Mart 1928’de İmam Hasan el-Benna’nın evinde toplanan İmam’ın altı arkadaşı, İslam için, sohbetlerden daha öte birşeyler yapmayı İmam Hasan el-Benna’ya teklif ediyorlardı. İmam’dan kendilerine rehber olmalarını isteyip onun arkasında İslami hizmete kendilerini adamayı teklif ediyorlardı. İşte bugün 72 ülkede bürosu olan, Arap ülkelerinin hemen hemen tamamında irtibatlı cemaatleri olan, İslam ülkelerindeki İslami hareketlerin yapı, teşkilatlanma, çalışma yöntemlerini derinden etkileyen İhvan-ı Müslimin bu şekilde kuruldu.
İhvan, yetiştirdiği düşünür, yazar ve mücahidleri ile bugünkü İslami davete yön vermiş ana bir harekettir.
İslam aleminin yeniden şekillenmesini sağlayan ve “Arap Baharı” diye isimlenen kıyam hareketini de yine İhvan taşımakta ve kıyam eden halklar ihvan ülkelerindeki gücüne göre zalim diktatörlere karşı harekete geçmektedir.
Yıllardır dillerden düşüremediğimiz bir slogan vardı; “Allah; İmam Hasan el-Benna’nın, A.Kadir Udeh’in, Seyyid Kutub’un, Muhammed Fergali ve daha nice İslam alimi, mücahid, şehid, muhacir, mahkum ve zindanlarda çürüyenlerin çabasını heba etmez. Alla, bugün bu değerli zatların kanının, terinin, çilesinin kendi katında ne kadar mukaddes olduğunu bizlere gösteriyor. Bu Allah’ın bize gösterdiği bir ayettir ve şükür gerektiriyor.
İhvan; liderleri Hasan el-Benna olan bu yedi kişi tarafından Hasan el-Benna’nın mütevazi evinde kuruldu Mart 1928’de… Ve en temel amacı “İslam’ı doğru anlayacak yeni bir neslin yetiştirilmesi” idi.
İlk olarak harabeye dönüşmüş olan bir camiyi onarıp burayı kendilerine üs yapıyorlar. Daha sonra hemen bitişiğinde “Hira İslam Enstitüsü” adında bir medrese açıyorlar. Daha önceleri İmam’ın evinde alınan; Kur’an okuma, İslam tarihi, sahabenin hayat hikâyeleri, hitabet yeteneği olanlara şiir, nesir ile teşkilat için önemli olan kardeşlik ve fedakârlık dersleri bu medreseye taşındı. Medresenin açılışının ilk senesi tamamlandığında buradan 70 öğrenci mezun olmuştu. Ayrıca İsmailiyye’de “İhvan-ı Müslimin Tehzip Okulu” adında bir de merkez açtılar. Teşkilat kısa zamanda İsmailiye`nin dışına taşarak Ebu Savir, Port Said, el-Bahr, Süveyş ve Kahire`ye kadar uzandı. Haftalık dergileri olan “En-Nezir”i hareketin ikinci yılı dolmadan yayınlamaya başladılar.
Mecelletu’l-Feth’in editörü Muhibbuddin el-Hatibi’nin İsmailiyye’deki İhvan-ı Müslimin’i ve el-Benna’yı öven bir makale yazmasıyla 1931 yılında cemiyet kamuoyu tarafından duyulmuş oldu. Hasan el-Benna makaleye cevaben yazdığı yazıda cemiyetin “henüz olgunlaşmamış bir kız evladı” olduğunu, kendisinin söylemediği mevcut başarılardan söz edilmemesi gerektiğini vurguladı. El-Benna ilk defa yazdığı makalede kendini Müslüman Kardeşler Cemiyeti’nin başkanı olarak takdim etmiştir. Bu dönemde Cemiyetin önemli isimleri; El-Muhammediye Şubrahit, Şeyh Hamid El-Askeriyye, Ahmet Efendi Es-Sukkeri, El-Benna’nın kardeşi Abdurrahman es-Saati’dir.
1932 yıllarına gelindiğinde Hasan el-Benna ile İsmailiyye’de belli bir nüfuza sahip Mustafa Yusuf Ali el-Cedevi grubu arasında tartışma meydana geldi.
Bu arada İmam’ın tayini Kahire’ye çıktığından cemiyetin merkezi de Kahire’ye taşınmış oldu. Aslında bu tayinin altında İmam’ın İsmailliyye’deki çalışmalarından koparılması hedefi güdüldüğü hep söylendi. Ancak merkezin Kahire’ye taşınması ile cemiyet lokalliği aşıp ülkenin dört bir tarafında söz sahibi bir hüviyet kazanmasını beraberinde getirdi.
Bu dönemde Genel Mürşid Hasan el-Benna; Kral ve vekillerine, Batı taklitçiliğini bırakıp Müslümanca bir yaşam tercih etmelerini, kadın ve erkeklerin yan yana toplantılara katılmamalarını, gazetelerde kadınların açık resimlerinin basılmamasını, içki, kumar, şans oyunları, gece kulüpleri ve sinemaların yasaklamasını, namazın kılınmasını, Avrupa kültürünün toplumdan kaldırılmasını ve yerine İslam kültürünün konulmasını mektuplar yazarak istedi. Tabi bu dikkatlerle beraber saldırıların da cemiyete yönelmesini beraberinde getirdi.
İhvan-ı Müslimin, 1936 yılında Filistin ayaklanması ile birlikte var olan emperyalizm karşıtı tutumunu arttırmış ve hilafet vurgusunu yoğunlaştırmıştır. Cemiyetin temel vurgularından birisi de İslam Birliği’nin oluşturulmasıdır. Bunun için de el-Benna İslam’daki tartışmalı konularda yıkıcı tartışmalardan kaçınmıştır. Benna bu konuda “İlahiyat alanındaki çekişmeler, cemaatlerin yapısında mayın tarlasıdır” diyerek cemiyet üyelerini uyarmıştır.
1938 yılına gelindiğinde İhvan halk arasında sağlam bir tabana oturmuş, İngiliz işgali ile İngilizlerin Filistin’e gerçekleştirdikleri Yahudi göçüne karşı büyük kitleleri harekete geçirecek kitlesel eylemlere, gösterilere imza atmayı başarmıştır. Bu gösterilerin birinde İmam’ın kendisi de ayağına isabet eden bir kurşun dolayısı ile yaralanmıştır.
Suveyş Kanalı ile ilgili BM’de yapılan toplantılarla ilgili olarak BM temsilcisine uyaracı mektuplar yazmış, Mısırlıların haklarının korunması tavsiyesinde bulunmuş aksi halde büyük olaylara sebebiyet vereceği açıklamıştır.
İngiliz tankları tarafından kuşatma altına alınan Kral Faruk’a bir mektupla; istemesi halinde İngiliz kuşatmasını derhal kaldırmayı başarabileceğini kendisine bildirmiştir.
Bu güce ulaşan İhvan 1938 senesinde yapılan istişarelerden sonra seçimlere katılma kararı almış ve İmam Hasan el-Benna da İsmailliyye’den aday olmuştur. İhvan’ın seçimlere katılma kararı alması İhvan için büyük bir boy gösterisi olmuş ve kamuda zalim rejimin en büyük muhalifinin İhvan olduğu kanısı toplum tarafından kabul görmüştür. Zira seçimlere katılma kararının alınmasından sonra gerek işgal güçleri olan İngilizler, gerekse onların hükümetteki uzantıları büyük bir paniğe kapılmış ve İhvan’ın seçimlerden uzaklaştırılması için her türlü yola başvurmuşlar.
Neticede İhvan’ın sadece İsmailiyye’de seçimlere katılmalarına izin verilmiş, bununla tatmin olmayan İngilizler baskıları artırınca İhvan; fuhşiyatın yapıldığı yerlerin kapatılması ile kapatılan İhvan’ın günlük gazetesinin yeniden açılması karşılığında seçimlerden çekilmiştir.
1939 yılına gelindiğinde ülke içinde üç yüzü aşkın değişik çapta İhvan’ın şubeleri açılmıştır. Ayrıca; Sudan, Suudi Arabistan, Filistin, Suriye, Lübnan, Fas, Bahreyn, Hadramevt, Haydarabat, Cibuti olmak üzere yurt dışında da şubeler açmıştır.
İmam El-Benna ve dava arkadaşları 1941 yılında bir yıl sonra yapılacak seçimlere gireceklerini ilan ettiler. Hem alınan bu karar hem de İhvan’ın İngiliz elçiliği ile Kanal yönetimine yönelik eleştirileri İhvan’a yönelik baskıların zirve yapmasına neden oldu. Bu dönemde Genel Mürşid tutuklandı, birkaç dergileri kapatıldı. İhvan`dan bu baskıların ve saldırganlığın sona erdirilmesi için istenilen tek şey seçimlere girmemesiydi. Ama bu sefer ne el-Benna ne de dava arkadaşları, seçimlerden çekilme yönündeki taleplere olumlu yanıt verme düşüncesindeydiler. Müslüman Kardeşler üzerindeki tüm oyunlar ve baskılar başarısızlıkla sonuçlandı ve İhvan bu seçimlere girdi. Seçimlere aleni olarak sahtekârlık bulaştırıldığı için seçim sonuçları beklenilen gibi çıkmamıştı.
Ekim 1944`te görevden alınan Nahhas`ın yerine getirilen Ahmed Mahir, İngilizlerle anlaşarak İhvan’a karşı topyekün bir savaş ilan etti. Bu dönemde İhvan, yürüttüğü aktif çalışmalarla adeta devlet içinde devlet olmuştu. İhvan her yerleşim merkezinde özel eğitim sistemi, okullar, camiler, bakım merkezleri ve ticari kuruluşlar gibi birçok hizmetler teşekkül ettirmişti. Yayın sahasında da gazete, dergi ve kitaplarla bütün bölgeyi irşad ediyordu.
İhvan’ın 1947 yılında Filistin’e, İngilizler ile onların himayesindeki Siyonistlere karşı savaşmak üzere mücahid gönderdi. Bu mücahidlerin başında Kanal Harbinde İngilizlere büyük zayiat veren ve bundan dolayı başına ödül konulan büyük komutan Yusuf Talat vardı.
İhvan’ın gönderdiği mücahidler hem İngilizlere hem de Siyonistlere ağır kayıplar verdiriyordu. Öyle ki savaşta sıkışan Siyonistleri kurtarmak için İngiliz uçakları savaşta kullanılması yasak olan Napalm bombaları bile kullanmak zorunda kaldı. Nihayet İngilizlerin baskısı ile Kral Faruk onların kamplarını basarak hepsini cihad meydanından zincirlerle zindanlara taşıdı.
6 Mayıs 1948`de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı cihad çağrısı ve Filistin`e gönderdiği çok sayıdaki taraftar nedeni ile mevcut hükümet tarafından yasadışı ilan edilmesine ve 12 Ocak 1949`da da kapatılmasına yol açmıştır.
Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu Şübbânü`l-Müslimîn`de faaliyet göstermeye başlayan Hasan el-Bennâ, 12 Şubat 1949 günü teşkilat merkezinden evine dönüşü sırasında otomobiline açılan ateş sonucunda hayatını kaybetmiştir. Hükümet her ne kadar suikastı örtbas etmek gayesiyle basın kuruluşlarına sıkı bir sansür uygulamışsa da, 1952 yılında yeniden başlatılan soruşturma ve yargılama sürecinde gizli polis teşkilatının üç mensubu suçlu bulunmuştur.
Liderinin şehit edilmesi üyelerinin ve lider kadrosunun çoğunun cezaevinde olması İhvan’da bir duraklatma devri başlattı. 1951’de zindanlardaki Müslümanlar çıkınca İhvan daha büyük bir misyon yüklendi. İngilizlere adeta savaş ilan edildi. Kral Faruk bütün tedbirlere rağmen cihad dalgasının önünü alamadı. Nihayet Temmuz 1952’de General Necip liderliğindeki “Hür Subaylar Hareketi” bir darbe ile Kral Faruk’u devirdi. 1953’te de Cemal Abdunnasır, General Necip’i darbe ile uzaklaştırarak yönetime el koydu.
Kral Faruk’un devrilmesi ve yerine Abdunnasır’ın geçmesi İhvan’a nefes aldırılacağını düşünenler yanıldılar, İhvan Kral Faruk’tan istedikleri İslami yaşantıyı Cemal Abdunnasır’dan da isteyince aradaki ipler çabuk koptu. Cemal Abdunnasır’ın İhvan temsilcisi Abdulkadir Udeh’e dediği; “Gerekirse halkın üçte birini gözümden çıkarmaya hazırım” sözü durumun vahametini göstermeye yetti.
1954 Abdunnasır’a yapılan düzmece suikasttan İhvan sorumlu tutuldu ve bütün lider kadrosu tutuklandı. Bunlardan; Abdülkadir Udeh, Muhammed Fargali, Yusuf Talat, Hindavi Duveyr, İbrahim el-Tayyib ve Mahmud Abdüllatif idam edildi. İmam Hasan el-Benna’dan sonra Cemiyetin Genel Mürşidliğine getirilen Hasan el-Hudeybi de idama çarptırıldı ancak doktorların en fazla üç gün yaşar şeklinde rapor vermesi dolayısıyla Abdunnasır tarafından affedilerek serbest kaldı.
Tabi bu kadar seçkin dava arkadaşının yitirilmesi Hasan el-Hudeybi’yi çok zor durumda bırakmıştır. İhvan, 1957 yılına kadar dağınıklık içerisinde başıboş kaldı. Ta ki yeniden toparlanmak için bazı gençler harekete geçinceye kadar.
İhvan’ın yeniden toparlanması için ilk harekete geçenlerden biri Filistin doğumlu Salih Seriyye isimli bir genç oldu. İhvan’ın liderlerinden karşılık bulamayınca kendisi Genç Subayları etrafına toplayarak yeni bir akım başlattı. İhvan’ı ikinci kez toparlayan 1948 yılında, İmam Hasan el-Benna’ya biat eden Müslüman Kadanlar Cemiyeti sorumlusu Zeynep Gazali ile o zaman henüz 28 yaşlarında olan Abdulfettah İsmail oldu.
Zeynep Gazali, evinde seminerler düzenlerken Abdülfettah İsmail, Mısır’ı karış karış dolaşarak dağılan üyeleri yeniden toparladı. Öyle ki beş vakit namazını beş ayrı vilayette kılan davetçi olarak anıldı arkadaşları arasında. Yeni yapılanma ile ilgili Hasan el-Hudeybi ile görüşüldü, Genel Mürşid onları Seyyid Kutub’a yönlendirdi. Seyyid Kutub’un Emine Kutup ile cezaevinden gönderdiği Yoldaki İşaretler kitabının müsveddeleri takdim edildiğinde bu büyük bir umut doğurdu ve Seyyid Kutup’tan daha önce olan ümitlerini dillendirdi.
1962’de “Yoldaki İşaretler” basıldığında adeta İhvan’ın manifestosu gibi elden ele dolaştı. Ders halkalarının olmazsa olmazı oldu. Seyyid Kutup 1964 yılında hastalığı ve Irak devlet başkanı Abdüsselam’ın devreye girmesi ile serbest bırakıldı. Ancak 1965 yılında İhvan’a karşı bir harekat daha başlatıldı. İhvan’ın yeni liderleri; Abdulfettah İsmail, çalışma arkadaşı Ali Aşmavi, Seyyid Kutup, kardeşi Muhammed Kutup, Zeynep Gazali ve daha bir çok İhvan lideri ve üyesi tutuklandı. Sadece Yoldaki İşaretler kitabı için kırk bin dolayında insanın yakalandığı söyleniyor.
29 Ağustos 1966’da Seyyid Kutup, öğrencisi Yusuf Havvaş ve Abdulfettah İsmail idam edildiler.
1967’deki Nasır’ın İsrail karşısında aldığı onur kırıcı yenilgisi onu tepkileri dindirmek için yeniden İhvan’la uzlamaya mecbur etti. 1968’de af çıkararak cezaevlerindeki İhvan üyelerinin büyük bir kısmını serbest bıraktı ama oyun tutmadı.
1972’de Hasan el-Hudeybi’nin vefatından sonra yerine 17 yıl kesintisiz cezaevinde kalan Ömer Tilmisani İhvan’ın liderliğine seçildi. İhvan’ın eleştirilere en fazla maruz kaldığı dönem Ömer Tilmisani ile 1986’da hareketin başına geçen Muhammed Hamid Ebu’n-Nasr dönemidir.
Ömer Tilmisani döneminde Enver Sedat yönetimi ile fazla sürtüşmenin olmaması için gayret gösterildi. Ancak Camp David antlaşması hükümet ile İhvan’ın tekrar zıtlaşmalarına neden oldu. Ve baskıların artmasına neden oldu. Bu baskılar Enver Sedat’ın öldürülmesinden sonra da Hüsnü Mübarek döneminde de devam etti.
Ömer Tilmisani’den sonra sırası ile; 1986’da Muhammed Hamid Ebu’n-Nasr, 1996’da Mustafa Meşhur, 2002’de Me’mun el-Hudaybi, 2004’te Muhammed Mehdi Akif ve 2010’da da hareketin başına Muhammed Bedii geçti.
İhvan, Nasır’dan sonra birçok defa meclise girme girişimlerinde bulundu. 3. seçim tecrübesi 1976 yılındadır. Bu tarihte bağımsız aday olarak seçime giren İhvan-ı Müslimin Hareketinden Salah Ebu İsmail`dir. Ebu İsmail, bu seçimi kazanmasıyla İhvan ilk defa Mısır Meclis`inde temsil edilmeye başlandı.
1979 yılında gerçekleştirilen seçimlere katılan Ebu İsmail ve Hasan el-Cemal, İhvan saflarından meclise girmişlerdir. Ebu İsmail`in Mısır Meclis`inde yaptığı en önemli eylemlerden birisi, İslam Şeriatını Mısır Anayasa`sının baş kaynağı olarak sunmasıydı.
İhvan`ın 5. seçim tecrübesi 1984 yılına rastlamaktadır. Bu dönemde İhvan`ın lideri Ömer Tilmisani iken Mısır rejiminin başında da Hüsnü Mübarek vardı. Mısır rejimi, bu seçimlere resmi partiler ile girilmesini ve seçimi kazanabilmek için de %8 barajını şart koşmuştu. İhvan, bu seçimlere el-Vefd partisiyle yaptığı ittifak ile girdi. Seçimler sonucunda İhvan`a bağlı 6 vekil Mısır Meclisinde yerini aldı.
1984 seçimlerinde Mısır Meclis`ine giren İhvan`lı vekillerin isimleri şöyledir: Hasan el-Cemal, Mahfuz Hilmi, Muhammed el-Muraği, Muhammed eş-Şişatani, Husni Abdulbaki ve Abdulğafur Aziz.
İhvan`ın bugün kullandığı " Çözüm İslam!" sloganı da ilk defa 1987 yılında ilan edilmişti. İhvan bu seçimlere de el-Ahrar ve el-Amel hareketleri ile ittifak yaparak girdi. Bu ittifak %17 oy ile 56 milletvekili çıkarmayı başardı. Bu vekillerden 37 tanesi İhvan saflarındandı.
Bu dönemde Muhammed Me`mun Hudeybi, Ahmed Seyfulislam Hasan el-Benna, İhvan liderlerinden Muhammed Mehdi Akif, Muhammed Habib, İhvan liderlerinden İsam Uryan ve diğer İhvan liderleri Mısır Meclis`inde, en büyük muhalif gurup olarak yer almışlardı.
İhvan bu dönemde milletvekilliği seçimlerindeki gibi sendika seçimlerinde de ezici çoğunlukla seçimleri kazanmıştı. 1985 ve 1987 yıllarındaki Mühendisler sendikası, 1986 yılındaki doktorlar sendikası, 1988`deki eczacılar sendikası ve 1988 yılındaki öğretmenler sendikasının başkanları İhvan saflarından seçilmişti. İhvan`ın bu hızlı yükselişi, Mübarek’i oldukça korkutmuştu.
İhvan, beraberindeki bir çok siyasi partiyle 1990 yılında yapılan seçimleri boykot ederek, seçimlere katılmamıştı. İhvan liderliğindeki muhalif cephe, seçimlerin önceki seçimler gibi temiz ve güvenilir bir şekilde yapılmayacağını savunmaktaydı. Sonuç olarak Mısır halkının sadece % 9`u seçimlere katılmış ve %90 oyla iktidar partisi `zafer` kazanmış oldu.
İhvan, 1995 yılındaki seçimlere yine "Çözüm İslam" sloganıyla girdi ve bu seçimlerde 150 aday çıkardı. Seçim öncesinde Mısır rejimi 82 İhvan liderini tutukladı. Tutuklulardan 54 tanesi 3 ile 5 yıl arasında değişen zamanlarda hapisle cezalandırıldılar.
2000 yılında yapılan seçimlere İhvan 70 adayla girdi. Seçimlerde 17 vekil çıkartan İhvan yine İmam el Benna`nın 5 ilkesinin yanında `Çözüm İslam` sloganını bayraklaştırdı. Bu seçimler öncesinde de Mısır rejimi, gerek İhvan gerekse muhalif cephenin seçimi kazanmaması için elinden gelen tüm baskı yöntemlerini devreye sokmuştu. 17 vekilin meclise girmesi bile Mısır rejimini rahatsız edecek nitelikteydi.
Mısır rejimi 2005 seçimleri öncesinde yeni seçim sistemini ilan etti. Bu seçim sistemi, İhvan adaylarının meclise girmesini engellemek için oluşturulmuştu.
2005 seçimlerinde meclise giren 454 milletvekilinden 88 tanesi İhvan-ı Müslimin saflarındandı.
İhvan, Mısır’da 2011’de Hüsnü Mübarek’i deviren ayaklanmanın öncüsü olarak bu sene yapılan seçimlerde oyların yüzde kırk altısını birinci parti oldu ve meclise 235 milletvekili gönderdi.
İhvan’ın Mısırdaki başarısı ve İslam ümmetini etkilemesi bundan sonra atacağı adımlara bağlıdır.
Mehmet Zeki Ergin / İnzar Dergisi - Şubat 2012 - 89. Sayı
Mehmet Zeki Ergin