İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

İnsaniyetin En Ulvi Projesi; İsar

2012-01-15
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bir dava veya din manifestolarını iyiliğin simgesi maddelerle doldurabilirler. Ama bu dinler ancak yetiştirdikleri evlatları kadar değerlidirler, yücedirler. Eğer ilkelerini hayatlarına yansıtan talebeler yetiştirmişlerse ilkeleri ile övünebilirler. Ama elhamdülillah İslam fertlerden öte aileler yetiştirmiştir. Ve bugün ...

Daha önceden Medine`yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Haşr: 9)

İslam ferdin hukukunu önceler, ama onu toplumdan soyutlanmış, topluma, çevresine, akraba ile eş ve dostuna karşı duyarsız kalacak şekilde yetiştirmez. Aynı şekilde tarih süreci içerisinde salih fertlerden çok salih topluluk ile salih cemaat ve grupları öne çıkarır ama bu salih topluluk ve cemaatler ferdi boğmaz, iradesine ipotek koydurmaz.

İslam, sosyal çalkantı ve buhranlardan azade bir toplum projelerken bunun, kalbi ve ruhi dinginliği yakalamış fertler üzerinden olacağını bilip bu temel üzerine sosyal projelerini yerleştirmiş. Ayet-i kerime, münafıkların; “… ‘Allah’ın Rasûlünün yanında bulunanlara (fakir muhacirlere) bir şey vermeyin ki, dağılıp gitsinler.’...”(Münafıkun: 7) hesabını boşa çıkardığı gibi Medineli Müslümanların konum ve âli makamlarına yakışır bir ruh olgunluğuna/yüceliğine kavuştuklarınıda müjdeleyen bir haberdir. Bu bütün çağların kalbine dikilecek bir abidedir.

Ayetin nüzulu ile ilgili olarak şu olay veriliyor: “Beni Nadr’dan elde edilen ganimetlerle ilgili olarak Hz. Resulullah muhacirleri muhtaç olmaktan kurtarma maksadı ile Ensar’a; ‘Eğer isterseniz kendi isteğinizle Muhacirlerle paylaştığınız mal ve evleriniz size kalsın, bu ganimetleri de Muhacirlere dağıtalım’ diye teklifte bulununca Ensar; ‘Hayır, biz mallarımızı ve evlerimizi onlarla bölüştük; bu devam etsin. Ayrıca bizler, bu ganimetteki payımızdan da vazgeçip hepsini onlara veriyoruz, dediler.”

Bu tutum yani İsar, dilimize digerğam olarak geçmiş olan üstün ahlak, infak ve sadakadan apayrı bir şeydir. Zira infak ve sadaka var olandan vermektir. Kur`an’ın “avf” diye tabir ettiği yani ihtiyaç fazlasını vermektir. Ama burada ihtiyaç duyulanın verilmesidir. Kendisi büyük bir ihtiyaç içinde olduğu halde ihtiyacını kendine mazeret yapmayıp, vermemek için bir fetva haline getirmeyip kardeşinin ihtiyacını öncelemektir. Bu ruh halinin, bu yüce ahlak örneğinin örnekleri hem Asr-ı saadette ve hem de daha sonraki devirlerde çokça mevcuttur. Ama insanın yüceliğinden soyutlanmış olan zamanımızda bu fedakârlıklar garipsenip olağanüstü olaylar olarak değerlendiriliyor.

Yukarıdaki ayet-i kerime İsar’ın birinci derecesine değinirken “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(İnsan: 8) ayet-i kerimesi ise İsar’ın daha bir üst derecesine işaret ediyor. Zira yukarıdaki ayet-i kerimede bir topluluk bağlantısı söz konusu. Ensar ve Muhacir arasındaki yüksek kardeşlik bağı söz konusu, bu bağ bu yüksek fedakârlığı yapmalarında büyük pay sahibidir denilebilir. Ancak İnsan Suresindeki ayet-i kerime ise sosyal hiçbir bağdan söz etmiyor. Hiçbir kayıt burada söz konusu değil. Onları bu büyük ve ulvi fiile sevk eden tek bir unsur var o da yücelmiş gönüllerinin en derinliklerine kadar işlemiş olan Allah (vechi) rızasına talip olma duygusu. Nitekim sonraki ayet-i kerimede; “Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz; biz sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” (İnsan: 9) diyerek sahip oldukları yüce ruha temas ediyor.

İbrahim Ethem hazretlerinin Şekik-i Belhi’ye bulundukları hali sorup; “Biz bulduğumuzda şükrederiz, bulmadığımızda da sabrederiz.” Cevabını alması üzerine verdiği; “Bunu Horasan’ın köpekleri yapıyor. Onlar da bulduklarında şükrederler bulmadıklarında da mecburen sabrederler. Oysa biz bulduğumuzda dağıtırız, bulmadığımızda da şükrederiz.” Cevabı sanki yukarıdaki ayet-i kerimeyi tefsir için söylenmiş bir sözdür.

Evet, İsar’ın ulvi makamlarında seyrü süluk eden Müslümanlar bulduklarında ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar, bulmadıklarında da Allah onları böyle bir mesuliyetin altına sokmadığı için şükrederler.

Ayet-i kerimenin, muhtacı oldukları şeyleri vermelerine karşılık karşı taraftan hiçbir beklenti içerisinde olmadıklarını ifade etmesi hatta bunu kalplerinde bile geçirmediklerine dair yorumlar bu yüce ruh ve gönül sahiplerinin insanlığın nasıl da zirvelerinde dolaştıklarını ifade etmesi açısından önemlidir. Hele hele günümüz gibi neredeyse yakın akrabaya bile karşılıksız bir iyiliğin yapılmadığı bir zamanda…

Yaşadığımız zaman diliminde bu örneklemelerin bu kadar az olması, mevcut dünya sisteminin üzerine bina edildiği temellerin insanlığın yüce mertebeleriyle tezat oluşturmalarından dolayıdır. Zira mevcut sistemlerin tamamı insanın bütün insani görevlerini kendisinden alıp devlet denilen bir sisteme devretmiş, kendisini ise duygulardan soyutlanmış sabah evinden yiyecek için çıkıp akşam evine dönen hayvan mesabesine sokmuştur.

Belki, sosyal dengeyi sağlamak maksadı ile zekat, vergi vb. fonlar oluşturulabilir. Zenginlerden zorunlu olarak fakir ve yoksul kesimler için paralar toplatılabilir. Ama bu hiçbir zaman ayet-i kerimelerin ifade ettiği yüce ruh enginliğine ulaşmaya vesile olmayacaktır. İsar sahiplerinin aldığı hazzı, vardığı gönül huzurunu yakalamalarını sağlamayacaktır. O yüzden bu, sosyal politikalardan apayrı bir şeydir.

Ayet-i kerimelerde değinilmemiş ama İsar’ın bundan bir üst derecesi olduğu da biliniyor. Hz. Ebubekir’in; “Ya Rabbi! Cehennemde bedenimi o kadar büyüt ki mümin kardeşlerime yer kalmasın” Sözünde kendisini ifade eden ve Üstad Bediüzzaman’ın; “Ben kardeşimin imanının kurtuluşu için iki dünyamı da feda etmeye hazırım. Tek bir dünyasını eline alan karşıma çıksın.” Sözünde muşahhas olan, kardeşinin dünya ahiret kurtuluşu için ahiretini bile feda edip gözünden çıkarma makamı… Bu izah edilir bir makam değil. Bu makamdan sadece ve sadece bu makamda olanlar haberdardır. Bizim bunu ne algılamamız ne de izah etmemiz mümkün değildir.

Bunlar İslam mektebinin yetiştirmiş olduğu ve insanlığın ancak hayranlıkla uzaktan seyrettiği nadide İslam evlatlarıdırlar. Bunlar ve benzeri örneklemeler en az yazılı İslam kültür külliyatımız kadar hatta daha önemli olan muşahhas külliyatlarımızdırlar.

Bir dava veya din manifestolarını iyiliğin simgesi maddelerle doldurabilirler. Ama bu dinler ancak yetiştirdikleri evlatları kadar değerlidirler, yücedirler. Eğer ilkelerini hayatlarına yansıtan talebeler yetiştirmişlerse ilkeleri ile övünebilirler. Ama elhamdülillah İslam fertlerden öte aileler yetiştirmiştir. Ve bugün bu kadar düşmanına rağmen hala bu kadar güçlü olarak mücadele meydanında yer alıyorsa bunda bu özelliğinin büyük payı vardır.

Sürekli olarak bu mirası ile övünen biz Müslümanların yeni örnekler ortaya çıkarması bir zorunluluktur. Zira Hz. Ömer’in adaletinden söz etmemiz ya da su diye inleyen yaralı mücahitlerin kendilerine su ikram edildiği zaman kardeşlerini kendilerine tercih etmelerinden söz etmemiz veya başka örneklemeleri dile getirmemiz artık insanlara neredeyse fazla bir şey ifade etmiyor. Ve muhatapların hep şu soruları yöneltmelerini beraberinde getiriyor.

Bugün bu davanın bir müntesibi olarak sen ne yapıyorsun. Sen değil ihtiyacını bir kenara atmayı konforundan bile taviz veremiyorsan; ashabın İsar’ını istediğin kadar halka anlat bunun ne sana ne de halka fazla bir faydası olmaz.

Selef-i salihinin ulaşmış olduğu yüce mertebelere doğru yol almayı bize nasip etmesi dileğiyle…

Faruk Hamza / İnzar Dergisi - Ocak 2012 - 88. Sayı
 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS