Zor anlarda, dönüm noktalarında insanlar gidişatın ne olacağını düşünüp durur. Ne olacak, gidişat nereye diye bir süre teori düşünce komplo teorisi öne sürülür. Çünkü böyle zamanlarda bilgi, haber umuttur. Bilgisizlik, kriz ve karanlıktır.
Belirsizlik her zaman insanlar için ciddi bir sorun olmuştur. Bu nedenle kâhinler, müneccimler, falcılar, komplo teorisyenleri her zaman ilgi görmüştür. Eskinin kâhinlerine, şimdiler komplo teorisyenleri, stratejist falan deniliyor.
Belirsizlik-müphemlik, her zaman bir sorundur; ama bilhassa uydulardan yeryüzünü gözetmenin mümkün olduğu ve iletişimin kolaylıkla kontrol edilebildiği günümüzde belirsizlik, insanlarda daha büyük çaresizlik hissi uyandırıyor.
MÜPHEMLİK-TECELLİ
Müphem; “kapalı olan, belirsiz, karışık durum” demektir. Bu nedenle hayvanlara bu lafızdan türeme “behaim” denir. (Maide:1) Çünkü onlar için sadece günü kurtarmak vardır. Yarını bilmez ve düşünmezler. Bu nedenle hayat onlar için sadece andan ibarettir. Onlar için gelecek hep müphemdir.
“Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı.” (Maide:1) Ayette hayvanlar “behaim” lafzıyla geçmektedir ki bu da müphem lafzından türemedir. Demek ki müphem bir meselenin hallolması için bunun düğüm yerinin, ukdesinin bilinmesi gerekir. Düğüm ancak bu şekilde hallolur.
Ayrıca Müphem “içinde kapı olmayan duvardır.” Müphemliği ortadan kaldırmak için düğümü-gediği bulmak gerekir.
Her olayın, her meselenin, her gelişmenin bir düğüm noktası vardır ki insan o düğümü bulduğu an meseleyi oradan keser, çözer, halleder.
Düğümü bulmanın yolu da kalpten bağ kurmaktır. “Allah sizi ağızdan söylenen sözlerden sorumlu tutmaz; lakin akitli yeminlerden sorumlu tutar”(Maide:8). Demek ki ukdeyi, çözümü bulmak kalple alakalıdır.
Bu nedenle müphemin zıddı tecellidir. Zira kalp cilalı olduğu zaman ayna gibi aldığı ışığı en parlak şekilde yansıtır. Bu da müphemliği, belirsizliği ortadan kaldırır. Fakat kalbin aynası mat olursa aldığı ışığı emer ve yansıtamaz. Gam-karamsarlık, kalpte is yapar. Bu da kalp aynasının ışığı yansıtmasına engel olur.
Hayatta her şeyin bir ukdesi vardır. Böyle olmasaydı akit olmazdı. Binaenaleyh hall de olmazdı. Fakat düğümleri bulmak her zaman kolay olmayabilir. Mesela düğümlere üfürmek onları müphem hale getirir.
Başparmağa müphem adı verilir. Bu çok ilginçtir neden başparmak müphemdir, belirsizdir? Oysa adı üstünde başparmak… Parmaklar içinde en bariz, en açık olandır. Fakat buna rağmen ona müphem adı verilir. Bu gerçekten çok değerli bir sorudur. Pek kıymetli bir meseledir. O halde neden? Çünkü tüm parmaklarda üç düğüm-eklem varken sadece başparmakta iki düğüm-iki ukde vardır. Bu da müphemliği artıranın ukde eksikliği olduğunu gösteriyor. Ne kadar düğüm tespit edilirse o kadar belirsizlik ortadan kalkar.
REYB-ŞÜPHE
Şüphe, teşbihten gelir. İş birbirine benzediğinde teşabüh ve şüphe oluşur. Bu nedenle Hak Teâlâ şüphe halinde muhkem olana tutunmayı (Ali İmran:7) buyurur. Zor zamanlarda insanlarda şüphe artar, belirsizlik kesif bir örtü halini alır. Bu nedenle muhkem olana tutunmak insanı rahatlatır, güç ve moral verir.
TEREDDÜT-FREKANS
Frekans veya titreşim sayısı bir olayın bir zaman birimi içinde hangi sıklıkla, kaç defa tekrarlandığının ölçümüdür. Gözün bir noktayı göremeyeceği kadar kımıldanışına titreşim denir.
Titreşim bir dalga oluşturur. Bu şekilde kablosuz iletişim sağlanır. İşte böyle insan dahi eğer sinirlerini kontrol ederse onların titreşimleriyle kablosuz bilgi alır, öngörülerde bulunur. Yeter ki o titreşim endişe ve kaygıdan değil saygıdan ve huşudan olsun.
SİNYAL-İŞARET
İşaret, sinyaldir. Meryem kavmi içine gelince kucağındaki İsa’yı işaret etti (Meryem:29) Yani ona sinyal verdi. O da haberi vererek annesini iftiralardan beri kıldı.
“Çocuktan al haberi” derler. Bu çocuğun sır saklamadığı anlamında kullanılsa da aslında çocukların temiz kalpleriyle iyi sinyal aldıklarını da ifade eder. İşte Hz. İsa misali böyledir. Orada “çocuktan al haberi” misali gerçek oldu. Bu nedenle bir belirsizliği gidermenin bir yolu da çocuktan haberi almak için bir nevi ona danışmaktır.
DALALET-HİDAYET
Dalalet, şaşkınlık ve unutkanlık demektir. Hidayetin zıddıdır. İnsan kendini kaybetmedikçe belirsizliğe mahkûm olmaz.
Dalalet aynı zamanda unutmaktır. Ve insan kendini unutmadıkça belirsizliğe mahkûm olmaz. Yolunu hedefini bilir.
YAKİN-UZAK
Yakinen bilmek yakından bilmektir. Belirsizlik meseleyi yakından yakinen anlamaktır. Uzaktan bakmak işin sırrını görmeye engeldir. Yakinen ilim aradaki muğlaklığı belirsizliği ortadan kaldırır.
Eğer yakinen bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz. (Tekasür:5-6). Demek ki yakinen bakıldığında cehennem bile görülür. İnsanlar uzaktan baktıkları şeyi belirsiz görürler. Yakından baktıkları şeyi yakinen görür ve anlarlar.
Abdulhakim Sonkaya
Abdulhakim Sonkaya