Hadis ile sünnet arasındaki farkı ortaya koymanın pratik bir faydası ve sonucu var mı yok mu, önce ona bakmak gerekir. Yoksa sünnet ve hadis her açıdan güçlü ve bağlayıcı manalara sahiptir. İkisi de Kuranda geçmektedir. Kuran-ı Kerim kendisine “Hadis” ismini vermektedir (Casiye:6). Ayrıca sünnet, İlahi yol ve adet anlamında geçmektedir.
Klasik Hadis usulü yönünden değil de Allah’ın izniyle daha çok hikmet ve lezzet yönünden bu konuyu ele almaya çalışacağız.
Sünnet, daha çok uygulamayı, hükmü; hadis ise hikmeti ve mana zevkini ifade etmektedir.
Sünnet uygulamaya yönelik olduğu için sünnette görmek esastır. Bu nedenle Peygamber(sav); “Namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız.” buyurmuştur. İlginçtir; bu bir hadistir fakat sünnete atıfta bulunmaktadır. Namazda görmeyi, uygulamayı dolayısıyla sünneti teşvik etmektedir.
Bütün hadisler sünnete dönüşmeyebilir. “Dünya, balığın sırtı ve öküzün boynuzu üzerindedir” hadisini buna örnek verebiliriz. Bu hadistir ama sünnet değildir. Çünkü şimdilik bir uygulaması yoktur. Sadece haber verme vasfına sahiptir. Hükümden ziyade hikmet konusudur.
Aynı şekilde sözlü olarak dayandığı bir hadis olmadığı halde sünnet olan durumlar da vardır. Namazın kılınma şekli burada örnek olarak gösterilebilir. Dikkat edilirse burada sünnet vardır ama hadis yoktur.
Hz Yusuf(as) için Kuran-ı Kerim: “Sana hadislerin yorumunu öğretecektir.” buyurur. Nitekim Yusuf(as) Mısır hükümdarının gördüğü rüyayı açıkladığında bu bir hadisti. Sonradan hadise ortaya çıktı. Böylece bu, sünnet oldu. Mısır kralının rüyası başta hadisti. Sonra sünnet oldu. İnsanlar görmeye ve uygulamaya dayalı olmayan şeylere karşı tereddütlüdür. Nitekim günümüzde Peygamberin(sav) hadislerine şüphe ve tereddütle yaklaşanlar vardır. Hâlbuki sünnetin sağlaması uygulama(hüküm) olduğu gibi; hadisin sağlaması hikmettir. Eğer Mısır hükümdarı rüyasının yorumu hakkındaki Yusuf’un (as) hadisine(sözüne) şüphe ve tereddütle yaklaşsaydı, ülkesini felakete götürürdü. Yusuf’un hadisi sünnet olduğunda tedbirsiz yakalanacak, halkı açlıktan ölecekti. Bunun gibi Peygamberin(sav) hadislerini inkâr eden kimse felakete sürüklenir. Aç kalır. Tedbirsiz ve zevksiz olur. Unutmamak gerekir ki, anlamın bir sonucu olarak hadis sonunda mutlaka hadise olur. Sünnet olur.
Yaşadığımız âna kadar uygulaması olan, uygulamaya dönüşebilen Peygamberin(sav) söz ve uygulamalarına sünnet; yaşadığımız âna kadar henüz hadiseye dönüşmeyen, henüz sünnet olmayan Peygamberin(sav) sözlerine hadis diyebiliriz. Sünnette amel ve hikmet; hadiste ise tedbir ve hikmet ağırlıklı bir tutum vardır.
Müslümanlar, Peygamberin(sav) hadislerini Yusuf’un(as) rüya yorumlarına benzetebilir. Peygamberin söylediği her şey bir nevi sadık rüyanın yorumudur ve mutlaka Allah(cc), onu hak kılacaktır. Rüya, en sonunda rü’yete dönüşecektir. Yani rüyaya dair hadisler, herkesin görebileceği rü’yete dönüşecektir. Rüya hükmünde iken çoğu kimse bunu ciddiye almaz. Fakat rü’yete dönüşünce herkes bunu kabul etmek zorunda kalır. Aziz olanlar, kârlı olanlar ise önceden bu rüyanın rü’yete dönüşeceğine inananlardır.
Burada da sünnet ile hadis arasındaki farklı nokta ortaya çıkmış olmaktadır. Buna göre sünnet, rü’yet; hadis ise sadık rüyadır. Neticede o da rü’yet olacak, sünnet olacaktır. Sünnetin bir anlamı da bilemektir. Bıçağın, kılıcın v.s bilenmesi olayına sünnet denir. Ayrıca dişe de sünnetle aynı kökten “sinn” denilmiştir. Demek ki sünnet keskin ve diş geçiren anlamındadır. Yani icra kabiliyetine sahiptir. keskin diş, keskin bıçak kendini hissettirir. Rüya, insanda daha zayıf bir etki bırakır ama bunun hakikatini ve hikmetini bilenler, lezzetini yaşayanlar açısından rüya ile rü’yet arasında hiçbir fark yoktur. Ehl-i ilim ve marifet açısından sünnet ile hadis arasındaki fark budur. Bu nedenle bazı alimlere-örneğin Süfyan-ı Sevri- Hadis İmamı, bazılarına -örneğin Evzaî- Sünnet İmamı, bazılarına da –örneğin İmam Malik- hem hadis hem de sünnet İmamı denilmiştir.
Abdurrahim Güneş / İnzar Dergisi – Ekim 2012
Abdulhakim Sonkaya