1-Dönemindeki Gelişmeler:
a-Valilerin ataması:
*Hz. Ali, henüz Medine’den ayrılmadan valileri değiştirecek bir politika uygulamak istedi. Bunun için valilerin ataması üzerinde durdu.
*Hz. Ali, Kufe’ye geldiğinde köşke yerleşmeyip mescide gitmişti. Medine ise siyasi ihtiras ve fitnelerden uzak, mukaddes bir belde olarak kalacaktı. Hükümetin yeni merkezi artık Kufe idi.
*Şam’a atadığı valinin şehre girmeden döndürülmesi üzerine Muaviye b. Ebu Süfyan’a biat etmesi için bir mektup yazdı. Mektuba cevap olarak Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılmadan biat edilmeyeceği yazılıydı. İşin artık silahla halledileceği ortaya çıkmıştı.
b-Cemel Savaşı:
Mekke’ye giden Hz. Talha ve Hz. Zübeyir, Hz. Aişe ile birlik olup muhaliflerle beraber bir ordu kurdular. Yemen’in devrik valisinin maddi desteğiyle oluşan bu yapının içinde Mervan bin Hakem de vardı. Aralarındaki plana göre Müslümanlar arasını ıslah etmek için ancak Hz. Osman’ın katillerine kısas uygulanmalıydı. Böylece ihtilafların olduğu bölgeye gitme fikrine binaen Basra’ya doğru yola çıktılar.
Bunun üzerine Hz. Ali, hazırlıklara girişip Basra’ya yöneldi.
Hz. Ali ve Hz. Aişe’nin orduları karşılıklı yerleştiler. Her iki taraf da kendilerine saldırıldığı zannıyla her ne kadar karşılıklı anlaşıyorlar gibi görünseler de savaşa giriştiler. Böylece her iki taraf istemediği halde savaş başladı.
Hz. Ali, savaşın ortasına atını sürüp Hz. Zübeyr b. Avvam’a Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’e “Sen bir gün Ali ile haksız yere savaşacaksın.” deyişini hatırlattı. Hz. Zübeyr bunu kabullenip savaşı terk etti, vadiye yürüdü ve bir okla şehit edildi.
Savaşın ortasına üzerinde olduğu deveyle getirilmiş olan Hz. Aişe yalnız kaldı. Hevdecine saplanan oklarla hevdeci adeta kirpiyi andırıyordu. Savaş, devesi etrafında yoğunlaştığı için Cemel Savaşı diye bilindi. Arkasından deve saldırıya uğrayınca Hz. Aişe’yi, kardeşi Muhamed b. Ebi Bekir savunup yanına aldı.
Hz. Aişe, Hz. Ali’den özür dileyip yaptığının yanlış olduğunu beyan etti. Hz. Ali, onu Medine’ye kardeşi Muhammed’in refakatinde gönderdi.
Hz. Ali, Basra’da birkaç gün kaldıktan sonra Kufe’ye döndü. Böylece Hicri 36. senede (M.657) gerçekleşen Cemel Vakası, Hz. Ali’nin lehine neticelendi.
Hz. Ali, Cerir b. Abdullah’ı Muaviye’ye gönderip sulh teklif ettiyse de Muaviye ısrarla Hz. Osman’ın katillerine kısas uygulanmasını istiyordu. Böylece ortaya çıktı ki tek çözüm savaşmaktı. Her iki taraf savaş hazırlıklarına giriştiler.
c- Sıffin Savaşı:
Hz. Ali, ordusuyla Kufe’den ayrılıp Sıffin ovasında karargâh kurdu. Muaviye de başkomutanı Amr b. As’ı alarak Sıffin’e önceden varmıştı.
Hz. Ali, kıymetli kimseleri anlaşma için aracı yapsa da bir fayda görülmedi. Üç aya yakın arada gidip gelen heyetler sadece savaşı geciktirdi.
İki ordu son derece şiddetle çarpıştılar. Hz. Ali, yaptığı bir hitabet ile ordusunu gayrete getirdi.
Üstünlüğün Hz. Ali’nin ordusuna geçtiğini ve yenileceklerini gören Amr b. As askerlere mızraklarının ucuna birer Mushaf takmalarını emretti. Askerlerine “Aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun.” diye bağırmalarını söyledi.
Hz. Ali, bunun bir harp hilesi olduğunu anladı. Son bir hücum emrini verdiyse de ordusunun askerleri Kur’an’ın hakem olarak kabulü için yapılan teklifin yerinde olduğunu söyleyip savaşmadılar. Hz. Ali çaresiz kalınca görüşmeler tekrar başladı.
Görüşmeler sonucunda “hakem usulü” ile meselenin hal edilmesi kararlaştırıldı.
İki tarafın hakemleri yanlarında 440’ar kişiyle Devmetu’l Cendel/Ezruh’ta toplandılar. Varılan hükme göre Hz. Ali ve Muaviye işten el çektirilip hal edilecek ve yerlerine bir Şura karar verecekti. Bu kararı tebliğ etmek üzere ayrıldılar.
Varılan kararın tebliğ edilmesi zamanı geldiğinde Ebu Musa hem Hz. Ali’yi hem Muaviye’yi varılan ortak karar gereği hal ettiklerini yeni bir halifenin seçilmesinin Şura’ya bırakıldığını söyledi. Ardından Amr b. As çıkıp Ebu Musa’yla beraber Hz. Ali’yi hal ettiklerini, kendisinin Muaviye’yi halife olarak atadığını söyledi. ‘Hz. Osman’a varisin, onun kanından olduğunu’ belirtti.
Bir anda ortalık karıştı. Çünkü bu hileli bir girişimdi. Hakem usulü böylelikle neticesiz bir noktaya varmıştı.
Hz. Ali, Kufe’ye Muaviye Şam’a döndü. İki ordunun mevcudu için abartılı sayılar söylense de toplam 90 bin oldukları söylenmişti. Her iki taraf on binlerce kayıp vermişti.
*İbni Kesir bu savaşta az sayıda sahabenin olduğunu (30-100 gibi) yazmıştı.
*Bedir ehli toplam 9 sahabi bu savaşta bulunmuştu.
*Bu savaşta Ammar b. Yasir, Hz. Ali tarafındayken şehid oldu. Tabiinlerden olan Veysel Karani de bu savaşın şehidi olmuştu. Amr b. As “Ammar’ı asiler öldürecek.” hadisini iyi bildiğinden içine düştüğü pozisyonu anladı. Muaviye hemen “Onu biz değil savaşa getiren öldürdü.” diyerek olayın yönünü değiştirdi.
*Bu savaştan sonra Muaviye meşru halife kabul edilip Şam’a yerleşti. Hz. Ali ise onu hiçbir zaman meşru görmedi. Fakat bir daha da savaşmadı.
*İslam tarihinde iki başlı dönem böylece başladı.
d-Hariciler Hareketi:
Hz. Ali, Sıffin sonrası Kufe’ye dönerken ordusunda 8 veya 12 bin kişilik Iraklı bir kuvvet vardı. Bunlar “hakem tayin edilmesini” küfür sayanlardı. Hz. Ali’nin de hakem kararını bu anlayışa binaen şirk sayarak ondan ayrıldılar. Halife olan Hz. Ali’ye karşı çıktıkları (huruç ettikleri) için kendilerine “Hariciler” dendi.
Yaydıkları fitne, gittikçe artıyor ve tehlike saçıyordu.
Bu gelişmeler üzerine Hz. Ali onları tedip etme niyetiyle kalabalık bir orduyla yola çıktı. Taberi, ordunun 68 bin kişi olduğunu yazmıştı. Hz. Ali’nin bir askerini öldürmeleri üzerine Hz. Ali, hazırlıklara girişti.
Hz. Ali ordusunu düzene soktu. Teşvik edici sözler söyledi. Verilen üç günlük süre bitmişti.
Hz. Ali’nin ordusu bir anda üzerlerine çullanıp onları imha etti. Meydanda henüz ölmemiş 400 kişiyi Hz. Ali, ailelerine teslim etti. Kendi ordusunda ise sadece iki kişi öldürülmüştü. (H.38 yılı, 9 Safer/M.17 Temmuz 658) Hz. Ali, bunlara baği muamelesi yaptı. Tekfir etmedi, yaralıları öldürmedi. Mallarını ganimet, yaşayanları esir almadı. Kaçanları kovalamadı. Hep iyilikle muamele edip konuşarak sorunu halletmeye çalışmasına tarih şahitti.
Nitekim Tarık b. Şihab, “İbn-i Ebi Şeybe”de geçtiği üzere Hz. Ali’ye Nehrevan ehli hakkında şu soru soruldu: “Müşrik miydiler?” Dedi ki: “Şirkten kaçtılar” “Peki münafık mıydılar?” “Muhakkak ki münafıklar Allah’ı pek az zikrederler” dedi. “Peki nedirler?” Dedi ki: “Bize karşı baği olmuş bir topluluktu.”
Öte yandan bu durum, Nehrevan’da yakınları öldürülen Haricilerin Hz. Ali’ye suikast düzenleme ve intikam alma arzusunu doğurdu.
Hz. Ali, bu orduyla Şam’a karşı sefer yapmayı düşünse de yeterince silah ve araç gereç olmadığını, askerlerinin de buna istekli bulunmadığını görünce hevesi kırılıp Kufe’ye geri döndü.
2-Fetihler:
Hz. Ali döneminde iç karışıklıklarla uğraşma sonucu serhat boylarında cihad etme ve yeni yerleri fethetme gayesi, 2. plana düşmüştü.
Döneminde İran’ın güneybatısı, Horasan, Nişabur’u ve Merv alındı.
Azerbeycan, Sind ve Deylem bölgelerinde cihad yapıldı.
Hz. Ali, döneminin iç karışıklıklarıyla uğraşırken Muaviye, Suriye’deki iktidarının temellerini kalıcı hale getiriyordu. Öyle ki Suriye sınır boylarındaki cihad orduları Hz. Ali’nin Irak topraklarındaki ordularından daha donanımlı ve düzenli idi. Dönem hakem olayından sonra çift başlılık dönemiydi.
C-Vefatı:
Hz. Ali de yorulmuştu. Şöyle bir dua ettiği rivayet edilmişti: “Allah’ım! Ben onlardan bıktım, onlar da benden. Beni onlardan onları da benden kurtar. (Kendisini kastederek) Sizin en bedbahtınızı kana bulamaktan engelleyen nedir?”
Gerek Sıffin gerek Nehrevan savaşları özlenen barışı getirmeyince tevhid de sağlanamadı. Gruplaşmalar almış başını gidiyordu. Haricîlere göre tüm bunlara sebep olarak görülen üç kişiydi: Hz. Ali, Muaviye ve Amr b. As.
Haricilerden Abdurrahman b. Mülcem, Bürek b. Abdullah ile Amr b. Bekir suçlu olarak gördükleri her üç ismi öldürmeye karar verdiler. Varılan karara göre aynı gün ve aynı saatte öldürüleceklerdi. Böylelikle İslam’ı saran fitne ve fesat son bulacaktı.
İbni Mülcem Hz. Ali’yi, Bürek b. Abdullah Muaviye’yi, Amr b. Bekir de Amr b. As’ı sabah namazında öldürecekti. Bu karar 17 Ramazan 40’ta (21 Ocak 661) gerçekleşecekti.
İbni Mülcem, Cuma gecesinden caminin giriş kapısında sabah namazında oğlu Hz. Hasan’la beraber gelen Hz. Ali’yi başından yaraladı ve yakalandı.
Hz. Ali’yi evine götürdüler. Taberi Hz. Ali’nin şöyle söylediğini kaydeder: “Cana can! Öldürülürsem beni öldürdüğü gibi onu da öldürün. Kalırsam ne yapacağımı o zaman karar veririm.”
Hz. Ali, Pazar gecesine kadar yaşadı. O gece vefat etti. (19 Ramazan 40/25 Ocak 661) Onu oğlu Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve yeğeni Abdullah b. Cafer tekfin ve teçhiz edip Kufe’de imaret konağında defnettiler.
61-63 yaşında şehid edildiği rivayetler arasındadır.
Muaviye ve Amr b. As ise suikastlerden kurtuldular.
D-Fazileti:
*Aşere-i Mübeşşere’den olan Hz. Ali mütevazi biri olup son derece haya sahibiydi. Cesaret ve kahramanlıkta gözü gördüğünden korkmazdı.
*Her bakımdan övülecek bir kişiliği olduğu aşikardı. Yaşamı boyunca züht ve takva içinde yaşadığından dünya malı edinmedi.
*Kendinden önceki halifelere danışmanlık ve kadılık gibi yardımlarda bulunan Hz. Ali’nin en önemli özelliklerinden biri, “İlmin Kapısı” diye Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem tarafından nitelendirilmesiydi.
*Hz. Ali’nin son döneminde kendisine Murad kabilesinden bazılarının suikast yapabileceği söylenmesine rağmen hiçbir zaman koruma tutmadı. “Ecel sağlam bir kalkandır.” demişti.
*Mütevazi ve dünyadan yüz çeviren biriydi. Kapısı herkese açık bir idareciydi. Namaz sonrası halkın sorunlarını dinlerdi. Çarşı pazarı dolaşır, teftiş eder, kadılık yapardı.
*Siyaseti, adalet üzere kuruluydu. Cuma günü Beytü’l-Mal’ı dağıtır, çulunu serer, yerde yatardı. Emanete sahip çıkan biriydi.
*Hz. Ömer halifelik için her ne kadar bir Şura tayin etmiştiyse de Hz. Ali’nin zühdünü övmüş, Şam’a giderken onu yerine vekil bırakmıştı.
*Onun bu vasıfları hem halk hem diğer halifeler tarafından övülmüştü. 4 yıl dokuz ay süren hilafeti boyunca ancak onun gibi biri bu dönemi idare edebilirdi.
Kaynakça:
inzar
- el-İsabe, İbn-i Hacer Askalanî, Sağlam yayınevi, 2011
- İslam Tarihi, M. Asım Köksal, Şamil Yayınevi, 3. Cilt, 1989
- https://islamansiklopedisi.org.tr/ali
inzar