Umutları başka baharlara ertelememeye çalışmak, yaşanılan toplumun her bir ferdine ulaşarak onlara İslam’ın rahmet iklimini tanıtmak, tebliğin önündeki engelleri kaldırarak İslam ile insan arasına çekilen duvarları yerle bir etmek İslami yürüyüşün özüdür. Aslolan tebliğdir. Tebliğde ise ana ekseni insan oluşturur. İlahi vahiy insan ile buluşmalı, insan aklıyla İlahi vahiy arasına çekilen sedler yerle bir edilmelidir. İslami tebliğin önceliği bu olgudur. Tabi bu mücadele sadece söz ile olacak bir durum değildir. Belki söz ile beraber ameli bir tebliğe ihtiyaç vardır. İslami hareket tebliğin önündeki engelleri güç ve kuvvetini son haddine kadar kullanarak, şartları zorlayarak, daha iyisine ulaşmak amacıyla sonuna kadar kullanabilmelidir. Yeni açılımlar, yeni adımlar ve bu atılan adımlarda daha iyiye ulaşabilmek önemli bir stratejidir.
İnsan ile uğraşmak, insanı yönetebilmek yeryüzünün en zor sanatı olsa gerek. Bulunduğu yerden insanı alıp, daha iyiye daha güzele taşıyabilmek, gün be gün geliştirebilmek sadece bir iki söz, özgür ve özgün bir fikir jimnastiği ile olabilecek kadar basit bir eylem değildir. İnsanı değiştirmeye kalkmak aynı zamanda var olan tarihi gidişatı da değiştirmeye yeltenmektir. Bunun için bireylerin daha iyiye taşınması, her bireyin daha fazla geliştirilmesi ve parıldayan madenler haline getirilmeye çalışılması kaçınılmazdır. Daha güzele varmak, tarihi dönüşümü gerçekleştirmek için bireylerin önder ve öncü olacak pozisyonlara dönüştürülmesi amaçlanmalıdır. Programlar bunun için yapılmalı, planlamalar bunun üzerine kurulmalıdır.
İslami harekette en önemli etken insandır. Bireyin gelişimi hareketin gelişimidir. Fertleri ilerlemeyen, yetişmeyen hareketler ilerleyemez. Bireyler sürekli daha iyiye gitme çabası içerisinde olmalıdır. Durağan, olanı kabul edip gidişata teslim olan, mücadele ve terakki azmini kaybetmiş bireylerle ilerleyebilmek, büyüyebilmek mümkün değildir. Öyleyse ümitler kalplerde sürekli diri tutulmalı, dimağlara yeni umutlar yüklenebilmelidir. Gaye ve hedefler anlaşılır ve ulaşılır kılınmalı, hayaller peşinde zaman harcanmasına izin verilmemelidir.
İslami hareket insana yeni ufuklar açmaya kalkarken aynı zamanda bu ufuklarda sağ salim yol yürüyebilmesi, zaman ve zeminin tazyikatlarından korunarak ayakları yere basan bireyler oluşturabilmesi için çok fazla enerji harcamaya, çok fazla bireyi yan yana getirerek tümünün yetenek ve kabiliyetlerinden yararlanmaya ihtiyacı vardır. O haseple her birey İslami hareket için en önemli bireydir. Hiçbir fert feda edilebilecek mesabede değildir. Hele ki küfrün bu kadar yaygınlaştığı, dünyanın dört yanında azdıkça azgınlaştığı günümüz dünyasında bireye değer vermek, onun yeteneklerinden azami seviyede faydalanabilmek İslami hareket için olmazsa olmaz bir gerekliliktir.
İslami hareketin gelişimi bir bireyin gelişimi ve büyümesi ile özdeştir. Bireyin gelişimi sırasında nasıl ki büyüme bir anda olmaz, yaşadıkça belalar ve musibetler ile karşılaşılır, çeşitli hastalıklar ve sıkıntılar ile yüz yüze kalınıyorsa hareketler içinde bu geçerlidir. Büyümenin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi, karşılaşılan sorunların sağ salim atlatılabilmesi yapının sağlıklı ve güçlü oluşuyla bağlantılıdır.
İslami hareket insani harekettir. Yani insan kişilikleri ile şekillenir. İnsanla gelişir ve maalesef insanların zaaflarının mahkûmudur. Yani hareket içindeki bireylerin eksikleri ve zaafları, hareketi etkiler hatta esir edebilir. Hareketler genellikle lider kadronun karakteristik özelliklerini almakla beraber, hareket içindeki diğer kadroların özelliklerinden de etkilenir. Bundan dolayı hareketler bireylerinin sağlıklı gelişimine çok önem vermelidir. Büyümek ve ilerlemek adına bireylerin zaafları göz ardı edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki İslami hareketin büyüyüp ilerlemesi için olgun ve yetişmiş bireyler ne kadar önemli bir etken ise, kendini yetiştirmemiş ve hayatın gerçeklerini kavramamış zamanı ve zemini iyi okuyamayan bireylerde hareketin akim kalmasında o kadar etkilidir. Yanlış adamlarla, yanlış adımlarla doğru işler yapmak mümkün değildir.
Tabi tüm bunların ötesinde İslami hareket asla sebeplerin asıl sebebi olan “Allah” faktörünü asla göz ardı etmemelidir. Bizim bu söylediklerimiz ise sebepleri oluşturma, sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirme adına serd edilmiş sözlerdir. Sorumluluğumuz daha iyiye ulaşma adına elimizdeki gücü, Allah’ın bize verdiği imkân ve yetenekleri en iyi şekilde kullanma çabasıdır. Mevsimleri tebdil eden ise ancak âlemlerin yegâne sahibi olan Allah Azimu’ş-Şan’dır.
Zülfikar Fırat / İnzar Dergisi – Aralık 2015 (123. Sayı)
Zülfikar Fırat