İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Hakkın Emanetçilerinin Tövbesi

2013-03-18
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bu ay tefsir konusu olarak iki ayrı ayet-i kerime aldık. Zira bunlardan biri özel bir cürüm olan hakkı, hakkın delillerini gizleme kebair günahının tevbesinin şartlarını işlerken başa aldığımız ayet ise Allah`ın tüm günahları affedebileceğini ki İmam Gazali`ye göre umulur ki buna şirk de dâhil olsun, konu edinen ayettir.
قل ياعبادي الذين أسرفوا على أنفسهم لا تقنطوا من رحمة الله إن الله يغفر الذنوب جميعا إنه هو الغفور الرحيم

De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah`ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Zümer: 53)


إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَبَيَّنُواْ فَأُوْلَـئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lanetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim. (Bakara: 160)

Bu ay tefsir konusu olarak iki ayrı ayet-i kerime aldık. Zira bunlardan biri özel bir cürüm olan hakkı, hakkın delillerini gizleme kebair günahının tevbesinin şartlarını işlerken başa aldığımız ayet ise Allah`ın tüm günahları affedebileceğini ki İmam Gazali`ye göre umulur ki buna şirk de dâhil olsun, konu edinen ayettir.

يا عبادي الذين اسرفو على أنفسهم

Bu, Rahman ve Rahim olan Allah`tan bir nidadır. Bu nida günahlar içerisinde bocalayan ve ümitsizliğin kenarına dayanmış, neredeyse Allah`ın azabına müstahak olmayı kabullenmiş, kendisini helak olmuşların safında gördüğü için hiç bir sa`y ve gayret içerisine girmeyen kullaradır.

Bu, ruhların derinliklerine nüfuz eden şefkat dolu bir nidadır, ümitsizlik uçurumunun kenarında bocalayan kullara yeniden ümit aşılayan, af ve cezanın nihai karar vericisinin Allah olduğunu hatırlatan bir nidadır. Öyleyse son ana, hüküm yüzümüze okununcaya kadar ümit kesmek yoktur. Günahlar ne kadar yığın olmuşlarsa dahi Allah`ın rahmeti ile kıyaslanmayacak kadar küçüktür.

Allah, kulları noksan yaratmış. Onların, Allah`ın yardımını da yanlarına alarak mükemmelleşmelerini dilemektedir. Bu noksan olanın mükemmelleşme yolunda hatalara düşmesi kaçınılmazdır. Hatta kötülüğün profesyonellerinin ağlarına takılarak tam aksi istikamette esfele doğru son sürat dahi gitme ihtimali de vardır, ama her halükarda onu özüne, aslına, Allah`tan olan ruhuna geri çağıran uyarıcılar vardır. İşte bu uyarıları duyanın, ümitsizlik illeti ile o uyarıları icabetsiz bırakmamasını telkin eden bir nidadır bu ayet

Böyle bir durumda günah dahi bir sıçrama tahtasına çevrilebilir, olumsuz bir şey olumlu hale, menfi bir şey müspet hale gelebilir

Zina gibi büyük bir fuhşiyatı işlemiş bir kadın temizlenmesi ümidiyle Allah Resulüne müracaat eder

- Ben kocama ihanet ettim, kirlendim, beni temizle, der.

Allah Resulü üç kere yüz çevirdiği halde önüne dikilir ve isteğini yineler. En son Hz. Resulullah (s.a.v)’ın yönlendirmesi ile çocuğunu doğurup sütten de kestikten sonra çocuğun elinde bir ekmek parçası olduğu halde Resulullah`ın huzuruna çıkar ve temizlenme talebinde bulunur.

Allah Resulü recmedilmesine hükmeder. Recmedilirken Hz. Halid " geber köpek" deyip taşını fırlatırken Allah Resulünün benzi kızarır ve; "Allah`a yemin olsun ki, eğer bu kadın bu şehrin ahalisinin affını Allah`tan dilese, Allah onun isteğini geri çevirmez." diye buyurur. Görüldüğü gibi büyük bir cürüm, bedel gerektiren bir tövbe ile yüce makamlara çıkarabiliyor.

يا عبادي (ey benim kullarım) Allah nefisleri hakkında israfa kaçanları kendine nispet ediyor. Kendisine ait olduğunu beyan ediyor. İnsan kendisine ait olan hakkında bozuk dahi olsa ıslahı tercih eder. Kur`an` ı Kerim’de Allahu Teâlâ mütekellim zamirini kullandığı yerlerde rahmet söz konusudur. Rahmet ise affetmeyi çağrıştırır, eğer af varsa tevbe kapısını sürekli çalmak gerek.

Bu ayet-i kerime Allah`ın bütün günahları affedebileceğini belirtmekle beraber günahın doğal bir sonucuna da işaret ediyor, Allah`ın rahmetinden ümit kesmek… Peygamberler hariç günahsızlık mümkün değil, ama günahın yan etkilerini bertaraf etmek mümkün… Allah bu ayette günahın en tehlikeli yan etkisi olan rahmetten ümit kesmeyi izale etmek istiyor. Bunu da bütün günahları affedebileceğini beyan etmek suretiyle yapıyor. Rivayet ediliyor ki miraç olayında Allah Hz. Resulullah`a; “benim huzuruma neyle geldin” diye soruyor. Allah resulü de; “ümmetimin günahlarıyla” deyip boyun büküyor. Allahu Teâlâ Hz. Resulullah`tan sağına bakmasını istiyor. Bakıyor ki uçsuz bucaksız yemyeşil bir çöl, çölün ortasına bir ağaç, ağacın üzerinde gagasında bir toprak parçası olan bir kuş… Allah, Hz Resulullah`a; “Üzülme ya Muhammed! Senin ümmetinin bütün günahlarının benim rahmetime nispeti; bu uçsuz çöle kıyasla kuşun gagasındaki toprak parçası gibidir.” Madem rahmet bu kadar geniştir ve madem bütün günahlar affedilir, öyleyse ümitsizlik yoktur. Bu düşünce oturduğu zaman günah da bir sıçrama tahtasına dönüştürülebilir, yeter ki ayet-i kerimelerde ifade edilen şartlar dâhilinde tövbe edelim

تابوا kişisel bir eylemdir. Kul ile Allah arasındadır. Kulun Allah`ın emrini hiçe saymasının doğurmuş olduğu bir nedamettir. Bu nedametin ateş olup yüreği yakmasıdır, zira Mevlana`nın da ifade ettiği gibi yürekler bu dünyada ya nedamet ateşiyle yanar ya da ahirette Allah`ın tutuşturulmuş ateşiyle...

وأصلحوا Daha önce kötü olan amellerini salih amellerle değiştirmek, kötü olan durumunu düzeltmek olarak yorumlayanlar olsa da yaptığı tahribatları onarmak manasındadır diyenlerin görüşleri daha çok tercih ediliyor. Zira tevbenin şartları kendisinden tevbe edilen günahın kul ile Rabbi arasında kalan bir günah mı yoksa diğer kulları da ilgilendiren bir günah mı olduğu sorusunun cevabına bağlıdır. Eğer kul ile Rabbi arasında kalan bir günah ise bu durumda kul, sadece kalbine, ruhuna, maneviyatına ve bedenine zarar vermiştir. Bu günahın sahibine düşen pişmanlık gözyaşları ile kalbini temizlemesi ve salih amellerle yaptığı tahribatı onarmasıdır.

Ama eğer söz konusu günah kulları etkilemişse, bir şekilde kullara zarar vermişse, bu durumda tevbekarın eğer imkânlar dâhilinde ise yaptığı tahribatı onarmaktan başka çaresi yoktur. Hele ki bu tahribat akide ile ilgili bir tahribat ise...

وبيّنوا

Başka bir şart da; gizlemiş olduğu, ketmettiği bilgileri beyan etmesidir.
Bilgi, insanları hidayete ulaştıran en önemli kaynaktır. Eğer bu bilgi semavi bilgi ise hidayete tabi olmak için arz edeceği ehemmiyet insanlar için bir başka olur. Bu bilgiden insanları mahrum bırakmanın oluşturacağı tahribatın onarılması da ketmettiği bilgiyi izhar etmekten, daha önce yaptığı izahatların art niyetli izahatlar olduğunu açıklamaktan başka yolu yoktur. O yüzden gerçekten hakkı, hakkın delillerini ketmedenin gerçekten pişman olması onun yaptığı tahribatları giderecek beyanları olacaktır. Bu beyanlar onu bazıları nezdinde rezil etse de tevbesinin kabul olunmasını istiyorsa yapmaktan başka seçeneği yoktur.

İbn-i Kesir hakkı gizleme cürümünün tevbesinin önceki ümmetler için söz konusu olmadığını beyan ediyor. Belki de dünya hayatında kendisini zora sokacak böyle bir şartın tevbekarın önüne konulması önceki ümmetlerden esirgenip bu ümmete verilen toleransın bir bedelidir.

Bu ayet-i kerime her ne kadar ehli kitap hakkında nazil olmuşsa da kesinlikle onlarla sınırlı değildir. Zira ayet-i kerimeyi delil göstererek Hz. Resulullah ( s.a.v); "Her kim ki kendisinden bir ilim talep edilse ve o da bu ilmi ketmetse kıyamet günü ateşten bir gemle gemlenmiş olarak getirilecektir." diye buyuruyor. Zira ulema Allah`ın kendilerine hakkı emanet ettiği emanetçilerdirler. Bu hakkın ketmedilmesi ise emanete ihanettir. İhanet ise hem Allah`ın hem de fıtratın en nefret ettiği sıfattır.

Öyle ise bu ayet sadece ehl-i kitapla sınırlı bir hüküm içermiyor, tam aksine günümüzde meydana gelen dezenformasyon diye tabir edilen ve insanların, inananların kendilerine hak kurtuluş yolunu gösteren hakk davetçilerin önüne konulan engellere de doğrudan ışık tutuyor ve tahribatı yapanlara yegâne kurtuluş yolunu gösteriyor. Gerçekten de bugün davetçilerin en fazla sıkıntı çektikleri nokta bilinçli bir şekilde küfür düzenlerine paralı askerlik yapan âlim bozuntuları ile bazı menfaatlerini Hakk`tan önceleyip inananları hakkın davetçilerinden uzaklaştıranlardır.

Bunlar bilmeden hataya düşenlerin mazeretlerini ileri süremezler, zira hakkın delilleri onların elinin altında durmaktadır. Zaten eğer bu cürümü bilinçli işlememiş olsalardı tevbelerinin kabulü için böyle zorlu şart ile karşı karşıya bırakılmazlardı.

فَأُوْلَـئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ

İşte bu şartların tamamı tam olarak yerine getirildiği zaman işte o zaman kul geçmişinden pişmanlık duymuş demektir. Artık mağfiretin şemsiyesi altında kendisine bir yer arayabilir. Tabi elinde olan bütün imkânları yaptığı tahribatları onarmak için seferber ettikten sonra.

وَأَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Zira Allahu Teâlâ kulun kendisine dönmesinden çokça hoşnut olan merhamet sahibi olandır.
Şüphesiz Allah hiç bir kulunun üzerine kapıları bütün olarak kapatmaz. Defterler dürülmeden, imtihan süreci sona ermeden Allah hiç bir kulun üzerine kapıları kapatma. Ve aynı şekilde kul yapısı gereği hatasız olmaz Peygamberler hariç. Günahdan dönme imkanı sürekli mevcuttur. Babamızın bizler için açmış olduğu bir kapıdır. Babamız gibi günahlara düşmemiz kaçınılmazdır. Ama aynı şekilde babamız gibi hatadan dönmesini pişmanlık duyulmasını da bilmeliyiz.

Ama kesinlikle tevbesinin bile bir ikaba dönüştüğü hatalara düşmeyelim.

Faruk Hamza / İnzar Dergisi – Mart 2013
 

 


Faruk Hamza

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS