Ali Ulvi KURUCU’nun “Öyle bir hac yapınız ki, memleketinize döndüğünüzde, sizi görenler, ‘keşke ben de hacca gidip bu zat gibi edepli ve terbiyeli bir insan olsam’ desin.” (7) sözüne binaen öyle bir hac öyle bir umre yapınız ki, memleketinize döndüğünüzde; dost, arkadaş ve akrabalarınızla bir araya geldiğinizde ruhunuzun yüceldiği, maneviyatınızın güç kazandığı hayatınızdan, ilişkilerinizden okunsun. Kâbe’nin, Ravza-i Mutahharanın güzel atmosferi duygu, düşünce ve davranışlarınıza öyle bir yansısın ki Allah’a olan yakınlığınız cisminizde, ahlakınızda ve ilişkilerinizde kendisini göstermesinden dolayı sizi görenler “Keşke ben de o kutsal topraklara gidip onun şereflendirdikleriyle şereflensem, onun vardırdığı manevi mertebeye ben de varsam” desin.
Rabbim cümlemize tez zamanda nasip etsin, selam ve dua ile.
Mustafa Canan / İnzar Dergisi – Şubat 2013
_____________
1 (Al-i İmran,3/96)
2 Ali Ramazan DİNÇ Gönül Gözüyle Hac ve Umre, Mavi Yayıncılık,2007, İstanbul, sayfa 19
3 (İbnMâce, “Menâsik”,5)
4 (Buhârî, “Umre”, 1; Müslim, “Hac”, 437. Ayrıca bk. Tirmizî, “Hac”, 88; Nesâî, “Menâsik”, 3, ( İbniMâce, “Menâsik”, 3.)
5 (Tirmizî, “Hac”, 2; Nesâî, “Hac”, 6; İbnMâce, “Menâsik”,3)
6 (Buhari 1745, Müslim 1256/221, Ebu Davud 1909, Nesei 2109)
7 (DİNÇ, Hac ve Umre, sayfa 17)
Mustafa Canan