İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

HİDAYET; KUR’AN VE SÜNNET TOPLUMUNU OLUŞTURAN ASHABIN İZİNDEN GİTMEDEDİR

2021-11-25
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

لِلْفُقَـرَٓاءِ الْمُهَاجِر۪ينَ الَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناً وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ  اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ ﴿٨﴾ وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ ﴿٩﴾ وَالَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا رَبَّـنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ ﴿١٠﴾ (Bu gelirler) Allah’ın lutuf ve rızâsının peşine düşerek Allah’a ve resulüne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan yoksul muhacirlerin hakkıdır. İşte onlar dosdoğru kimselerdir. Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır. Bunların ardından gelenler de "Ey rabbimiz" derler, "Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin." (Haşr Sûresi  8 - 10)   Başta olan istikamet üzere ise arkadan gelenlerin yolunu şaşırma ihtimali yoktur, rehber edindiklerinin talimatlarına uydukları sürece… Kaynak berraksa dere istendiği yerden bulanıklaştırılsın eninde sonunda su berraklaşacaktır. Selef-i salihin diye bir tabir var İslam külliyatında ve bunların sertacı da tartışmasız ve ihtilafsız Efendimizin sohbet halkasıyla müşerref olmuş, Ona yoldaş olmuş, yüküne omuz vermiş ve herkesten daha ziyade Onun mesajını anlamış, emir ve nehiylerinin sınırlarını kavramış sahabe-i kiram efendilerimizdirler. Herkes bilir ki ne kendilerinden önce ne de kendilerinden sonra böyle bir topluluk ne görüldü ne de duyuldu. İnsanlığın o zirve noktasına özenen, ona gıpta ile bakan çok taifeler oldu. O topluluğun izini takip ederek o yüce mertebelere tırmanmaya çalışan çok gayretkeş oldu, çok yol kat ettiler, çok menziller aştılar, çok büyük mükafatlara nail oldular ama o yüce topluluğa erişen bir topluluk kendilerinden sonra asla yeryüzünde görülmedi. İşte konumuzun başına aldığımız ayet-i kerimeler sahabe-i kiram efendilerimizin eşsiz meziyetlerinden bazılarından söz ediyor. Ama sadece bu meziyetler bile onların o mütevazi eşsizliğini anlamak için kafidir. İbn-i Abbas (radiyallAllahu anhüma) anlatıyor; Hz. Rasulullah (s.a.v) Beni Nadir’in hezimete uğratıldığı gün Ensar’a şu hitapta bulundu. “Eğer dilerseniz yerinizden yurdunuzdan ve mallarınızdan muhacir kardeşlerinize bir pay verir ve Beni Nadir’den elde edilen ganimetlerden pay sahibi olursunuz; dilerseniz de yeriniz yurdunuz ve mallarınız sizlerin olsun ama ganimetleri muhacir kardeşlerinize bırakırsınız.” Hz. Rasulullah (s.a.v)’in bu teklifine Ensar, mürüvvetlerine yakışır şu cevabı verdiler. Ki bu cevabı Ensar’dan başka verecek bir topluluk yoktur. “Ya Rasulallah! Biz yerimizi yurdumuzu ve de mallarımızı seve seve muhacir kardeşlerimizle paylaşır ve ganimete de dokunmayız. Onu sen muhacir kardeşlerimiz arasında pay edersin.” İşte bu cevabı Allah azze ve celle şu ayet-i kerime ile yüceltmiş. وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ ﴿٩﴾ Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır. Üstad Seyyid Kutub (rahimehullah) bu ayet-i kerime içinden şu iki nokta üzerinde özellikle duruyor.
  • وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ (Onlar ki (medine) diyarını ve imanı daha önce yurt edinenler)
“Yani hicret yurdunu, Peygamber şehrini. Bu şehre Muhacirlerden önce Ensar yerleşmiş bulunuyordu. Aynı zamanda orada imanı da yerleştirmişlerdi. Sanki iman onların evi ve yurdu olmuştu. Bu gerçekten derin anlamları taşıyan bir ifadedir ve Ensar’ın iman konumunu tasvir edebilecek en güzel ifadedir. Çünkü iman onların yurdu, onların konağı ve kalplerinin içinde yaşadığı vatan haline gelmişti. Ruhları orada rahata kavuşuyordu. Hep onun üzerine atılıyorlar ve onunla huzura kavuşuyorlardı. Tıpkı bir insanın kendisini güven içinde evine atıp orada rahat ve huzura kavuşması gibi...”
  • وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا gibi (onlara (muhacirlere) verilenlerden dolayı da kalplerinde hiçbir kaygı hissetmezler)
“Yani Muhacirlerin kavuştukları makamlar, bazı durumlarda elde ettikleri imkanlar (burada sözü edilen ganimet gibi) sırf onlara ayrılan mallar konusunda içlerinde hiçbir kaygı ve endişe taşımazlar. Onlara ilişkin hiçbir endişeleri yoktur. Ayet-i kerime "onlara karşı hiçbir kıskançlık ve dargınlık hissetmezler" demiyor. "Hiçbir şey hissetmezler." diyor. Bu da onların gönüllerinin tertemiz olduğunu kalplerinin arı duru olduğunu ifade ediyor. Yani onların içlerinde kötülük namına hiçbir ize rastlayamazsınız demek istiyor” Gerçekten Ensar’ın Muhacirleri karşılaması, onları bağırlarına basması evlerini, yurtlarını onlara açmasının örneğine tarih o güne kadar şahit olmamıştı, bundan sonra şahit olacak gibi de değil. Allah Rasulü (s.a.v) her bir muhaciri Ensar’dan biriyle kardeş yapmak istediği vakit o kadar çok talip çıkmıştı ki her bir muhacir için kura çekme ihtiyacını hissetmiş. Zira muhacirlerle kardeş olup varını yoğunu onlarla paylaşmaya o kadar çok hevesli Ensar vardı ki sayıları muhacirlerin sayılarından çok çok daha fazla idi. Ensar’ın sevgisine bu derece mazhar olan muhacirlere gelecek olursak bir önceki ayet-i kerimede Allahu Teala onları şöyle övüyor. لِلْفُقَـرَٓاءِ الْمُهَاجِر۪ينَ الَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناً وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ  اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ (Bu gelirler) Allah’ın lutuf ve rızâsının peşine düşerek Allah’a ve resulüne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan yoksul muhacirlerin hakkıdır. İşte onlar dosdoğru kimselerdir.
  • Onlar sadece Allah’ın lütuf ve rızasının peşine düşmüş olan kimselerdir
  • Onlar bunun Allah’a (dinine) ve Rasulüne (görevini ifa etmede) yardım etmede olduğunu bilip ona göre davranan kimselerdir.
  • Ve bundan dolayı yerlerinden yurtlarından çıkarılıp dünyalıklarından uzaklaştırılmış gerçek sıdk ehli kimselerdirler.
Ensar’ın kendilerine omuz vermeye teşne olduğu muhacirler topluluğu işte böyle bir topluluk idi. İşte bu yüce topluluğun birbirlerine olan ulvi muamelesini, birbirleri hakkındaki fedakârlık ve diğerkâmlığı örnek göstererek Allahu Teala bizlere yol çiziyor. Üzerimizde sürekli olarak taşımamız gereken kimliğimizi açıklıyor bizlere… وَالَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا رَبَّـنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ Bunların ardından gelenler de "Ey rabbimiz" derler, "Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin." Evvela şu hakikati deklare edelim; bizler asla onlar gibi olamayız. Onlardan mahrum da kalamayız. O yüzden Allahu o yüce insanların omuzlarına yüklediği o ulvi insanlığın yükünü bizim omuzlarımıza yüklememiş. Bizler için; “onlar da diğer mümin kardeşlerine verilenlerden dolayı kalplerinde hiçbir kaygı hissetmezler” dememiş. Hem bizim bu yüce makamda olamayacağımızı aslında işmam ettiriyor ayet-i kerime ama aynı zamanda bizleri insanlığın o yüce mertebesinin sorumluluğu altına koymuyor. Bizim en temel özelliklerimiz olarak Allahu Teala şunları zikrediyor;
  • Bizler nankör değil tam aksine kadirşinas halefleriz;
يَقُولُونَ رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ "Ey rabbimiz" derler, "Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla” Halefin selefe duacı ve minnettar olması az görülecek bir yücelik değildir.
  • وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا “kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma”
Bizimle Ashab arasındaki mesafe… Allahu Teala onların birbirlerine karşı olan tavırlarından söz ederken. “Kalplerinde hiçbir şey hissetmezler” diye buyuruyor. Hem “hiçbir şey” ibaresini kullanıyor hem de bunu ihbari cümle ile ifade ediyor. Yani hüküm kesindir. Ama bizden söz ederken “غِلاًّ” (art niyet, kötü emel) kardeşlerimize karşı kalbimize yerleşmesin diye inşai yani kesin olmayan bir cümle ile Allah’tan dilememizin terbiyesini bizlere veriyor. Şimdi Ashab ile ilgili konuşurken ya da hadleri olmadığı halde kendilerinden büyük işlere kalkışıp ashabı değerlendirmeye çalışırken bazılarının bu ayetler önlerinde durduğu halde ileri geri konuşmak Allah’a ve ahiret gününe imanla ne kadar bağdaşır, uzun uzun düşünmek lazım… Rabbimiz bizden önce iman edip Kur’an’ın yaşanabilir bir hayat projesi olduğunu bizlere gösteren Efendilerimize çok çok merhamet et. Şüphesiz Sen lütfu ve merhameti bol olansın…  
Mehmet Zeki Ergin

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS