İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İslam İktisat Uzmanı Dr. Eşref Devvabe ile Faiz ve Ekonomi Üzerine Röportaj

2022-01-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Yeni yılın ilk ayında dosya konumuz olan “FAİZ DEĞİL, KARZ-I HASEN!” ile uyumlu olacak şekilde Dr. Eşref Devvabe ile faiz ve ekonomi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Dr. Eşref, Mısır asıllı bir Ekonomist olup Türkiye’de ikamet etmektedir. İskenderiye Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü, Ezher Üniversitesi Şeriat ve Hukuk Fakültesi ile İskenderiye Sadat İdari Bilimler Mezunudur. İslami Finans ve yatırım alanında Yüksek Lisans yapan Dr. Eşref, Bankacılık Uzmanı ve Danışmanı, İslami Bankacılık Programcısı olup İslam İktisadı ve Finansı alanında yayınlanmış 35 eseri mevcuttur. İktisat ile ilgili birçok akademi, dernek ve heyet başkanlığı, üye ve araştırmacısı olup alanında uluslararası bir kişiliğe sahiptir. Bu yönüyle maruf olan hocamızla yaptığımız Arapça röportajı, sizler için Abdusselam Kızılçınar Türkçeye çevirdi. Faydalanılması dileğiyle sizleri röportajımızla başbaşa bırakıyoruz.  Değerli hocam, öncelikle bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Adım Dr. Eşref Devvabe. İstanbul’da bulunan Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finans Anabilim dalında “Öğretim Görevlisi”yim. Bununla beraber “Avrupa İslami Finans ve Ekonomi Akademisi Başkanı”yım. Dinimizin bakış açısına göre “Faiz” nedir ile başlayalım hocam? İslam, faizi en büyük ahlaki ve ekonomik suçlardan birisi saymıştır. Allah’u Teala’nın İslam’da, faiz suçundan başka “savaş ilan ettiği” hiçbir suç yoktur. Allah’u Teâlâ faiz hakkında “Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin.” (Bakara, 279) ifadesini kullanmıştır. İslam, faizi bütün ekonomik krizlerin temel sebebi olarak görmektedir ki, vakıadaki gerçek de budur. Çünkü faizde, gerekli koşullar meydana gelmeden para kazanma durumu mevcuttur. İslam, kâra ve zarara, kazanca ve hüsrana bakar; güvenli metotlarla sermayenin dolaşımını sağlayacak emek ve çalışmayı parayla ilişkilendirir. Bundan dolayı faiz haramdır. Bugün bankalarda bulunan faiz bizzat budur. Cahiliye faizi ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in meşhur hadisinde ayaklarının altına aldığı Abbas b. Abdulmuttalib faizi de bu kategoridedir. Bunlar dinimizin faize genel bakış açısıdır. Faiz haramlardan biridir ve Allah’u Teala faizi yok edeceğini belirtmiştir; “Allah, faizi yok eder, sadakaları ise arttırır.” (Bakara, 276) Ekonomik krizlerin oluşmasında faizin rolünü açıklar mısınız? Kapitalist sistem, esas olarak faize dayalıdır. Bundan dolayı kendisini “kriz sistemi” olarak isimlendirir. Doğası gereği faiz; sermayenin, isteyen kişilerin elinde yığılmasına yol açar. Böylece dünya, kaynakları kontrol eden az sayıdaki insanların hakimiyetine girer. Faizin uygulanmasıyla elde edilen faiz parası, işletme maliyetlerinin artmasına da sebep olur. İşletme maliyetlerinin artması da kesinlikle üretim azlığına ve ekonomik durgunluğa yol açar. Bu durum sadaka ve zekâtın zıddıdır. Sadaka ve zekât, ekonomik çalışmaları çoğaltır. Üretim faaliyetlerinin doğal seyrinde devam etmesini sağlayan tüketime teşvik eder. Faiz, Kapitalist sistemin temel dayanağıdır ve “Kapitalist sitem” de kriz sistemidir. Doğal olarak faiz, gerekli koşullar meydana gelmeden çabasız ve uğraşsız bir şekilde paranın artmasına neden olur. Bu para, bir şeyin karşılığı olarak da elde edilmemiştir. Gereksiz yere artan paradan kaynaklı olarak büyük bir balon oluşmaya başlar. Bir süre sonra kaçınılmaz bir şekilde bu balon, patlar ve krizler baş göstermeye başlar. Böylece dünya ters dönmüş bir piramide dönüşür. Ters dönmüş piramidin üst tarafını borçlar, alt tarafını da bu yöntem oluşturur. Borçlar ve bu yöntem arasında denge olmadığından dolayı krizler baş gösterir. Ancak İslam’da, her türlü mali varlığın fiziksel bir karşılığı vardır. Bu da Şeriat’ın bizim üzerimizdeki nimetidir. İslam’ın faizsiz sistemi sorunlara çözüm olarak alınamaz mı? Kesinlikle… İslam, bir şeye baktığı zaman orada adaleti gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Faiz, esas itibariyle zulümdür. Faiz, bir yandan tefecinin borçluya uyguladığı bir zulümken diğer yandan da topluma zulmüdür. Topluma zulümdür; çünkü bu durum bir yandan karşılıksız paranın artmasına sebep olur ki, bu da enflasyonun yükselmesine ve paranın satın alma gücünün düşmesine sebep olur. İşletme maliyetlerinin artmasına sebep olan faiz, bu yönüyle de enflasyonun yükselmesine neden olur. İslam nizamı ise alış-satış, kiralama vb. finansal değiş tokuş akitlerinde çok önemli bir kurala dayanmaktadır: “Menfaat (gelir), külfet ile birliktedir.” Yani, herkim bir şeye kefil olur ve onun külfetine katlanırsa, onun menfaatini yani gelirini alır. Burada önemli bir kural daha vardır, bu kural da “Menfaat (gelir), külfet ile birliktedir.” hadisinden elde edilmiştir. Kural şudur: ‘Kâr ile zarar ortaktır.’ Yani İslam, ortaklıklarda ortakların; kâr ve zararda, kazanç ve hüsranda eşit olmalarını, her iki tarafın kârdan almasını ve her iki tarafın da zararı üstlenmesini temel almıştır. Bu bağlamda adaletin zirvesi de budur. Bu durum, verimliliğe/üretkenliğe de teşvik etmektedir. Ortaklık, üretkenliğin ve üretimin korunmasını sağlamaktadır. Bu konuda İslam nizamı, hiçbir şey yapmadan sadece yatan ortaklığı değil, risklere katlanmayı ve paylaşmayı temel alan bir sistemdir. Nihayetinde hiçbir şey yapmadan sadece yatan ortak, batıda gördüğümüz gibi parasını faizli olarak vermek dışında hiçbir şeye ortak olmaz. Bizdeki “Mudarebe” dediğimiz enstrümanda dahi risklere katlanma mevcuttur. Ancak “Tefeci”, hiçbir riski üstlenmemektedir. Bu da sonuçta bir bütün olarak ekonomi üzerinde olumsuz etkiye neden olur. Uluslararası ekonomik güçlerin faiz sistemine devletler mecbur mudur? Ne yazık ki bugün dünya ekonomisine hâkim olan düzen, “Kapitalist düzen”dir. İslamî ülkeler dediğimiz ülkeler dahi, bu düzeni alıp kabul etmiş durumdalar. Burada uluslararası bir baskı söz konusu. Amerika Birleşik Devletleri, bu düzenin sahibidir ve faiz düzeni için savaşmaktadır. Özellikle Amerika Devleti ve Amerika’da bulunan Merkez Bankası, 70’li yılların başından şimdiye kadar altın karşılığı olmaksızın dolar basma temeline dayanmaktadır. Kapitalizmin doğal olarak da faizin oluşmasını sağlayan ana sebeplerden birisi de budur. Küresel güçlerin de burada çıkarları vardır. Amerika; doları, varlığının temeli olarak gördüğünden dolayı dolar için savaşmaktadır. Amerika istihbaratı da bu durumu; ‘dolar, Amerika Birleşik Devletleri’nin varlık sebebidir, dolar çökecek olursa Amerika’da çöker’ gibi ifadelerle raporlarında defalarca beyan etmiştir. Bundan ötürü Amerika ve küresel güçler, bu durumu devam ettirmekte kararlılar. Hatta öyle ki küresel güçlerde; batı ülkelerinde faiz oranı, %1’i, en fazla %2’yi geçmemesine karşın maalesef bizim ülkelerimizde 2 hanenin altına düşmemektedir. %14, %15 ve hatta bazı ülkelerde %20 seviyelerindedir. Türkiye’de uygulanmaya konan son ekonomik politika yani düşük faiz serbest döviz kuru hakkında ne dersiniz? Doğrusu ben bu konuda 2 ayrı makale yazdım; uygulanan ekonomik politikayı detaylı bir şekilde ele almaya çalıştım. Açıkçası burada, ülkenin fitneye ve kargaşaya itilmeye çalışıldığını görüyorum. Ancak her ne kadar pratikte bazı sakatlıklar olsa da ben, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’deki ekonomik sorunların çözümü için vizyon olarak gördüğü şeyin doğru bir vizyon olduğunu düşünüyorum. Merkez Bankasında, Ekonomi ve Maliye Bakanlığında ve diğer alanlarda gerçekleşen değişimler bu sıkıntılardan bazılarıdır. Ancak gerçek şu ki, sorunların çözümü ve bu küresel düzenden kurtulmak için kademeli olarak faizin sıfırlanması gerekiyor. Bu konudaki düşüncem bu şekildedir. Faiz ve diğer meseleleri gündeme getirmemize gerçekten gerek yok aslında. Ancak, bütün dünyada faiz tek haneli hatta sıfır seviyelerinde olmasına karşın bizde bu kadar yüksek olmasının nedenini konuşabiliriz. İhracata teşvik etmeye gayret edebiliriz. Yüksek faiz oranları, döviz kuru ve enflasyon tuzağından kurtulmaya çalışalım. Ne yazık ki, enflasyonda, temel sebep faiz oranlarıdır. Döviz kuru üzerinde olumsuz etki eden de yine faiz oranlarıdır. Bu konuda temennim Erdoğan’ın vizyonunun hayata geçirilmesidir. Hayata geçirilen uygulamaların devamının sağlanması için atılması gereken adımlar ve küresel güçlerin ileriki merhalede yürürlüğe sokabilecekleri darbeleri ele aldığım iki makalem mevcut. Makalemde açık bir şekilde, ekonomi politikası, gayri menkul politikası, müzayede politikası ve muhalefetin ayağa kalkıp bu bağımlılıktan kurtulmak yerine gerçek olmayan büyük bir ekonomik sorun olduğu hissini beslemedeki rolü konularındaki görüşlerimi yazdım. Çünkü esasen bu bağımlılıktan kurtulmanın yolu fiilen karar almaktır ki, Erdoğan’ın aldığı kararda bunu gördüm. Ancak dediğim gibi temenni ediyorum ki, yürütme organları geçmişten ders alır ve bu konuda birçok adımlar atar. Eğer bu yolda devam edersek inşallah iyi şeyler olacak. Bu konuda önemli bir noktaya da değinmek istiyorum: Dünya, geçmiş yıllarda kölelik sistemi üzerine kuruluydu. Daha sonraları faiz sistemi kölelik sisteminin yerini aldı. Kölelik sisteminin bitmesi gibi faiz sisteminin de biteceği günler gelecektir. Müslüman şuna kani olmalıdır: Allah’ın haram kıldığı hiçbir şey, ilerleyen süre zarfında insanların iddiasıyla beşeriyete faydalı bir şeye dönüşemez. Allah’u Teâlâ bir şeyi haram kıldığında kesinlikle onda hiçbir faydanın olmadığını, ufak bir fayda dahi varsa zararının çok çok büyük olduğunu biliyoruz. Faizde hiçbir fayda yoktur, faizin her şeyi zarardır. Ayette zikredilen içki ve diğerleri gibi değildir. Faizin her şeyi zarardır. Faiz, insanların fiziksel ve zihinsel güvenlerini yitirmelerine sebep olmuştur. Batıda olduğu gibi, onlar her ne kadar maddi olarak ilerlemiş olsalar da şu ana kadar zihinsel olarak güvenlerini yitirmişlerdir. Toplumsal bir dayanışma olarak faize karşı “Karz-ı Hasen” için ne dersiniz? Karz-ı Hasen, daha çok “hayır yönü” ile ilgilidir ve bulunması elbette güzeldir. İslam’da ve İslam ekonomisinde, finansmanın iki yönü vardır: Bunlardan birisi “kâr” finansmanı iken diğeri de “hayır” finansmanıdır. Karz-ı Hasen, finansman araçlarından sadece hayır yönüne bakan bir enstrümandır. Merkez Bankası bu enstrümanı, ödenen Karz-ı Hasen tutarını bankalara rezerv ve likidite bileşenlerinde indirim yaparak hayata geçirebilir. Bu durum bizim, İslam ekonomisinin temellerinden olan kâr finansmanından uzak durmamızı gerektirmez. Kâr finansmanının takas usulü alışverişte birçok enstrümanı vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Murabaha, vadeli satış, selem, istisna’, mülkiyetle sonuçlanan kiralama, hizmetlerin kiralanması, işletme usulü vekalet, ce’ale. Yine ortaklık usulü finansmanın da birçok enstrümanı vardır. Bunlardan bazıları da şunlardır: Sebte ortaklığı, kısmi ortaklık, mudarebe, muzaraa, muğarese, musaka. Burada örnek olarak saydıklarımızın hepsi, kâr finansmanı yönüne bakan finansman araçlarıdırlar. Kâr finansmanı, hayır finansmanı ile birlikte dengeli bir şekilde yönetilirse toplumun içerisinde ekonomik denge oluşur. İslam’ın, dünyada yaşanan tüm sıkıntılara çözümleri bulunmaktadır. Ancak maalesef ki bugün, İslam nizamını tümüyle uygulamaya çalışan hiçbir İslami hükümet bulunmamaktadır ki, bizim de hayıflandığımız nokta burasıdır. Kendi iradesi ile İslam ekonomisini uygulamaya çalışan bir İslam ülkesinin çıkacağı günün, dönüşümün ana noktası olacağını düşünüyorum. Öncelikle kendi ülke ekonomisi düzeyinde ardından diğer İslami ülkelerde ve ardında da tüm dünyada bir dönüşüm olacaktır. Türkiye’nin buna hazır olduğunu düşünüyorum. Şu an iyi bir askeri güce sahip. Bu saydığımız özelliklerin de bağımsız ekonomik güce ihtiyacı var. Döviz kuru üzerinden vurulmaya çalışılan bu darbeleri de biz, bağımsız ekonomi mücadelesi olarak adlandırıyoruz. Eğer askeri bağımsızlıkla birlikte ekonomik bağımsızlık da sağlanırsa -ki bu durum eski imparatorlukların işaretiydi- ülke büyük bir imparatorluğa dönüşür. Başarıya ulaştıran Allah’tır. Hocam bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS