İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Her Bayram Geldiğinde

2014-10-14
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Her bayram geldiğinde bir bayram hasbihalini yazmak neredeyse adetten olmuştur. Her birimiz durduğumuz yerden sahip olduğumuz bakış açıyı esas alarak bir şeyler karalar, dururuz…
Her bayram geldiğinde bir bayram hasbihalini yazmak neredeyse adetten olmuştur. Her birimiz durduğumuz yerden sahip olduğumuz bakış açıyı esas alarak bir şeyler karalar, dururuz… Dışarıda olan sizler de yazarsınız, içeride olan bizler de... Sizinkini bir yana bırakalım; ama biz içeriden yazanların yazılarında daha ziyade duygusallık göze çarpar; firak, hasret, vuslat... gibi kelime ve ıstılahlar ön plana çıkar ve bizler bu kelimeler etrafında siz dışarıdakilerle bir gönül bağını tesis etmeye çalışırız veya mevcut gönül bağını tahkim etmeye çabalarız. Kendi açımızdan meşru birçok sebep ve hikmeti vardır, sizleri Allah için seviyor olmak sebeplerin en güzeli değil mi!?

Açık söyleyeyim; zindanlarda bulunan bizlerin mühim bir işi de dışarıyı, dışarıdaki baş döndürücü hadiseleri, siz muhterem kardeşlerimizi ve dahi tüm müminleri okumaktır. Kendimize özgü şartlarda imkânlarımız nisbetinde sizleri takip etmeye çalışıyoruz. Bunu sırf bir merak olarak değil, bir vazife olarak telakki ediyoruz. Yapıp ettikleriniz, yapmayıp terk ettikleriniz bizi yakından alakadar ediyor çünkü... İslam’a düşman kesimlerin çalışmalarını görünce, çalışkanlığınız ya da gevşeklik ve tembelliğiniz bizleri hayatî derecede ilgilendiriyor. Mukayese ve muhasebeler içine giriyoruz... Allah`ın üzerimizdeki nimetlerini nazara alıyor ve buna karşı ortaya koyduğumuz şükrü ölçüp tartmaya çalışıyoruz, işin neresindeyiz diye... Kısacası dikkat ve teyakkuzda olmanız ya da dağınıklık ve ihmallerle boğuşmanız kendi şartlarıyla kaim gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor.

Zindanda oluş haddi zatında bir hacir ise de, bu asla bir kopuş, bir inkita` değildir. Gittikçe te`sir alanı büyüyüp genişleyen İslam cemaatine mensup birisi için hiç değildir ve olmamalıdır. Zindanı dirilerin kabri olarak değerlendirenler daha çok umutları zayıf olanlardır veya da ümitlerini yitirmiş olanlardır. Arkalarında hidayete davet eden bir dava veya hayır adına bir şey bırakmamış olanlar zindanla ilgili olumsuz cümleler kurabilirler, ama İslam davetçilerinin böyle bir hakları yoktur, olmamalıdır. Çünkü onların güvenerek sırtlarını dayadıkları büyük bir davaları vardır. Bu davanın tecessüm hali olan ve kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, yaşlısıyla, zenginiyle, fakiriyle bedel ödemiş ve ödemeye devam eden on binlerce üyesi bulunan etkin bir cemaati, hareketi vardır...

Fahreddin-i Razi`nin Tefsirü`l- Kebirinde geçiyor, Zindandaki bir şair şöyle demiştir:

"Dünyadan ve orada yaşayanlardan ilgiyi kestik.
Biz ne dirilerdeniz ne de ölülerden.
Herhangi bir ihtiyacımız için gardiyan geldiğinde
Hayret eder ve "Bu adam dünyadan geldi" deriz."

Fakat dava ve davet açısından biz bu şairin düşündüğü gibi düşünmüyoruz. Şartlar da aynı değildir. Kendimizi hizmetin merkezindeki aktif hücreler gibi addediyoruz. Bu, cemaatı ve cemaatçe yapılan çalışmaları bütüncül bir beden olarak gördüğümüzden dolayıdır. Bu beden ülke içinden ve ülke dışından birçok sahayı ihata etmiştir, zindan da ihata olunanlar arasındadır, dışında değildir. Onun için biz zindanı o büyük bedenden bir organ olarak ve hizmet alanlarından bir alan olarak değerlendiriyor ve böyle olduğuna inanıyoruz. Her alanın kendine özgü şartları, her hizmetin kendine has meşakkatleri olduğu gibi, zindanın da kendine has meşakkatleri vardır elbet... Bu yüzden Şayet, diyorum; dini yaşamak zahmetlerle iç içe tanzim edilmemiş olsaydı, halis iman edenleri sahte olanlarından tefrik etmek mümkün olmayacaktı. Ortasında ölümün göründüğü bir mücadele ölüme âşık olanları yüceltir, ölümden korkanların ise bu vasatta yerleri olmaz. Bu samimi olma ya da olmamanın da alametidir. Bir diğeri memleketi, evlad u iyalı bırakıp meçhul diyarlara, gurbet ellerine doğru yol almaktır. Bu her babayiğidin göze alamadığı maddi ve manevi risklerle iç içe olan bir yolculuktur. Göze alabilenler konuşulur, göze alamayanların bu nimette nasipleri yoktur, olamaz. Esaret ve zindan da bunlardan sadece biridir. Çoğu kimsenin korkup kaçtığı ve girmesin diye maddi-manevi birçok taviz verip, birçok değeri de heba ettiği zindanı sırf Allah rızası için ve O`nun davası uğrunda göze alanlar, alabilenler tabii ki sıradan kimseler olamazlar ve sıradan kimseler gibi değerlendirilmemelidirler. İslam davası için bir ömür boyu zindan ve onun meşakkatlerini omuzlarında taşıyanlar, sıkıntılarına göğüs gerenler zikre değer kimselerdir. Asıl mesele bu çekilenlerin halis bir niyete ve amele dayanıyor olması ya da olmamasıdır. Allah`tan hulusiyet dua ediyoruz. Söz ve eylemlerimizin tamamını rızası ile muvafık ve mutabık kılmasını yakarıyoruz. Değilse, zindanlarda bulunuyor olmak ayrıcalık değildir, olamaz...

Geri başa dönüyorum. Zindanlarda bulunanların mühim bir işi de sizleri okumaktır dedim. Gerçekten sizleri çok konuşuyoruz. Koşuşturmalarınız veya yere çakılıp oturmalarınız bizi fazlasıyla alakadar ediyor. Koşuşturmalarınız bizi sevindirirken, yere çakılıp oturmalarınız bizleri doğal olarak üzüyor. Fedakârlıklarınız veya bencillikleriniz, kahramanlıklarınız ya da korkaklıklarınız, dava yolunda cömertlikleriniz veya cimrilikleriniz, davaya sahip çıkışınız ya da lakayd kalışınız... hepsi ama hepsi bizi ilgilendiriyor. İşin bu boyutuyla ilgili olarak kontrole gelmez bir merakımız var. Merakımız dünya nimetlerine olan alaka ve bağlarınızdan ziyade, hak adına, hakikat adına, uhrevî azıklar tedarik etme adına yapıp ettiğiniz emeğe, gayrete ilişkindir. Bayramlar her geldiğinde aklımıza, hatırımıza düşen anı ve hatıratlar arasında bir de işin bu tarafı var. Bayramlar biraz da muhasebe olmalı...

İnsanların sahip olduğu bakış ve görüş, insanlar adedincedir. Bakış ve görüşleriyle dünyaya bakar, okurlar. Haliyle biz de bulunduğumuz yerden meselelere bakar, eşya ve hadiseleri o minval üzeri değerlendirmeye çalışırız. İsabet etmek asıl gayemiz olmasına rağmen isabet etmemek de muhtemeldir, isabet olunan alınır, gerisi bırakılır...

Bu bayrama dair duygularıma gelince… Bu bayramda taat, teslimiyet, tevekkül ve hulusiyet-i kalble beraber muazzam bir amel-i saliha var. Ulvî hedefler, mukaddes vazifeler, müthiş eylemler ve büyük mesajlar vardır. Bilinenin aksine, mü`min için zindanlar, tüm bunların meyveye durduğu ve durması gerektiği mekânlardır. Hamd olsun bu meyvelerin bir kısmını müşahede etmekteyiz… Dilerseniz bu bayrama lahuti bir anlam katan İbrahim(as)le İsmail(as) arasında cereyan eden muazzam imtihan sırlarına odaklanınız.

Ve sorular sorunuz kendinize ve muhataplarınıza ya da ben size sorayım:

Size göre kurban nedir? Sizce en sevdiğiniz değerleri feda etme ne anlama gelir? Kendimizi aşmak, ilahi emir deryasında bir damla olarak düşmek, eriyip yok olmak neyi çağrıştırıyor size? Size göre zindan, şehadet ya da muhacerat bu kurbanlardan birisi olabilir mi?

Her bayram geldiğinde "acaba diyorum, ben hangi ismailimi kurban ettim veya etmişim." Siz de bunu kendinize soruyor musunuz?

Bayramınız mübarek olsun. Allah`a emanet olunuz.

Muhammed Sakir / İnzar Dergisi – Ekim 2014 (121. Sayı)
 

 


Muhammed Şakir

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS