İslam hevaya karşı mücadelede bu çağda yapayalnızdır. İslam’ın dışındaki bütün güçler hevanın önüne geçmek bir yana, kendilerine uymaları karşısında insanlığa va’d ettikleri tek şey hevanın serbest bırakıldığı bir dünyadır.
Hıristiyanlık ve Yahudilik, “Bana uyun”, “bende kalın, benden vazgeçmeyin” ben hevanızın önüne hiçbir engel koymam, diyor. Daha bir iki ay önce Papa, nefsanî arzularda aşağıların aşağısı (esfelü’s-safilin) noktasına düşmüş kesimlerin toplumdan dışlanmamasını, ötekileştirilmemesini tavsiye etti. Siyonist havralar ise kendi hahamlarına bu tür tavsiyeleri yıllardır yapıyorlar. “Heva”, “nefsin kendisini ilgilendirmeyen bir şeye meylederek ona uygun olmayacak bir biçimde yaklaşması”dır. Sözlüklerde hevanın tanımı böyle geçer.
Ama günümüzde “heva”, “heva” ile anlatılmaz. Heva için, “can” denir; heva insanın hayatıyla özdeşleştirilir. Hevaya uymak “canının istediğini yapmak” olarak anlatılır. “canım ne isterse onu yaparım” sözü aslında, “Ben sadece hevama uyarım” anlamında kullanılıyor. Bu sözün sahibi “Hevam amirimdir” diyor. Aslında bu kadar da değil, daha fazlasını söylüyor.
“Hevasını kendine ilah edineni gördün mü? Ona sen koruyucu olabilir misin?” (Furkan: 43)
Tefsirü’l-Veciz’de “hevasını kendisine ilah edinmek” ifadesi, “ilaha itaat eder gibi hevasına itaat etmek” olarak açıklanmış. O halde “Canım ne isterse onu yaparım” diyen sadece “Hevam amirimdir” demiyor, aynı zamanda, “Hevam, benim ilahımdır, ben onun kuluyum, ona tapıyorum, ona kayıtsız şartsız teslim olmuşum, onun lehine irademden vazgeçmişim, irademi ona teslim etmişim” diyor.
Hevaya uymak, hevaperest olmak, akıldan iradeden vazgeçmektir. Şehid Seyyid Kutup, bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle diyor:
“Heva ve hevesini kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü? Sen mi bekçi olacaksın ona?
Bu ifade doğrusu çok gariptir. Bir ruh ki sabit ölçüleri yitirir, mazbut değerlerden mahrum olursa arzu ve isteklerine boyun eğer, şehvetlerinin mahkûmu olur, kendisine tapılırsa artık o ruh hiçbir ölçüyü kabul etmez, hiçbir ciddiliği benimsemez. Hiçbir mantık kaidesini dinlemez. Azgın heveslerini ilahlaştırmaktan ve onlara tapınmaktan başka bir şey yapmaz.” Heva, insanın çamur yanıdır. Hevaperest olan insanlığından vazgeçmiş, kişinin hevasına teslim olması iradesini, akletme (düşünme kabiliyetini kaybederek hayvanlaşması, hayır, ondan da daha aşağı bir noktaya düşmesidir. Bir sonraki ayet-i kerime buna delildir.
“Yoksa sen, onların çoğunun söz dinleyeceğini veya kavrayacağını mı sanırsın? Onlar şüphesiz hayvanlar gibidirler, belki yolları daha da sapıktır.” (Furkan: 44)
Bazen sorulur; “Nasıl oluyor da Mısır’da, Tunus’ta bu kitleler geleceklerini görmüyorlar, ülkelerini düşünmüyorlar, kendi ülkelerini kendi elleriyle dış güçlere teslim ediyorlar? İşte bu sorunun cevabı budur.
Çağımızda “heva”, “keyifle de anlatılır. ‘dokunma keyfime’, ‘Ben keyfimin adamıyım’ sözleri hevaya kul olmayı, hevaya tapmayı anlatır.
Heva, özellikle gençler arasında “yürek-gönül” kelimeleri ile de ifade edilir. “Sen sadece gönlüne uy”, “yüreğinin götürdüğü yere git”, “gönlümden başka paşam yoktur” sözleri heva tapıcılığın (hevaperestliğin, hevaperizmin) sloganlarıdır.
Tablo, gözler önüne gelince insan, “Hevasına uyan, hevasını ilah edinen ne de çok insan var” demek durumunda kalıyor.
Çağ, hevaperizm çağıdır. Hevaperizm çağın en güçlü, en cezb edici, karşı koyulması en güç akımıdır, en geniş yoludur. Hevaperestlere karşı koyan çağı karşısına alıyor, çağdaş değerlerin savunucularının saldırısıyla yüz yüze kalıyor.
Bununla birlikte, “heva” bu çağa has değildir. Heva, nefstir ve “nefs” bir insanlık gerçeğidir. Hz. Yusuf (a.s) “Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis daima kötülüğü emreder.” (Yusuf: 53) buyuruyor. Burada söz konusu olan bir peygamberdir ve o da nefsin şerrinden Allah’a sığınıyor.
İslam öncesinde olduğu gibi İslam döneminde de hevaperizm taraftar buldu, hatta onların pek çoğu iktidar sahibi de oldu. Rivayetlere göre Endülüs’ün son amiri, İspanyol orduları sarayının kapısına dayanırken o, kadınlar içinde “kadınlar gibi” eğleniyordu, düşmanı görünce elbiselerini bir kadın gibi bohçaya doldurup “Anne, ben nereden kaçayım?” diye annesine sesleniyordu. Yine bir iddiaya göre İslami harflerin yasaklanmasından sonra Osmanlı saraylarındaki levhalar sökülmüş, ambarlara çürümeye terk edilmiştir. Ancak İstanbul’da Batı’dan getirdiği mimarlara saraylar yaptıran 3. Ahmed’in özel odasındaki bir levha kapıdan geçemeyecek kadar büyük olduğundan yerinde bırakılmış ve ne yazık ki o levhanın üzerinde büyük bir hat ustalığıyla “Gel, keyfim gel” yazılıymış. Koca Osmanlı, belki de o keyiften aldığı yarayla batma yoluna girdi.
Yine de dünün Müslüman’ı, kendi nefsine karşı mücadele içindeydi, nefsine uyduğunu hissettiğinde tövbe istiğfarda bulunurdu. Hevasına uyan bir kardeşini gördüğünde de va’z u nasihat eder, emribilmaruf ve nehyianilmünker vazifesini yerine getirirdi.
Yenidünyada durum bundan çok farklı… Dünya, artık tek bir gücün hegemonyasındadır ve bu hegemonyanın sahiplerinin en büyük va’di hevayı serbest bırakmaktır. Onlar bu uğurda para harcıyorlar, istihbarat elemanları yetiştiriyorlar, silahlı ve silahsız ordular seferber ediyorlar.
Heva, sanıldığının aksine sadece cinsel alanla ilgili değildir. cinsel alan, hevanın sadece bir kısmıyla ilgilidir. Hevaya uymak, mal edinmeyle ilgili olabilir, diline geleni söylemeyle ilgili olabilir, makam edinmeyle ilgili olabilir, hatta İslami bir konuda görüş belirtme hevesiyle ilgili olabilir. Bu alanların hangisinde insanın efendisi sadece arzusu ise, insan bu alanların hangisinde hiçbir ölçü tanımıyorsa, bu alanların hangisinde sadece keyfini ölçü alıyorsa insan o alanda hevaperesttir, hevaperizmin bir mensubudur, hevasını ilah edinenlerin yolundadır.
Modernizm mezheplerinden kapitalizm, mal edinme hürriyetinden başlayarak insanlığa hevasına uyma hürriyet va’detti.
Demokrasi, söz söyleme hürriyetinden başlayarak insanlığa hevasına uyma hürriyeti va’detti.
Sosyalizm, mal edinme hürriyetinin önünü kapatıp söz söylemeyi denetim altına alırken insanlığa cinsel alanda heva hürriyetini va’detti. Bu alandaki hürriyet va’di, onu hem modernizmin diğer mezhepleriyle ortak bir noktada tutuyor hem de onların verdiğinden daha fazlasını va’d ediyordu. Bana uyun, bu alanda sınırsız hürriyeti yaşayın, bende fuhuş yasak zira bu hürriyet için para harcamaya gerek yok, her şey serbest ve bedelsiz diyordu. Yeni dünya gençliği,onun bu va’doiyle ona aldandı ve sadece onun bu va’dini gerçek buldu, sosyalizmde ne malda ne makamda eşitliği gördü ne emeğin iktidarını, sadece cinsel alanda sınırsız bir serbestliği yaşadı.
Sosyalizmin bu sınırsız va’di karşısında ayakta durmakta güçlük çeken kapitalizm, liberalizme geçti ve “Bırakınız söylesinler, bırakınız yapsınlar” diyerek hayatın bütün alanlarında hevanın önünü açtı. Bu çıkışla hevaperestlik çağın “ortak değeri, ortak hedefi”, “ortak ideolojisi” oldu.
Yahudilik gibi Hıristiyan ruhbanlık da hevaperizm karşısında teslim bayrağı çekti, varlığını koruyabilmek için hevaperizme yönelik bütün eleştirilerine son verdi.
Yunanistan’da Ortodoks keşişlerin sığınıp bir ömür ibadet ettikleri bir yer vardır, bir süre önce gazeteler Yunan polisinin onların yerinden etme girişimlerine karşı keşişlerin Molotoflu karşı koyuşun istihzayla aktarıyordu.
Düne kadar Hıristiyanlık, toplum alanında pes etmişti, ama kendi dar ruhban sınıfını elde tutmaya çalışıyordu. Kiliselerde art arda görülen skandallardan sonra papalık, ruhban sınıfı konusunda bile pes etti, artık her tür ahlaktaki kişiyi rahip diye kutsama noktasına düştü.
Şimdi İslam, hevaperizm karşısında yapayalnız duruyor. İnsanlığın son kalesi olarak tek başına direniyor. Bunun için hevaperizmin küresel güçleri bütün varlıklarıyla sadece İslam’a saldırıyor. Dünün Hıristiyanlık karşısında savaşan sosyalistleri, feministleri, liberalleri artık Hıristiyanlığı hoş görüyor ve “tek gerici güç” diyerek “Küfür tek millettir” mucize gerçeği içinde yekvücut olarak İslam’a karşı savaşıyor.
Bir değere en çok düşman olanlar, o değere bir zamanlar sahip olanlar veya sahip görünenlerdir. Bu, onlarda bir bunalım oluşturuyor ve bu bunalım fiili tepkiye dönüşüyor. Örneğin bir kavme en çok karşı olanlar, o kavmin “Biz artık o kavmin mensubu değiliz” diyen eski mensuplarıdır.
Yahudi ve Hıristiyan din adamları da ahlaka karşı savaşta İslam’ı hedef alan güçlerin en önemli destekçileridir. Küresel güçler, İslam dünyasında hevanın önüne geçmek isteyen iktidarları devirmeye çalışıyor, iktidar olmak isteyenleri engelliyor, İslam dünyasının son zenginliklerine de el koymaya çalışıyor, kendisiyle işbirliği karşılığında kitlelere hürriyet adı altında sadece heva serbestiyeti va’d ediyor.
Bir memlekete karşılık, bir vatana, bir ülkeye karşılık heva hürriyeti… Bu, bir akıl tutulmasıdır. Ki hevanın galip geldiği yerde akla, iradeye yer yoktur.
Çağın İslam davetçisi, sadece emribilmaruf ve nehyianilmünker yapan kişi değildir. Aynı zamanda hevaperizme karşı diren kişidir. Hevaperizmin başladığı yerde düşünce yoktur. Düşüncenin olmadığı yerde çılgınlık vardır, sarhoşmuşçasına hakaret vardır.
İslam’a davet eden, çılgın hevaperestlerin saldırılarını, sarhoş hevaperestlerin hakaretlerin göz almak durumundadır.
Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Eylül 2013 (108. Sayı)
Dr. Abdulkadir Turan