İnsanın nihai bir hedefi olmalıdır. Çünkü dünya hayatının faniliği, yüzeyselliği ve kısalığı insanın hakiki ve nihai bir hedefe sahip olmasını zorunlu kılıyor. Allah’ın (cc) Müslümanlara farz kıldığı Hacc vecibesi, bu iki yöne tam bir tatmin sağlamaktadır. Hacc, insan için hem amacını elde etmesini hem de amacına yönelik bir hüccet kazanmasını sağlıyor.
Haccın amaç ve hedef boyutu
“Evi haccetmek, Allah için insanlar üzerinde bir haktır “ (Ali imran:97) buyrulur. Ayet-i kerimede bağlaç olarak “ala” ve “le” harfi cerleri geçmektedir.
Ayette geçen “üzerinde” manasındaki “ala” harf-i cerri, genel olarak sorumluluğu ve yükü ifade eder. Bu sorumluluk yerine getirildiğinde insanın üzerindeki yük kalkar ve bunun sonucunda Allah (cc) ile insan arasındaki rabıta; “Le-için” harf-i cerri kalır. Bu şekilde insan yükten kurtularak, “Lillah- Allah için” olur, sadece O’na yönelir. Haccın hedef boyutu “alâ” harf-i cerrinden kurtulmaktır. Çünkü üzerinde manasındaki “Alâ” harf-i cerri, bir perdedir, sınırdır. “Alâ-üzerinde” harf cerri sırtında bulunduğu sürece insan sorumluluktan kurtulamaz. Fakat bundan kurtulduğunda da tam anlamıyla “Lillah-Allah için” olur. Yani o zaman “Lillah” olarak insanın her şeyi, her işi Allah için olur. Her işte O’nu hedefler. İşte Haccın hedef boyutu burada tahakkuk eder. “Le” harf-i cerri aynı anda hem “için” hem de “ait” manalarına gelir. Yani bu şekilde “Lillah” olmak hem “Onun için” hem “Ona ait” olmak manasındadır.
“Lillah, Allah için olmak, Allah’a ait olmak…”
Allah için olmak, her işinde Allah’ın emrini ve rızasını gözetmektir. Her şeyi ve her işi O’nun için yapmaktır. Burada bir yöneliş, bir hassasiyet vardır. Fakat aynı zamanda burada korku ile ümit arasında bir beklenti de söz konusudur. Burada hedefe doğru bir seyir vardır lakin henüz tam manasıyla hedefe ulaşılmış değildir.
Öte yandan “Allah’a ait olmak” ise her şeyi O’nun adına yapmaktır. İnsan hacca Allah için gider, O’na ait olarak geri döner. İşte bu, haccın en önemli hedefi ve aynı zamanda sonucudur. Allah’a ait olmak, Allah’ın iradesiyle insanın iradesinin birleşmesidir. Bu durumda İnsanın yaptığı her şey sadece Allah’ın adıyla değil aynı zamanda O’nun adınadır. Bu makamdaki kimse, “Bismillah” dediğinde sadece “Allah’ın adıyla” demiş olmuyor, “Allah’ın adına” demiş oluyor. Takdir edersiniz ki bu ikisi birbirinden çok farklıdır.
Hacc, neden haram beldeye yapılır ya da haccın olduğu yer neden haram kılınmıştır?
Haram; korunmuş, yasak, dokunulmaz gibi manalara gelir. Ama buna ilaveten mahrumiyetle aynı kökten olduğu için haram, aynı zamanda yoksunluğu ve yokluğu da ifade eder. Gerçekten hacca giden kimse haccın bu iki yönüyle de karşı karşıya kalır. İhramda bulunduğu sürece bir kimse hem birçok şeyden mahrumdur hem de birçok şey ona haramdır. Bu, insanı “O’nun için” konumuna getirir. Yani tam anlamıyla insanı “Allah için” yapar.
Neden hacda “Lebbeyk!” diye nidada bulunulur?
İnsan hacda “Lebbeyk” diyerek buraya gelmek ve burada ikamet etmek için her türlü mahrumiyete ve harama katlanacağını ilan eder. Lebbeyk de “Lübb”ten gelir. Lübb; hem bir şeyin özü, ortası, hassı hem de “çağrıya icabet etmek” manasındadır. Burada lebbeyk nidası, acayip bir şekilde “Lam’ın” her iki manasına talip olmayı ifade eder. Yani hacceden kimse “Lebbeyk” dediğinde aslında şunu demeye getirir: “Ya Rabbi senin çağrına icabet ettim, Senin için buraya geldim. Beni Lübb olarak geri gönder. Öz olmuş, özelleşmiş, has olmuş olarak gönder. Senin için buraya geldim. Sen de beni kendine ait olarak geri gönder. Ben ‘Lebbeyk’ diyerek buraya geldiğimde Senin için geldim ama ben bununla yetinmek istemiyorum. Artık her türlü yükünden kurtulmuş, üzerindeki yükleri ve sıkıntıları atmış olarak Sana ait olmak istiyorum.” Lübb olmak; kabuğundan sıyrılarak öze varmaktır. Mahrumiyetten mevcudiyete, haramdan hürriyete ermektir.
Lebbeyk demek, marifeti talep etmektir. Çünkü ancak ”Ululelbâb-Lübb sahipleri”, marifet sahibi olur, arif olur. İşte Arafat’a bunun için çıkılır. Çünkü Arafat, marifetten gelir. Öz haline gelmiş olan kimse, artık hem Ârif hem de maruftur. Hem bilen hem de bilinendir. Ya da farkeden ve farkedilen de diyebiliriz. Hepsi aynı yola çıkar.
Haccın bulunduğu mekân haram, korunmuş ve mahrum olmalıdır ki bu vecibenin ifası sırasında insana tesir edecek, ona kabuk olacak hiç bir şey söz konusu olmasın. Aksi takdirde insanın “Lübb olması” süreci tehlikeye girer.
Lebbeyk nidası hem çağrıya icabet etmek hem de öz olmaktır. Bunu tekrar tekrar söyleyen kimse kabuğundan kurtularak kendi kendisinden kurtulmayı umar. Bu da onun kendi kendisinin ortağı olmaktan kurtulmasıdır. Bu nedenle “Lebbeyk” nidasından sonra “Senin hiçbir şerikin yoktur ey Allah’ım” nidası tekrarlanır. Çünkü öz olmak özgürlüktür. Artık herşeyi kabuksuz görmektir. Marifete ererek herşeyi ve herkesi özüyle müşahede etmektir. Yani “Lebbeyk” haccın bütün sırlarını, amaçlarını ve hedeflerini içinde taşıyan bir tılsımdır. Bu nedenle Lebbeyk denilen yerin haram olması, mahrum olması gerekir ki oraya gelen “Lübb-öz” haline gelsin, Lebîb olsun. Akıl, hikmet, marifet ve hitabet sahibi olsun.
Allah (CC), Kâbe’ye “Beyt-Ev” ve “Mescit” isimlerini verir. Beyit; geceleyin sığınılan, sükûna erişilen yer manalarına gelen “mebittten” gelir. Demek ki Kâbe, insanı dünyanın meşgalesinden kurtararak onu gecenin yani ruhun huzuruna ve sükûnuna erdirir. Malum, gece insanın yüklerinden kurtularak hafiflediği zaman dilimidir. Hacc ile Beytullah’a giden Müslüman huzura ve sükûna ererek dünyaya karşı azad olur. Müzdelife, yakın olan yer manasındadır. Artık ona nispetle uzaklık mefhumu ortadan kalkar. Ahireti ve cenneti pek yakın görür.
Hacc’dan sonra her iş, her davranış Safa ile Merve arasındadır. İnsan için bundan sonra her iş safidir. Her şey lezzetlidir. Bundan böyle Nefs ile Ruh arasında bir bütünlük vardır. Hararet ve serinlik birbirini dengeler. Hararetten serinliğe, serinlikten sıcaklığa bir sa’y vardır, seyir ve hareket vardır. Her birisinin ayrı bir lezzeti vardır. Bu şekilde Hacc dünya ile ahiretin, Ruh ile Nefsin birliğini temin eder. Bu andan sonra Müslüman için herşey özdür, birdir. Yaptığı her şey Allah içindir, dahası Allah’ın adınadır.
Haccın hüccet boyutu nedir ya da Kâbe’yi tavaf edenlere neden “Hacı” sıfatı verilir?
Haccın hüccet boyutu, ispat boyutu vardır. Hacca giden her Müslüman haccın şiarlarının ispatına şahit olur. Bunun hüccetini dolayısıyla tesirini kalbinde ve zihninde yaşar. Bu nedenle kendisine “Hacı” denilir. Hacı, hem hacca giden hem de hüccet taşıyan anlamındadır. Hacı, Mescid-i Haram’a turistik bir gezi yapan değil bunun hüccetini, delilini, tesirini üzerinde taşıyıp getiren, bunun alametini gösteren böylece kendisini müşahede edenlere bir hüccet olduğunu ortaya koyan veya böyle olduğu varsayılan kimsedir. Bu nedenle Hacı, sadece isminin değil, taşıdığı hüccetin de farkında olmalıdır. Ki böylece hücceti tekrar ona hac, haccı da tekrar ona hüccet olsun ve bu, öylece sürgelsin ve devam etsin.
Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi – Ekim (109. Sayı)
Abdulhakim Sonkaya