İslam literatüründe ilim anlayışı, İslam akidesinin dayandığı değerlere bağlı olarak geliştirilmiştir. İslam medeniyeti din temelli bir medeniyet olduğundan dolayı, inanç ve inancın gerekleri öncelikli uğraşılardan biri olmuştur.
Ancak söz konusu medeniyetin düşünce sisteminin daha başlarında önemli bir tartışma konusu ortaya çıkmıştır. Bu tartışma inanca ilişkin bilgilerin sadece Kitap ve sünnetten elde edilmesinin yeterli olup olmadığı meselesidir. Çünkü ayet ve hadislerin akıl temelli yorumları gerek fakihler ve gerek kelamcılar arasında farklı sonuçlar doğurmuştur.
İşte bu ortaya çıkan sorunları aşmak ve her çalışma alanının kendine has özelliklerini belirlemek için ilimler, "Nakli" ve "Akli" olmak üzere iki öbekte toplanmışlardır. Nakli ilimler inancın temel unsurları üzerinde yoğunlaşırken, akli ilimler, gündelik hayattan teorik sorunlara kadar geniş bir yelpazeyi içine almıştır.
İslami eğitim ve öğretimde bazı İlimlerin, Kur'an'la dolayısıyla inançla bağlantılı olarak ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Mesela öncelikli ilimlerden biri olan Dilbilgisi (sarf-nahiv) ilmi, Kur'an'ı doğru okuyabilmek için Arap olmayanlar tarafından meydana getirilmiştir. Belagat ilmi, Kur'an'ın güzelliklerini daha iyi anlamak için oluşturulmuştur.
Hakeza Hadis ilmi, Kur'an-ı açıklamak ve Kur'an'ın temas etmediği hususları tamamlamak için toplanmış; Ahlak ve Fıkıh ilimleri de toplumsal hayatı düzenlemek için ortaya çıkmış; şüphecilere karşı Kitap ve Sünnetin öğrettiği hakikatleri savunmak ve yerine göre onun ilkelerini savunmak için Kelam ilmi geliştirilmiştir.
Bu veriler İslami ilimleri oluşturma kaygılarından sadece bazılarıdır. Mutezile, Kaderiye, Cemiye ve Şia tarafından tartışılan merkezi sorunlardan biri olarak, "İslam'da akıl mı yoksa nakil mi önce gelir" sorusu olmuştur?
Nakilciler insan aklının hata yaptığı ve batıla saplanma ihtimalinin yüksek olduğu noktasında ısrar ederek nakle bağlı kalmışlar. Bundan dolayı Nakilciler, Selefin yolunda gidenler olarak tanınmışlardır.
Akılcılar ise, Batı (Yunan) felsefesinden etkilenerek her şeyde aklı öne çıkarmışlardır. Nitekim batılılara göre Pozitif (olumlu) ilimler aklın parıltısı ve ürünüdür. Bu tarif, birçok İslam alimi tarafından yapılmış olsa da çok sakat ve yanlış bir tariftir. Çünkü aklın ürünü dedikleri ilimler pozitif kabul edilirse onun karşıtı olan vahiy ilmi de negatif yani olumsuz olur.
Aslında bu tür ifadeler, bize Avrupa'dan girmiş. Hurafelerle dolmuş, her türlü ilmi çalışmaya engel ve zıt olan kendi dini inançlarının, bozuk, olumsuz, faydasız, zararlı olduğunu anlatabilmek için, fen bilgilerine faydalı, olumlu, pozitif ilimler demek zorunda kalmışlar. Fen bilgisine pozitif [olumlu] ilim denince, din bilgilerine negatif [olumsuz] ilim denmiş oluyorlar. Bu tespitleri, akla mantığa uygun olmayan Hristiyanlık için doğru olabilir, ama İslam için asla kabul edilemez. Çünkü İslam'da fen bilgileri de İslami bilgilerin bir parçasıdır.
İslam tarihinde ilk olarak ilimleri tasnif eden alim, Filozof Farabi'dir. Farabi "İhsasu'l–Ulum" adlı eserinde ilimleri şöyle tasnif eder:
1-Dilbilgisi, bu ilim kelimeleri tek ve toplu olarak dayandıkları kurallar çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca, doğru yazma, doğru okuma ve şiirleri doğru okuma gibi sorunlar da bunun konuları arasındadır.
2- Mantık, bu ilim bütün halinde aklı düzeltmeye ve yanlış yapılması mümkün bütün makul şeylerde insanı doğru yola ve gerçeğe yöneltmeye yarayan kanunları ve insanı makullerde yanlıştan, sürçmeden ve hatadan koruyan kanunları belirler.
3-Talim (eğitim ve öğretim): bu ilimler sayı (matematik), hendese (geometri), menazır (coğrafya), yıldızlar (astronomi), musiki, ağırlıklar (mühendislik) ve tedbir (idari) ilimlerinden oluşur.
4-Tabiat: bu ilim tabiattaki cisimleri ve varlığı bu cisimlerde olan arazları tetkik eder.
5-İlahiyat, tabiat ötesini araştırır. Yani kainattaki varlıkların yaratılış şeklinin arkasındaki ilahi kudret ve hikmetini araştırır.
6-Medeni İlimler, irade ile yapılan işlerle, hareketlerin çeşitlerini, bu işlerle hareketlerin meydana gelmesine sebep olan meleke, ahlâk, seciye ve huyları ve bunların kendileri için yapıldığı gayeleri ve bunların insanda nasıl var olmaları lazım geldiği yön üzere onlardaki tertiplerin nasıl olduğunu araştırır.
7-Fıkıh ilmi, insana şeriatı Kur'an'ın, ayrı ayrı takdirini açıkça göstermediği şeylerin, tahdit ve takdir ederek gösterdiği şeylere bakılarak bulunup çıkarılması, Kur'an'ın maksat ve gayesine uygun olarak bunun düzeltilmesine çalışma iktidarını kazandıran sanattır.
8-Kelam ilmi, insana dini Kur'an'ın açıkça anlattığı belli düşünce, fikir ve işleri muzaffer kılmak ve onların aksi olan her şeyin söz ile, yanlışlığını göstermek iktidarını kazandıran çalışma alanıdır.
İmam-ı Gazali ise, "El Mustasfa" adlı eserinde ilimleri üçe ayırmıştır:
1-Şer'in doğrudan teşvik etmediği ve yönlendirmediği ilimler. Matematik, hendese ve astronomi gibi sırf akli olan ilimleri bu kategoride kabul eder. Gazali, bu tür ilimlerin istikrarsız, yararsız ve aldatıcı zanlar ile doğru bilgiler arasında yer aldığını söyler.
2-Hadis ve tefsir gibi nakli ilimler. Asıl amaç edinen ilimlerdir. Ezbere dayandıklarından ve akla pek yer vermediklerinden, bu tür ilimleri edinmek hem kolay hem de esastır.
3-İlimlerin en şereflisi kendisinde akıl ve naklin eşleştiği rey ve şer'in birlikte bulunduğu fıkıh ve fıkıh usulü ilmidir. Bu ilim doğru yolu, şer'in ve aklın özünden alır. Bu ilim şer'in tasvip etmediği şekilde, sırf akıl ile tasarrufu caiz görmediği gibi, aklın desteklemediği ve düzeltmediği sırf taklit üzerine de kurulu değildir. Fıkıh ilminin bu üstünlüğünden dolayı, Allah, insanların bu ilmi talep etmesi için birçok sebep hazırlamıştır. Fakihler bu ilim sayesinde diğer alimlere nazaran en yüksek makama yükselmişler.
İslam'da ilk sosyolog olarak tanınan İbni Haldun ise: ilimleri, akli ve nakli olmak üzere ikiye ayırmıştır. Akli ilimler, felsefe ve felsefe disiplinlerinden ibarettir. Filozoflara göre insan, ancak zihin aracılığıyla felsefenin konularını teşkil eden sorunlar ve bu sorunları inceleme yöntemlerini kavrayabilir. Ayrıca teorik ve pratik sorunlarda, doğruyu yanlıştan ayırabilme yeteneğine sahip olur.
Nakli ilimler, Kur'an ve sahih sünneti esas alırlar. Sorunlara getirdikleri cevaplar bu iki kaynaktan türetildikleri için bu ad altında toplanırlar. Bu ilimlerde tikel olanları tümel olanlara indirgeme dışında, akla yer vermezler. (İbni Haldun, 1020)
Nakli ilimlerin tümünün aslı Allah ve Resulü tarafından bizim için teşri kılınmış olan ve kitapla sünnetten gelen şeriat (dini hükümler) ile, istifadeyi kolaylaştırmak için onlarla alakalı olan ilimlerdir. Dolayısıyla bu iki esasa bağlantılı olarak nakli ilimlerin türleri çoktur: Tefsir, kıraat, hadis, fıkıh, fıkıh usulü ve kelam en önemlileridir.
Nakli ilimlerin temel amacı, insanı dünya ve ahiret saadetine ulaştırmaktır. Bu bağlamda kelam, insanı taklitten kurtarıp, tahkiklerle kesinlik dercesine yükseltir. Doğru yolu arayanlara, itikadî meseleleri delilleriyle öğreterek, onları irşad eder. İnancın esaslarını yanlış görüşlere karşı korur. Bütün İslami ilimler inanca dayandıklarından ve kelam da inancın dayandığı ilkelerle uğraştığından, diğer ilimlerin temelini teşkil eder.
Mehmet Şenlik
Mehmet Şenlik