“Sahil ameller işlemekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi bir takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zaman da insan mü`min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler. Mü`min olarak geceler, kâfir olarak sabahlar. Dinini küçük bir dünyalık karşılığında satar!” (Müslim, iman, 186; Tirmizi, fiten, 30; İbn-i Mace, ikame, 78)
“Elif, Lam, Mim. İnsanlar imtihan edilmeden sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılıvereceklerini mi sandılar. And olsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik.” (29/1,2,3)
Meşhur hadis-i şerifte, fitne ve fesadın ayyuka çıktığı ahir zamanda, “imanı korumanın, elinde ateşten bir kor tutmak gibi çetin olacağı…” haber verilmiştir. İçinde yaşadığımız şu zaman, hadis-i şeriflerde haber verilen fesad-ı zamanın ta kendisidir. Bugün deccal avenesinin köşe bucak, cadde sokak kol gezdiği, en ücra yerlere kadar istila ettiği ve teknolojik şebekelerle evlere kadar girdiği şu fitne çağında imanı kaybetmek içten bile değildir. Bir anlık gaflet ve şehvetle başlayan aldanış neticesinde insan, imanını kaybedip tepe taklak olup gidebilir. Gözünü koruyamayan, gönlünü de koruyamaz. Bir anlık gaflet neticesinde gözden giren fitne ateşi, imanın evi mesabesinde olan gönlü yakıp kül ederek insanı felakete sürükleyebilir. Günümüzde sokakta, okulda işyerinde ve evinde bile herkes bu tehlikeyle iç içedir. “Herkes sabahtan (dışarı çıkar) nefsini satar, kimisi onu azad eder, kimisi de helak eder!” (Müslim, Taharet, 1)
Bilhassa gençler, deccal şebekesinin asıl hedefidir. Deccal avenesinin elinde ve denetiminde olan bütün teknolojik kanallar genç kitleleri yoldan çıkarıp avlamak, imanını ve iffetini çalıp cehenneme postalamak için seferber edilmiştir. Cadde ve sokaklara deccalın ağları serilmiş, medyatik kanalizasyonlar köy evlerine kadar her yere döşenmiştir. Her çatıda bir çanak, cadde ve sokakları dolduran bir sürü çıplak ve onların peşinden cehenneme koşan bir yığın ahmak! Akıl almaz bir gaflet ve aldanış seline kapılıp yolunu kaybetmiş, nereye gittiğini bilmeyen, netice ve akıbeti göremeyen, gönül gözü kör olmuş, şuursuz ve nursuz kalabalıklar!..
Bir sel felaketine kapılmışçasına, şehvet ve lezzet anaforunda ruhunu ve şuurunu kaybederek boğulup giden yüz binlerce genç fidan, imtihan ateşinde yanıp kül olan nice insanlar…
Çağdaş deccal illüzyonuyla büyülenmiş ve gözü dönmüş gafil kitlelerin dünyanın hakiki çehresini anlayıp uyanmaması için her gün piyasaya yeni model oyuncaklar sürülmekte, medyatik kanalizyonlarla sahte gündemler icat edilerek zihinler meşgul edilmekte, deccalın oltasına takılmış ve ne yapacağını şaşırmış milyonlarca insan gaflet ve şehvet meralarında koyun gibi güdülmektedir. Aldanmak ve akıntıya kapılıp helak olmak çok kolay! Yükselmek için çaba, dikkatli çalışma ve sürekli bir itina gerekirken düşmek için hiçbir çaba gerekmez. Helak olup gitmek için kendini boşluğa-akıntıya bırakıvermek yeter! Zaten dereye düşen şuursuz kütüğü akıntı kolayca sürükler! Hadis-i şerifte buyruluyor: “Cennetin yolu nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle; cehennemin yolu da nefsin hoşuna giden şehvetlerle döşenmiştir.” (Buhari, Rikak, 28; Müslim, cennet, 1)
Aldanmak ve akıntıya kapılıp kaybolmak kolay; akıntıya karşı durmak, kazanmak ve kurtulmak ise zordur. Nefis, şeytan ve dünya fitne üçgeninden iman selametiyle kurtulmak, ancak çetin mücahedelerle ve Hakk Teâlâ’nın lütuf ve inayetiyle müyesser olur. İnsana düşen; irade ve azim, sabır ve sebat ile mücahedeye devam etmek ve Hakk’ın inayetine mazhar olmak için gayret etmektir. Çaba ve çalışma kuldan, tevfik ve inayet Hakk Teâlâ’nın lutf-ü keremindendir.
Fitne ve fesadın ortalığa veba salgını gibi yayıldığı, fuhşiyatın cadde ve sokaklara taşındığı, çıplaklığın ve ahlaksızlığın baş tacı yapılıp alkışlandığı şu karanlık ortamda imanı korumak iffetli olmaya bağlıdır. Hayâ ve iman ikiz kardeş gibi eştir; biri olmadan diğeri de yaşayamaz. İmansız hayâ, hayâsız da iman olmaz. Edep, iffet ve hayâ kalpte yaşayan diri ve canlı bir imanın inikâsıdır. İmanın kuvveti nispetinde iffet ve hayâ vardır. Her günah, iman duvarına indirilen bir darbedir. Bu darbeler çoğalırsa iman duvarı tamamen yıkılabilir ve ebedi saadetin teminatı olan iman, zayi olup elden çıkıp gidebilir. İmanı muhafaza etmek için sürekli çaba, dikkat ve itina gerekir. İki cihanda en kıymetli nimet, iman nimetidir. Onu zayi eden, her şeyini kaybeder; sonra da dünya sokaklarında serseri gibi gezer.
Dünya sokakları, çarşı ve pazarları gaflet ve şehvet çukurlarına düşüp aklını, iman, izan, iffet, edep ve hayâsını ve ahlakını kaybetmiş serseri kadın ve erkeklerle doludur. İman, insanı insan kılan bütün ahlaki faziletlerin temeli, aslı ve esasıdır. İman varsa, her şey vardır; iman zayi olursa her şey yıkılır, insan tepetaklak olur.
Aklın icabı ve ahlakın esası da imandır. İmanını zayi eden, aklını yitirmiş deli gibi ortalıkta dolaşır.
İmanını, aklını ve izanını kaybetmiş şuursuz insan müsveddelerinden ahlaklı ve hayâlı davranış beklemek yanlıştır. İnsan, şuuruyla ve imanıyla insandır. İman ve şuurdan mahrum olan, hayvandan daha aşağıdadır. Nitekim hayvanların aklı olmadığı için hayâsı da yoktur. İffet, edep, ahlak ve hayâ sadece insana mahsustur. Bu faziletler ise ancak imanla hayat bulur. İmanını kaybeden bu faziletlerden mahrumdur. İstinad duvarı yıkılan bir binanın çökmesi kaçınılmaz olduğu gibi, bütün insani değerlerin esası olan imanın temeli sarsıldığı zaman insana mana veren ahlaki meziyetlerin de ayakta kalması imkânsız sayılır. İmanını, dolayısıyla iffet, edep ahlak ve hayâsını kaybeden insanlardan geriye işte bugün sokakları dolduran görüntüler kalır.
Gaflet, şehvet ve cehalet sarhoşluğuyla aklı başından gitmiş ve insanlık şerefini zayi etmiş binlerce şuursuz kadavra, yatak kıyafetleriyle çarşı ve pazarlarda hayâsızca dolaşırlar! Zira akılsız deliler ve hayvanlar utanmazlar, imanı olmayanın aklı ve hayâsı da olmaz.
Dünyaya, sırf dünya penceresinden bakmak bizi yanıltır ve aldadır. Dünyaya ukba penceresinden bakmak lazımdır. Etrafımızda cereyan eden hadiselere ve gözümüze takılıp kalbimizi etkileyen aldatıcı şekil ve suretlere netice ve akıbet gözüyle bakınca acırız ve ağlarız. Cadde ve sokaklarda yarı çıplak gezen, aklını, imanını, iffet, edep ve hayâsını kaybetmiş şuursuz delilere ancak ibret, hayret ve dehşetle acıyarak bakarız ve insanı insan kılan mananın ancak iman olduğunu daha iyi anlarız. İmanını kaybeden kimseden geriye kalan sadece yiyen, içen ama akledemeyen şuursuz bir cesed torbasıdır. Güzel olsa ne olacak, değil mi netice ve akıbette kabirde böceklere yem olacak!!!
Dünyevi güzellikler zevale mahkûm, gelip geçici, aldatıcı birer hayaldir; bir an sonrası meçhul anlık tezahürler, gölge gibi kaybolup giden bir takım yalancı şekil ve suretlerden ibaret fani görüntülerdir. Dünya güzelleri aldatıcı bir serap veya toprağa yansıyan ay ışığından farksız bir gecelik rüyadır. Dünya, fani ve mecazi güzellikler diyarıdır. Hadis-i şerifte bildirildiği üzere: “Dünya mü`minin zindanı, kâfirin cennetidir.” Dünya, deccalın sahte cennetidir. Elbet bir gün yıkılıp gidecektir. Anlık, zuhurdan ibaret fani güzellikler de sonunda toprağa karışıp giderler, zılli bir akistirler.
Ölmeyen, çürüyüp gitmeyen, tükenip bitmeyen, asli, hakiki ve daimi güzellikler ahirettedir; iman edip salih ameller işleyenlere vaat edilmiştir. “Şüphesiz ki ahiret, daha hayırlı ve asıl kalıcı olandır.” (A’la, 17)
Her zamanın ve mekânın kendine mahsus imtihanı vardır. Müslüman’ın vazifesi; içinde bulunduğu vaktin imtihan sebeplerini anlamak, imtihan ateşinde yanmadan kazanıp kurtulmaya çalışmaktır. Deccal avenesinin çarşı-pazar, cadde-sokak, köşe-bucak çekirge afeti gibi her tarafa yayıldığı şu fesad-ı zamanda her Müslüman ferd, çetin bir iffet imtihanıyla karşı karşıyadır. Sadece dışarıda değil, kendi evinde bile bu imtihan sebepleriyle iç içedir. Altmış yaşındaki ihtiyarlar bile bu imtihandan uzak değildir. Bu imtihanı kaybederek helak olup gitmek artık içten bile değildir. Evindeki veya cebindeki cihazın bir tuşuna dokunmakla imtihan ateşinin içine düşmek ve iffetini kaybetmek mümkün hale gelmiştir. Bugün Müslüman ferd ve aile, amansız bir ateş çemberinin içinde imanını ve iffetini kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıyadır. Belki tarihin hiçbir döneminde günaha düşmek bu kadar kolay olmamıştır. En feci günahların alenileşip sokaklara taştığı şu fitne çağında, “Bana bir şey olmaz!” diyen aldanmıştır.
Sana nasıl bir şey olmaz? Sen de heva ve heveslerle, tutku ve ihtiraslarla dolu etten-kemikten bir insan değil misin? İmtihan ateşine düşünce yanıp kül olmayacağından nasıl emin olabilirsin? “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis, daima kötülüğü emredicidir; ancak rabbimin rahmetiyle koruduğu müstesna. O, Gafur ve Rahim’dir.” (Yusuf, 53) ayet-i kerime hitap ediyor! Rabbimiz, Kitab-ı Kerimi’nde, “Sakın zinaya yaklaşmayın (sebeplerinden ve mahallerinden uzak durun); çünkü o çirkin bir iştir ve kötü bir yoldur”(İsra, 32) buyurmadı mı? O halde yanıp gitmemek için bu ateşe yaklaşmayacaksın, mümkün mertebe fitne ve fesad ortamlarından uzak duracaksın. Ayet-i kerimede buyrulduğu üzere, “Kendini ve aileni yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşine düşüp helak olmaktan korumaya çalışacaksın”(Tahrim: 6 mealine atfen) sürekli müteyakkız, dikkatli, ayık ve uyanık olacaksın; sünnet-i seniyede tarif edilen kurtuluş vesilelerine dört elle sarılacaksın; imtihandan gafil olmayacaksın! Hayatı, “her an bir imtihan” şuuruyla yaşamaya, karşılaştığın her sebep ve hadisede imtihan noktalarını arayıp bulmaya ve kazanmaya çalışacaksın!
Hayat, izzet ve şerefle kazanılması icab eden ağır bir imtihandır. Ebediyet için yaradılan insana fani arzuların tutsağı olmak yakışmaz! Hakiki hürriyet, tutku ve ihtirasların esaretinden kurtulmak; en büyük saadet, yalnızca Hakk’a kul olmaktır. Aldığımız her nefesin son nefesimiz olması ihtimali vardır. Yaşadığımız her an bir imtihanla karşı karşıyayız. Anlayan ve kazananlardan olmak duasıyla vesselam…
Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Ekim 2013 (109. Sayı)
Yusuf Akyüz