“Her Evde Her Sokakta Kur’an ve Sünnet Işığında Yürüyen Âlimlerimiz Olsun İstiyoruz”
Âlimlerin toplumdaki rolü ve yönetimlere karşı sorumluluklarını konu aldığımız bu ayki sayımızda Âlimler Cemiyeti Genel Başkanı ve tanınmış kanaat önderlerinden Molla Enver Kılıçarslan ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Yeni kurulmasına rağmen bünyesinde birçok ülkeden âlim ve kanaat önderi barındıran Âlimler Cemiyeti’nin amacı ve görevleri hakkında bilgi aldığımız söyleşide ideal âlimin tanımı ve âlimlerin toplumlara etkilerini konuştuk. Âlimlerin sorumluluklarını anlatan Molla Enver, ideal âlimin tanımını, “Âlim; hakkıyla Peygamber (SAV)’e varis, ilmi ile amil, ameli ise Kur’an ve sünnet yolunda, Peygamber (SAV)’in yolunda, dünyasını ahiretine feda eden Allah (CC)’ın dini uğruna eziyet çekendir” şeklinde yaptı.
Şimdi sizleri Molla Enver Hocayla yaptığımız söyleşi ile baş başa bırakıyoruz
İslam Âlimleri Cemiyeti’nin kuruluş amacı nedir? Hedefleri içerisinde neler var? İslam ümmetinin sorunlarına yönelik ne tür çalışmaları olacak?
Malumunuz Allah (CC), insanı sadece kendine ibadet etsin diye yarattı. Bu yüzden Allah, emirlerini insanlara anlatmak için Enbiyalar var etti. En son Enbiya Peygamberimizdir. Peygamberimizden sonra da Enbiya gelmemiştir ama Enbiyalardan sonra onların görevini yürütecek âlimler gelmiştir. O yüzden Peygamberimiz, “Âlimler Peygamberlerin varisleridirler” buyuruyor. Âlimlerin görevi insanların Allah yolundan kopmalarını engellemek, onlara Allah’ın emir ve yasaklarını anlatmaktır. İnsanları şeytan ve nefsin tehlikelerine karşı uyarmaktır. İslam Âlimleri Birliği’ni kurmamızın tek amacı, ulemaları bir araya getirip birlikte kardeşlik ve vahdet içerisinde Enbiyaların görevini üstlenerek insanları Allah’ın davasına çağırmaktır. Âlimler bir bütün olmazsa bereket olmaz. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte “İnsan tek kaldı mı şeytan kendisine musallat olur” buyuruyor. Birlikte bereket var. Eğer bu bereket âlimlerde olursa, Allah’ın emir ve yasaklarına çağırma da daha tesirli olacaktır. İnsanlar da girmiş oldukları şeytani ve nefsanî yollardan daha çabuk dönmüş olacaklardır. İşte bu yüzden bizler bir İslami Cemiyet kurma ihtiyacı duyduk. Bu anlamda bir medrese açarak âlimler yetiştirdik. Çalışmalarımızda Türkiye’nin her bölgesinden âlimlerden oluşan bir heyet oluşturup onlarla Allah yolunda hizmet etmeyi hedefliyoruz. Bu heyet ile birlikte insanları Kur’an ve sünnet çerçevesinde Allah’a davet etmek ve her evde, mahallede ve şehirde Kur’an ve Sünnet ışığında yürüyen âlimlerin olması için gayret etmek istiyoruz. Hep birlikte hareket edersek netice alırız. Elimizin ulaştığı her yere âlimlerden oluşan dernekler kurup insanları doğru yola çağırmak ve onlara doğruyu anlatmak için çalışmalar yapacağız.
HER ÂLİM AYNI ZAMNDA BİR MÜBELLİĞ OLMALI
Cemiyetin kriterleri nelerdir? Örneğin hangi âlimleri davet ediyorsunuz?
Allah’ın hizmetinden uzak kalmış; kavmiyetçiliği, milliyetçiliği, Batıl fikirleri benimsemiş; tağut ve zalimlerin emirlerini yerine getiren çok âlim var. Bu âlimler hizmet ve yardımı batıl inançlara yapıyorlar. Biz öncelikle bu insanları davet edeceğiz ki bu insanlar batıl inançlarından dönüp gerçek bir âlimin vazifelerine vakıf olsunlar ve sadece İslam’a hizmet etsinler. Onları dinimiz olan İslam, kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz (SAV)’in verdiği vazifeleri yapmaya davet edeceğiz. Herkesin bu yolda görev alması Kur’an ve sünnet için hizmet vermeleri hem kendileri için hem de diğer insanlar için önemli ve gereklidir. Bunun için de her âlimin aynı zamanda Kur’an ve sünneti tebliğ eden bir mübelliğ olması lazım.
Birliğin bakış açısıyla âlimin topluma ve sisteme karşı misyonu nedir? Siyasetçilere, yöneticilere karşı âlimin durması gereken konum ve nokta nedir?
Âlimlerin İslam’da görevi çok büyüktür. Bu görevlerin başında ayırt etmeksizin tüm milletleri İslam’a davet etmek gelir. Allah Kur’ân-ı Kerim’de Nisa Suresi 59. ayette “Ey iman edenler! Allah`a itaat edin, Peygambere ve sizden olan ulû`l emre (buyruk sahiplerine) itaat ediniz” buyuruyor. İbni Abbas (RA) bu ayetin tefsirinde, “Emir sahipleri âlimlerdir” ifadelerini kullanıyor. Yani Allah-u Teâlâ bu ayette, “Allah’a, Allah’ın Peygamberine ve âlimlere itaat edin” buyuruyor. Âlimler gidip de zalimlere, kötülere itaat ederse bu, hem Allah’ın hem de âlimlerin davasına ters düşer. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte, “Âlimler, Allah’ın kulları üzerinde eminidirler” buyuruyor. Başka bir hadiste ise “Âlimler insanlar üzerinde Peygamberlerin eminidirler” diyor. Ta ki sultanlarla yetkililere kölelik etmesinler veya dünyalıklara müdahale etmesinler. Yani dünyalarını ahiretten üstün görmesinler. Ama sultanların isteklerine göre fetva verirlerse Resulullah (SAV)’e ve Allah’ın davasına ihanet etmiş olurlar. O yüzden biz istiyoruz ki âlimler Peygamberlerin yolunun takipçisi olsunlar. Yani âlimler, amirlerin amiri olsun. Yetkililer de âlimlerin emirleri altında olsun. Âlimler menfaat ve para için yetkililere boyun eğmemelidirler. Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Bir insan zengin birine dünya malı ve menfaati için boyun eğerse 3 pay olan dininden 2 pay gider.” Âlimler ise dünya için dinlerini feda etmesinler. Peygamberimiz Mekkeli müşriklere, “Güneşi sağ elime, Ay’ı da sol elime dahi verseniz ben bu davayı terk etmem” diyor. Bundan dolayı âlimlerin Kur’an’ın yolunda fedakârlık yapmaları lazım. Kendi hayatlarının menfaati için insanlara boyun eğmemeleri gerekir.
ÂLİMLER ALLAH YOLUNDA OLURLARSA MELİKLER DE DÜZELİRLER
Âlimin fitnesi nedir? Âlimi, misyonunu yerine getirmekten alıkoyacak tehlikeler nelerdir? Misyonunu yitirmiş bir âlimin topluma ve dine zararlarının şiddeti sizce ne olabilir?
Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Ümmetimi helaka götüren iki sınıf insan vardır. Birincisi kötü âlim, yani İslam’ın yolundan gitmeyen, günah işleyen, haram şeyler yapan âlimdir ki bu âlim binlerce insanı kötü yola sevk edebilir. İkincisi cahil, yani bir şeyi bilmeden yapan insandır.”
Peygamber Efendimiz (SAV) yine başka bir hadis-i şeriflerinde, “Deccalden daha çok korktuğum kişi insanları kötülüğe götüren âlimlerdir” buyuruyor. Kötü yoldan giden bir âlim, sadece kendisini değil bir âlemi kendisiyle beraber kötülüğe götürür. Onun için Allah’ın yolundan gitmeyen âlimler Deccal’den bile daha tehlikelidir. Batıl yolda yürüyen bir insana birşey sorduğunda kötü âlimleri ve seydaları örnek gösterir. Yine başka bir hadiste “İki sınıf insan var ki bu iki sinıftaki insanlar hidayete ererse tüm insanlar hidayete ermiş olur, lakin kötü yola girerlerse tüm insanlık kötü yola girmiş olur. Bu iki sınıf âlim ve amirdir” ifadeleri kullanılıyor. Aynı zamanda Allah yolunda hareket eden bir âlimin faydaları da çoktur. Âlimler İslam yolunda yürüdüklerinde insanların hidayetine sebep olurlar, Kur’an’dan uzaklaştıklarında insanların kötülüklerine sebep olurlar. Âlimler İslam’ın yolunda olurlarsa melikler/emir sahipleri de düzelir.
HİÇBİR KULUN DÜNYASI DA AHİRETİ DE CENNET OLMAZ
İdeal âlim, nasıl olmalıdır?
Âlim; hakkıyla Peygamber (SAV)’e varis, ilmi ile amil, ameliyle Kur’an ve sünnet yolunda, Peygamber (SAV)’in yolunda, dünyasını ahretine feda eden ve Allah’ın dini uğruna eziyet çekendir. Bu din, imtihan dinidir. Ne kadar peygamber gelmişse mutlaka eziyet ve sıkıntılar çekmiştir. Peygamber Efendimiz (SAV) Mekke’de on üç sene boyunca eziyet ve zulüm görmüştür, üç sene aç bırakılmıştır. Ashabı, ağaç yapraklarını yemişlerdir. Sahabeler ailelerini terk edip Medine-i Münevvere’ye gelip İslam dininin hürmetine eziyet, işkence çekmişlerdir. Hz. Mehdi bile dünyaya geldiğinde imtihana tabi tutulacaktır. Hz. İsa (AS)’ın hayatına baktığımızda o da işkenceler, eziyetler çekmiştir. Hiç bir kulun hem dünyası hem de ahireti cennet olamaz. Muttaki olan âlim dünyasını ahretine feda etmelidir. Kendi nefsinin rahatı için dininden taviz vermemelidir. Yani eziyet, işkence, hicret gibi durumlarda kesinlikle taviz vermemelidir. Allah, Peygamber’e hitaben “Sana indirdiğimiz kitabın tebliğini yap, eğer ki yapmaz isen Sana verilen Risalet görevini yerine getirmemiş olursun” buyuruyor. Peygamber Efendimiz (SAV) son olarak Veda Hutbesi’nde tebliğini yaparak kıyamete kadar sürecek olan, “iyiliği emredin, kötülükten men edin. Yoksa Allah zalimleri sizlere musallat edecek ve de duanızı kabul etmeyecek” mesajını verdi.
Allah’ın kitabını Resulün sünnetini bilip tebliğ etmek âlimlerin görevlerinden bir tanesidir. Gerçek âlim gecesini gündüzünü Allah’ın hükümlerini dünyaya hâkim kılmak için çalışan kişidir. Allah, “Hâkimiyet ancak Allah’ındır” buyuruyor. Yani hâkimiyetin hakkı sadece Allah’tadır. Yine Allah-u Teâlâ, “Allah’ın hükmüyle hüküm etmeyenler kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların ta kendileridirler” buyuruyor. İslami davanın öncülüğünü yapması gereken kişiler, âlimlerdir. Âlimler görevlerini yaparlarsa Allah’ın izniyle onların eliyle hidayetler olacaktır. Bugün eğer bir âlim gayret ve çaba içinde olursa Allah’ın onun eliyle insanlara hidayet verdiğini görürüz. Bir de bu âlimler beraberce bu görevi, bu vazifeyi yerine getirirlerse Allah’ın izniyle hidayet olur.
ÂLİMİN TEK KORKUSU ALLAH (CC) OLMALIDIR
Âlim ayrıca, gözü milletin elinde ve milletin cebinde olmayıp rızkını sadece ve sadece Allah’tan bekleyendir. Allah şöyle buyuruyor: “Kim ki Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeterdir.” Âlim, her şeyden önce Kur’an’ı kendine düstur edinmelidir. Üstad Bediüzzaman(RA)’ı zindana attıkları zaman “Beni buraya kaderim getirdi” diyordu. Oradakiler Üstada “git savcılığa bir dilekçe ver” dedikleri zaman ise “Beni kaderim buraya getirmiş. Eğer ki ben savcılığa dilekçe yazarsam kaderimi zalim bir insana şikâyet etmiş olacağım” cevabını veriyordu. Yani o, hiçbir zaman tağuta ve zalime karşı başını eğmemiştir. Âlimin korkusu, her şeyden önce yalnızca Allah’a olmalıdır. Allah Azze ve Celle, dinine düşman olanlardan korkup davasını terk etmeye karşı, kişiyi mümin olmamakla nitelendiriyor.
BİZE ULAŞAN BU EMANETİ SONRAKİ NESİLLERE ULAŞTIRMALIYIZ
Peygamber Efendimiz (SAV) bir hadis-i şerifinde, “Siz hepiniz çobansınız, kıyamet gününde hepiniz bu çobanlığınızdan sorumlusunuz” buyuruyor. Bir kişi Kur’an’ı ve sünneti ne kadar bilirse o kadar mesuldür. Ama bir âlim bütün ümmetten sorumludur. Çünkü âlimler Peygamberlerin varisleridirler.
Bakıyoruz ki Peygamber Efendimiz (SAV) zamanında oradaki halk putlara, taşlara, ağaçlara kulluk ederken Efendimiz (SAV) onları İslam’a davet etti. Oradaki halk da canıyla, malıyla, ilmiyle, bilgisiyle İslam’a teslim olmuşlardı. Yine bakıyoruz ki Allah Resulü (SAV)’in sahabelerinin dünyanın çeşitli bölgelerinde kabirleri bulunmaktadır. Onlar İslam dinini bizim ecdadımıza ulaştırdılar, İslam dini için kendilerini feda ettiler. Allah’ın izniyle bizler de Müslüman’ız ve bizlerin de bu yolda gevşeklik etmeyip evlatlarımızı küfre bırakmamamız gerekir. Burada bizlere çok büyük sorumluluklar düşüyor. Bizim de Allah’tan duamız şudur ki kıyamet gününde bizi Allah’a karşı vazifelerini en güzel biçimde yerine getirenlerden eylesin. Âmin.
Röportaj: Talha Bal / İnzar Dergisi – Haziran 2013
İnzar Röportaj/Söyleşi