İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hareket, hizmetini kontrol edebilmelidir

2011-01-23
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Kardeşim, Hizmet-halk-hareket ilişkisi etrafında benden istediğin birkaç sözle ilgili bu, ikinci mektubumdur. Hayırlı bir iklim içinde olduğumuz halde, üzerinde yürüdüğümüz zemin fazlasıyla riskli görünüyor. Mektubundan, senin de bunun farkında olduğunu çıkarıyorum. İyi… Benim buradaki riskten maksadım eldeki mevcut fırsatların tehlikelerle karşı karşıya olduğudur. Bir kere seksen yılı aşkın bir zamandır kontrolü ellerinde tutan güç odakları, bu kontrolü kaybetmek istemiyorlar. Neredeyse bir asırdır bu halkın yalnızca malını mülkünü değil, canını kanını da yiyip tükettiler. Uyanması, kendine gelmesi ve icabında hesap sorması noktasında muhtemel bütün yolları kapattılar. Bunu bazen askerin eliyle, bazen siyasi partilerin eliyle, bazen kendi kurduklar STK’lar eliyle ve bazen de basın eliyle yaptılar. Burada asker hep belirleyici oldu. Ama şimdi, bu kan emici saltanat ve sisteme çomak sokulmaya çalışılıyor. Onlar bunun farkındadırlar. Pire için yorganı yakan bu gözü dönmüşler doğal olarak boş durmayacaklar. Boş durmuyorlar zaten.  Zeminin riskiyle ilgili dikkat çektiğim şey de burasıdır…  İyi ama bu risk tehlikesi hiç bitmedi ki, hep vardır zaten, diyebilirsin. Haklısın tabi ama unutmamak lazım, bazı aşamalar, öyle eşikler ve bazı geçitler var ki, bunlar kendi hassasiyetleri içinde çok daha kritik olurlar. Zaman ve şartların sunduğu fırsatlar ilahi birer lütuftur… Her zaman olmaz. Sen farkında olduğun ve layıkıyla şükrünü eda ettiğin sürece vardır. Çekip gitmesi içten bile değildir… Uzatmayalım. Önceki mektuptan kaldığımız yere dönelim şimdi. İki gözüm! Hizmetin halkın ihtiyaçlarına cevap olması ve dolayısıyla halkla bütünleşebilmesi için takip edilecek yöntemler çoktur. Önemli olan bu yöntemlerin İslam’a göre olmalarıdır. Hizmet yöntemi veya yöntemleri yani çalışma tarzları İslam’a göre olduğu zaman, salih amel olarak kabul edilebilir. Daha yumuşak bir ifadeyle eğer çalışmamız ve çalışma tarzımız İslam’ın ruhuyla, özüyle onun kaide ve kurallarıyla, ennihayet imanî doğrularla çelişmiyorsa, iman dairesindeyse;  salih ameldir inşallah. Batıl yöntemlerle Hak bir davanın hizmeti yapılmaz, yapılamaz. Çünkü İslami kitap ve mecmualarda okuyoruz; Müslüman bir esnafın İslami anlayış, ahlak ve kurallar içinde ticaretini yapması, bir tür İslami hizmettir. Anne, babayla muamele, komşularla ilişkiler, akrabalara ilgi… Hep bu dairedendir. Bu misalin konumuzla bağlantı tarafı şudur: Esnafın İslam’a göre işini yapması ibadetin sosyal boyutu kapsamındadır. Farkında olsun olmasın onun yaptığı İslami bir hizmettir ve onun bu hizmeti halkla hareket arasında sağlam bir köprü, makbul bir vesile, arzu edilen İslami bir yöntem ve ennihayet  salih bir eylemdir. Mesela sen bir öğrencisin, sistemin okullara ne tür bir ahlaki anlayış dayattığının birebir şahidisin. Hocalardan derslere kadar hemen hemen hepsi bu ahlaki ifsad değirmenine su taşıdıklarını görüyorsun, yaşıyorsun. Ama kabul etmiyorsun, kabullenemiyorsun. İşte bu yaptığın bir duruştur. Değirmene giden suyun ters istikametine doğru yürümen bir hizmettir. Kabul etmeyiş ve akıntının tersine doğru yaptığın yürüyüşü ise, İslam‘ın ruhuna ve emirlerine uygun olduğu sürece bir ibadettir. Bu ibadetin sosyal boyutunun bir başka alanda ortaya çıkmasıdır. Dahası senin yaptığın bu eylem, İslam’a düşmanlığıyla bilinen bir sistemin kurumlarında gerçekleşmekte. Netice: Bu hizmetin, bağrından çıktığın halkın çocuklarına yönelik bir ikaz ve uyarıdır. Ufuk açıcıdır aynı zamanda. Salih bir ameldir ve bu, halkla hareket arasında bir köprü, mazbut bir vesile ve inşallah hidayete sevk edici bir yöntemdir. Bir örnek daha; mesela diyelim ki sen bir öğretmensin. Öğrencilerine vermen gereken müfredat belli... Buna rağmen sen bir yol, bir çıkış arıyorsun ki öğrencilerine fıtri sorumluluklarıyla ilgili bir şeyler veresin. Yaşayış, ahlak ve anlatımınla onlara İslam’ın güzelliklerini hatırlatasın. İslam’ı hakkıyla yaşayanların yanlarına onları yönlendiresin. Bunları yaparken icabında bazı riskleri de göze alıyorsun. İşte tüm bunlar bir tavır, bir duruştur. Gayr-i İslami sisteme karşı, gayr-i fıtri uygulamalara karşı ve gayr-i ahlaki programlara karşı bir duruş... Bir yöntemdir aynı zamanda, senin kendi çalışma alanında kendi gayretinle yer açtığın bir şey... Dolayısıyla sen yaptıklarınla bir köprü konumundasın. Hareket; bir yandan senin üzerinden öğrenciler vasıtasıyla halka ulaşırken, diğer yandan sistem sahibi olduklarını iddia eden kör ve sağırlara ulaşmaya onlara da hakkı ulaştırmaya çalışır. Şu halde anlaşılıyor ki;  hareket-hizmet-halk bütünleşmesi ve hareketle halkın iç içe geçerek yek vücut olması müminlerin gayret ve çabalarına bağlıdır. Ama içinde geçtiğimiz süreç ve bunun dayattığı şart ve durumlar ne şekilde olursa olsun hareket, plan ve programlarını bizzat kendi kontrol etmeli, edebilmelidir. Onları kendisi kendi gündemine özgü olarak uygulamaya koymalıdır. Ülke koşullarını hepimiz biliyoruz. Bu ülkenin siyasi gündemini belirleyen çalkantılar hiçbir zaman durmamıştır. Siyasilerin halkı yönlendirici, kontrolde tutucu boş vaadleri  hiç bir dönem tükenmemiştir. Ennihayet onlar da sistem çarkını evirip çeviren dişlilerdendirler. Yani hasılı,  İslami hareketin sistemi takviye merkezli güçlerin yönlendirdiği gündemlere göre plan ve programlar yapması doğru değildir. Ama söz konusu güçlerin dayattığı gündemlere karşı tedbirini alır, öyle hareket eder. Aktif çalışmalar içinde biri olarak, aslında sen de hadisenin bu tarafını müşahade ediyorsundur. Sürecin bir şekilde beraberinde taşıyıp getirdiği şart ve fırsatlardan istifade etmekten ayrı, sürecin havasına kapılarak sanki hep öyle sürecekmiş gibi kendini boşluğa ve bir yerde rehavete bırakmak ayrı. Saflarını oluşturan fertlerini uyarmak, bilinçlendirmek ve istikamete yönlendirme vazifesi her zaman hareketindir. Hareket bu kontrolü sağladığı oranda, plan ve programlarını kontrol etme şansına sahip olur. Plan ve programların halkın ihtiyacıyla uyuşuyor olması ve ihtiyaçları cevaplandırması ise, mevzumuz olan hizmetlerin ta kendisidir. Böylece hareket-hizmet-halk  bütünlüğü gerçekleşmiş olur, olabilir. Bir diğer husus havaleciliktir... Hareket kendisini havale edemez demek; hareket kendi misyon ve mesuliyetlerini kendisi dışında birilerine havale edemez demekle aynıdır. Diğer bir tabirle, hareket tarihi sorumluluklarından kaçamaz, yani; şartlar ne kadar zor ve çetin olursa olsun halkın hidayetine odaklanmış bir İslami hizmet hareketi, yine de mesuliyetlerini yerine getirebilmeli, bunun için büyük ve zorlu da olsa bedeller ödemeyi göze alabilmelidir… Benzer şekilde hareket plan ve programlarında da havaleciliğe göz yumamaz. Kendi bünyesinde, kendi adına çalışan bir takım kurumlarının yaptıklarından kendini uzak tutamaz, onları ve yaptıklarını uzaktan seyredemez ve meydana gelmesi muhtemel algı yanılsamalarında sorumluluğu onlara atarak kendini sorumluluktan kurtaramaz. Böyle bir anlayış doğru olmayacaktır. Sorumluluk kurumunun parçalanması ve zamanla neticesiz kalması böyle bir anlayışın sonucunda olur. Buna bütünün parçalanması da diyebiliriz. Dolayısıyla hareket, sorumluluk alanının hâkimi olmalıdır. Kendine ait uzuvların yaptıklarından yalnızca haberdar olmak değil, aynı zamanda onları kontrol etmek, yakın mesafeden yönlendirip yol göstermek de olmalıdır. Ülkenin kaygan şartları, zorbalığın dayatılamayacağı, polis devleti oluşu ve İslami uyanışa karşı alerji oluş gibi nedenlerden ötürü stratejik olarak hareket elbette bir takım radikal tedbirlere gider, gidebilmelidir. Ancak bunu esas kaideymiş gibi algılayarak gitmek doğru değildir. Olsa olsa buna arızi bir zorunluluk olarak bakılabilir. Bu zorunluluk bertaraf olduğu anda hareket, asıl rengiyle hizmetine devam eder. Özetle; hareket hizmetinde, hizmet usul ve metodunda ve diğer tüm programlarında kendi öz kimliği ile işinin başında olmalı, olabilmelidir. Bu, nebevi bir hareketin halkıyla kuracağı diyalogun en güzellerindendir. Hizmetin en olgun ve verimli olanındandır. Hareket-hizmet-halk bütünlüğünün en tesirli yollarındandır. Bir başka mektupta konuşmaya devam dua ve temennisiyle, Allah (cc)’a emanet olun!
M. Mehdi gül

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS