Gaye, insanın yaşam kodlarına işlenmiş değişmez bir tutumdur. İnsanın insan ile, insanın eşya ile ve insanın Allah ile ilişkisini belirleyen temel faktördür. Gaye, ulaşılmak istenen hedefe ulaşma gayreti ve yol alırken tutunacak tavır uygulanacak stratejidir.
Müslümanlar dünyanın nimetlerinin tamamından yararlanıyor olmakla birlikte bu yararlanma ancak nihai hedef olan ebedi hayatı kazanmada aracılık eder. Yani Müslüman kazanırken, yerken, içerken, yükselirken, sevinirken, üzülürken bu yaptıklarının tamamını nihai hedefe aracılık etmek için yapar. Dolayısıyla başka bir hayata inanmayanın yaşadığı tatminsizlik, yetinmeme ve hep daha fazlasını isteme hastalığından beridir Müslüman. Zira yetinmeme onları hırçın, saldırgan, ölçüsüz, sınırsız yapar. Dünyayı ateşe vermekten çekinmezler ki bu günkü kapitalist anlayış ve kapitalist dünyanın bu “dünyayı ateşe vereme” pratiğini çokça yaşamaktayız.
Bu manada dünya nimetlerinden daha az yararlanılıyorsa bile gaye sahibi müminin alacağı haz tatminsiz inkarcılarınkinden daha fazla olacaktır. Nihayetinde müminin gayesi dünya nimetlerinden azami derecede istifade değil bilakis kendisine bahşedilmiş nimetleri nihai hedefi olan adaleti sağlama yürüyüşüne aracılık etmektir.
Tekrar edecek olursak hiçbir insan, hiçbir yapı, hiçbir teşkilat, hiçbir cemaat, hiçbir devlet gayesiz olamaz. Her bir kişi ve kurum bir gaye edinir. Cemaat olma; sosyal hayatta ortak gayeye sahip olma İslam’ın ilk ve en temel emri olduğu için Müslüman da Müslümanlarla cem olma ve ortak gayede buluşma mecburiyetine sahiptir. Bu manada Müslüman toplum ortak gayeye ulaşmada bir vücudun azaları, bir otomobilin birer aksamı olmak zorundadırlar. Söz konusu vücudun herhangi bir azası hasta olur; otomobilin herhangi bir parçası bozulursa hedefe ulaşmada geri kalacaktır. Ya o hasta uzuv tedavi edilir; bozulan parça onarılır ya da yenisiyle değiştirilir.
Bu manada mümin Allah’ın kendisine bahşettiği yetenekleri, imkanları oranında ve hedefe yürüyen otomobildeki görevine göre bireysel gayesiyle birlikte bu gayenin hedeflenen yere varma gibi ortak gayenin bir parçası olduğu ve o parça aksadığında vasıtanın tamamının bundan etkileneceğini bilmesi lazım ve buna göre bir sorumluluk taşıması lazım. Kimi motor olur kimisi de motorda küçük bir sensör, kimi de karbüratör… “ben benzini algılayan küçük bir sensörüm, olmasam ne olur ki?” diyemez/dememeli kişi. O sensör çalışmadığı zaman motorun da çalışmayacağı bilincine sahip olmak gerekir. Bu manada kişisel gaye ortak gayenin bir parçası olmadığı sürece sahibine de topluma da bir faydası olmaz ve İslam’da “özel” gaye yoktur.
Yeryüzünde adaleti sağlamada bireysel gayenin toplumsal gaye ile bütünleşmediği sürece hedefe ulaşmanın mümkün olmayacağını ve bir başına kurtuluşa eremeyeceğini bilmesi lazım kişi.
Günümüz dünyasında gayeye ulaşmada imkanların artmasının yanı sıra gayede zihinsel dinginliği dağıtmada da çokça enstrüman devreye girmiş veya devreye sokulmuştur. İletişim ve etkileşim o kadar çok ilerlemiş ki bazen gün içinde birden çok gündem ile dingin zihinler dağılmaya maruz kalmaktadır. Sahte gündemler günübirlik tüketilen zihinsel meşgaleler olsa bile bu gündeme kapılmadan asıl gaye çizgisinde kalabilmek hem çok büyük bir dikkat ve gayret ister hem de çoğu zaman bir başımıza üstesinden gelebileceğimiz kadar güçlü olamayabiliriz.
Bu nedenle gündemin günübirlik tahribatına karşı ancak topluca, el ele, kol kola girerek ve olabildiğince nihai hedefe odaklı gündemler belirleyerek karşı durabiliriz.
Sosyoloji, psikoloji ve siyaset ilmi o kadar çok ilerlemiş ki bireyi ve toplumu manipüle etmede ve bağlamından/hedefinden koparıp başkaca mecralara savurmada adeta sınır tanımıyor. Uzmanları buna çok ama çok çalışıyorlar. Buna kapitalizmin tüketim toplumu inşa çabalarını da eklerseniz birey olarak karşı durmasının ne kadar imkânsız olduğunu varın siz düşünün. Bazen kendileri bile başarılarına(ifsad) inanamıyorken çoğu kez bütün çabalarına rağmen mümin ferdin ve Müslüman toplumun bu gündem tahribatlarına karşı çok korunaklı olması ifsat sahiplerine saç baş yolduruyor. Bütün enstrümanları onlar çaldığı halde çıkan ezginin “talael bedru aleyna...” olması Müslüman toplumun gündem olmada ve gündem belirlemede diriliğinin nişanesi olsa gerek.
Elbette gündem önemlidir ve gündemi belirlemede çok çaba sarf etmeli. Ancak çoğu kez ifsad, yalan ve manipüleye matuf yapay gündemlere karşı dikkatli olunmadığı zaman mümin ferdi ve Müslüman toplumu çok büyük tehlikeler bekleyecektir.
Sahte gündemin her gün küçük küçük tahribatları; fren diskini her gün biraz aşındıran balatalar gibidir. Zamanla disk ve balatalar işlevsizleşir ve araç fren tutamaz hale gelir ki maazallah bir “uçurum” ile karşılaşmak beklenilen bir tehlike olsa gerek.
Gündem belirleme aslında medyanın kamuoyunun neyi, nasıl ne kadar düşüneceğini belirlemesi olarak anlaşılmalı. Bu stratejide birinci aşama “farkında olmayı” sağlamak; kinci aşama “bilgi edinme”, üçüncü aşama “tutum geliştirme” ve son aşamada ise “davranış değişikliği” hedeflenir ki kamuoyu oluşturmada bu yöntem 1922 yılında Walter Limp ile başlayan ve günümüze kadar devam eden bir ilmin icrası olarak anlaşılmalı.
“Bilişsel”, “duyuşsal” ve “davranışsal” düzeyde değişimler olarak adlandırılabilecek bu alanda yaklaşık 400 araştırma yapılmış olup bu çalışmalardan yararlanılarak medyanın “gündem öncelemesi” ve kamuoyu oluşturma pratiği olarak icra edilmiştir.
Dolayısıyla “davranışsal değişim” bile gerçekleştirebilecek etkide olan medyanın gündeminde savrulmadan ayakta durabilmenin ve yol alabilmenin yegane yolu bireysel ve toplumsal(cemaat) gayemize sımsıkı sarılmak ve hem bireysel olarak hem de toplumsal(cemaat) olarak gayeye ulaşmada senkronize olmuş bir bütünlük ile yol almaktır. Ve elbette kendi gerçek gündemlerimizi belirleme noktasında bizlerin de azami derecede alternatif ilmi çalışmalar yapıp toplumu onların şer niyetli sosyolojik çalışma ve pratiklerinden kurtarmalıyız. Ya da en azından bizler de başta medya olmak üzere bu güçlü enstrümanları edinmeliyiz.
Gayesinde; yeryüzünde adaleti sağlamada ve Allah’ın rızasını kazanıp ebedi hayata kavuşmada bireysel gaye cemaatin gayesinden ayrı olamaz ve ayrışamaz. Dolayısıyla bu öyle karşılıklı bir birine mecbur olma halidir ki bir birey(parça) “gaye” dışına çıktı mı “vasıta” ilerlemez ve bir demir yığını olur. “Vasıta” içindeki işlevi olmazsa bireyde bir “hiç” değerindedir ve bozulmuş bir parça başkaca vasıtalarında işine yaramaz. Bozulan yenisi ile değişir.
Bu vesile ile her mü’min öncelikle medyanın gündem oluşturma ve kamuoyunu manipüle etme gücünden haberdar olmalı/edilmeli. Sonra başta kendisi olmak üzere ailesine muhkem bir “gaye” çerçevesi çizmeli ve bilinç kazandırmalı. Okul, aş, iş arkadaş, oyun vb. diğer tüm “ara gayelerin” ancak nihai gayeyi icra etmede araçlar olabileceği bilincini her gün bıkmadan usanmadan, tekraren aşılamalı. Son olarak ta “gündem fırtınaları” karşısında ancak grupsal, toplumsal ve cemaatsel birliktelikle durabileceğine inanmalı ve bu pratikten asla taviz vermemeli.
Aksi halde maazallah gündemin bizleri önce düşüncede sonra duyguda daha sonrada davranışta savurma taktiği karşısında rüzgarda salınan yapraklar gibi oluruz.
Mehmet Gülsever
Mehmet Gülsever