İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Günahların Menfi Tesiri Ve Kalbi Diriliş Hamlesi

2013-02-24
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

“Kalb-ı selim” bir takım afakî ve enfüsi tesirlerle kirlenmemiş ve yaradılıştan gelen fıtri hususiyetlerini yitirmemiş temiz fıtratı temsil eder… Temiz fıtrat, harici tesirlerle kirletilip bozulmadıkça, asaletini ve hassasiyetini muhafaza eder. Asli fıtratı üzere kaldıkça, hassas, uyanık ve her türlü tesire karşı duyarlıdır; etkilenir ve derhal aksu’l amel gösterir. Tıpkı hassas cild misali, en küçük tesiri bile anında hisseder…
“Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücud iyi olur. Eğer o bozulursa bütün vücud bozulur. İşte bu et parçası kalbdir.”(Buhari, iman, 39; Büyu’, 2 ve Müslim, müsakat, 107, 108)

“Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Tevbe ve istiğfar ile temizlenmezse (ve günaha devam edilirse) kara lekeler çoğalarak kalbi kaplayıncaya kadar istila eder. İşte bu leke Allahu Teâlâ’nın kitabında bildirdiği kalpleri paslandıran ‘ran’dır. (Ve Mutaffifin suresindeki bu ayeti okudu.) “Hayır! Bilakis işlemeye devam ettikleri günahlar kalplerinin üzerine pas bağlamış (ve kalplerini karartmıştır.) (83/14)

“Kalb-ı selim” bir takım afakî ve enfüsi tesirlerle kirlenmemiş ve yaradılıştan gelen fıtri hususiyetlerini yitirmemiş temiz fıtratı temsil eder… Temiz fıtrat, harici tesirlerle kirletilip bozulmadıkça, asaletini ve hassasiyetini muhafaza eder. Asli fıtratı üzere kaldıkça, hassas, uyanık ve her türlü tesire karşı duyarlıdır; etkilenir ve derhal aksu’l amel gösterir. Tıpkı hassas cild misali, en küçük tesiri bile anında hisseder… Ama sürekli aynı tesire maruz tutulan derinin zamanla nasır bağlayıp duyarlılığını kaybetmesi gibi, fıtrata aykırı etkilere maruz kalan kalb de giderek hassasiyetini yitirip katılaşır ve duyarsızlaşır. İşte günahların kalbe menfi tesiri, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde ifade buyrulduğu gibi; “kalblerin paslanması, siyah lekelerle kaplanması, katılaşması ve yüzün kararması.” Bu etkiler neticesi iç sıkıntısı, keder ve ıstırap; huzurdan uzaklaşma, karanlıklara doğru savrulmaktır.

Bütün bunlar günahların henüz bu dünyada karşımıza çıkan neticelerinden bazılarıdır. Yarın Berzah Âleminde ve mahşerdeki sonuçları ayrıdır. Günahlar mağfiret olunmazsa, azap sebebi olurlar.

Günahlar, hassasiyet sahibi selim kalbleri derhal etkiler ve acıtır; tıpkı ele-ayağa batan diken, taş gibi, sancısı anında duyulur… Ama ısrarla sürdürülen günahlar, nasırlaşma misali, kalbi katılaştırdığı için, artık alışan kalbler günahların acısını duyamaz olur. Israrla sürdürülen günahlar, alışkanlık ve bağımlılık yapar; adam en şen’i günahları bile fütursuzca ve korkusuzca işlerken artık en küçük bir sıkıntı bile hissetmez olur.

Israrla sürdürülen günahlar, vicdanı uyuşturup devre dışı bırakır ve kalbi ölüme kadar götürür. Ölmüş bir kalb ise artık günahları fark etmez; tavsiye ve nasihat de kabul etmez; söz dinlemez…

İşlenen her günah, kalbe inen bir darbedir; bazısı küçük bir çizik, bazı darbeler daha derin ve keskin izler bırakır; bazı darbeler öldürücü tesirler yapar ve maruz kalanları adeta yıkar! Mahiyetine göre her günahın kalbe muayyen bir tesiri vardır. Bu tesirleri işin başında hissetmek nispeten kolaydır ama zamanla hassasiyet kaybolunca ve kişi de işleye işleye günahlara alışınca, bir zaman sonra yaptığı şeyin günah olduğunu bile unutur! Nefsini günahların aldatıcı zevkine kaptıran, kalbi katılaşıp yüzü kararan bedbaht adam, ekseriyetle kafasına ağır bir bela tokmağı yemedikçe, daldığı gaflet uykusundan uyanamaz ve kendi irade ve azmiyle alıştığı günahlardan kurtulamaz.

Günahlar tıpkı uyuşturucu gibi bağımlılık yapar; alışan, bağlanır; bağlanan, bataklığa düşmüş gibi, içine saplanıp kalır! Alışmak kolay, kurtulmak zordur; en iyisi, günah ortamlarından daima uzak durmak, ayakların kayabileceği mekânlara hiç yaklaşmamak; yani ateşle oynamamaktır! Nefse güven olmaz, nefsine güvenen aldanmıştır! “Hâlbuki ben nefsimi temize çıkarmıyorum; muhakkak ki nefis, daima kötülüğü emredicidir; ancak Rabbimin rahmetiyle koruduğu kimse müstesna!” (Yusuf suresi: 53)

Günahlar, narkoz tesiri yapar; dimağı uyutur ve vicdanı uyuşturur; tesir, devam ettiği müddetçe kişi, günah darbelerinin kalbinde yaptığı tahribatı anlayamaz… Tıpkı kol damarına narkoz enjekte edilerek ameliyat masasında kesilip biçilen bir hastanın, anestezi altında iken, kesilen yaraların ıstırabını duyamaması gibi! Ne zaman ki, narkoza son verilir ve hasta uyanıp şuuru yerine gelir, işte o esnada vücudunda açılan yaraların acısını duyar. Göz, kulak, el, dil vs. uzuvlarla işlenen ve ısrarla sürdürülen günahlar da, damardan enjekte edilerek merkezi sinir sistemini uyuşturan narkoz maddesi misali vicdani hassasiyetleri uyuşturup etkisiz ve tepkisiz hale getirir. Günahla alaka kesilmedikçe, adam uyumaya devam eder ve günahların pası kalbi istila eder.

Kişi ölmeden önce esaslı bir intibah şokuyla uyanıp kendine gelmeden bu hal üzere ölerek berzah âlemine intikal ederse, kabir âleminde uyanır ve günahların acı ve ıstırabını orda duymaya başlar.

Günahla açılan her yara (eğer tevbe ve istiğfarla temizlenip vaktinde tedavisi yapılmazsa) kabir âleminde ıstırap ve azap sebebi olur. Dünyada günahlara dalıp uyuyan gafil adam, kabir âleminde melekleri görünce gaflet uykusundan uyanır ve ne yaptığını anlar, bütün dehşetiyle işin farkına varır…

Kabirde narkoz kesilince, adam yavaş yavaş kendine gelir ve içine düştüğü günahların kalbinde açtığı yaraları ve tahribattı hayretle müşahede eder… Dünyada ölü gibi yaşadığını, kurtulmak için en küçük bir çaba bile göstermediğini dehşetle fark eder…

Ölen kişi yaşadığı hal üzere berzah âlemine intikal edince; daha önce alışıp bağlandığı günah kanallarından tecerrüd ederek kendine gelip ayılır… Sanki derin bir uykudan uyanmıştır; dünyada yaşadığı her şey artık bir rüya gibi geride kalmış; nefsini bağlayıp avuttuğu her şeyden ayrılıp uzaklaşmış ve kabrin tecrid ortamında amellerinin neticeleriyle baş başa yapayalnız kalmıştır… Ölüm şokuyla kendine gelip ayılınca, alışıp bağlandığı günahların narkoz tesirinden kurtulunca, kalbinde açılan yaraların acısını duymaya başlar… Dünyada aldığı günah darbeleriyle kesilen, biçilen, adeta lime lime edilen kalbine ne yaptığını aynel’yakin görüp anlar. Dünyada sakınmadığı en küçük günahların bile kabirde ıstırabını duyar…

Nitekim idrar, gıybet gibi dünya hayatında insanların ekseriyetle önemsemeyip sakınmadığı küçük sanılan günahların kabir azabına sebep olduğu hadis-i şeriflerde haber verilmiştir.

Bir müddet itikâfa çekilip dış dünyadan ve günah ortamlarından uzaklaşıp soyutlanan kişi de, tıpkı kabir âleminde olduğu gibi, harici sebeplerden ve gündelik hadiselerden tecerrüd edebildiği nispette, kalbine dönerek, içine düştüğü günahların tahribatının müşahede edebilir ve vaktinde müdahalelerle kalbini tedavi çarelerine başvurabilir. İşte, “ölmeden önce ölmek…” remziyle işaret edilen mana budur… Esaslı bir intibah şoku ile daldığı gaflet uykusundan uyanan ve bir nebze de olsa kalb gözünden bir perde açılan insan, bir müddet kendi iradesiyle, dış dünyadan tamamen arındırılmış bir ortamda itikâfa çekilerek enfüsi murakabesini geliştirip derinleştirebilirse, kalbi hallerini, kalbine varid olan menfi ve müspet tesirleri müşahede etmeye; artı ve eksilerini ölmeden önce görmeye başlar; uyanışı kuvvetlenir, görüşü ve duyusu artar… İç murakabesi derinleştikçe, maverai hakikatlere daha çok yakin peyda eder, öteler âlemini görür gibi olur.

İtikâf, ölmeden önce ölüm ötesi hakikatleri bir dereceye kadar tecrübe edip yaşamak ve nefsine ölüm sonrası karşılaşacağı ahvali bir nebze de olsa tattırmak ve hatırlatmaktır… Maksad, ölmeden önce uyanmak, hakikati anlayıp, kazanma ve kurtulma imanı varken yola çıkmaktır… Öteler âleminde hasret ve nedamet ateşlerinde yana yakıla ağlamamak için, bir müddet itikâf gecelerinde günahlarından temizlenmek için tevbe istiğfar ederek gözyaşı döküp ağlamaya ve arınmaya çalışmak…

İtikâf, henüz can kuşu ten kafesinden uçmadan önce, uyanma, arınma ve kurtulma fırsatıdır; Hakk’a giden yolda esaslı bir adımdır… İtikâf, durup düşünmek, halini ve gidişatını yeniden gözden geçirmek için bir müddet soyutlanmaktır…

Bugün gaybi irtibatını koparmış ve imani değerlerden uzaklaşmış insanların tutuldukları bir takım akli ve ruhi hastalıkların yegâne çaresi, kalbe dönüp imani değerlerle sımsıkı bütünleşmek; günahların kirletip ifsad ettiği kalbleri tevbe ve istiğfar zikirleriyle, seherlerde ağlayıp gözyaşı dökmekle arındırıp temizlemek; dünyaya bakan ve dünya tutkusuyla hastalanan gönülleri Hakk’a çevirmek, Ona yönelmek, Onun zikriyle huzur ve itminana ermektir… En vahim kalbi hastalıklar bile sıhhatli bir itikâf sürecinde Hakk’ın inayetiyle sühuletle tedavi edilebilir… Yeter ki itikâf şartlarına tamamen riayet edilsin ve hakkıyla değerlendirilsin.

İtikâf, kalbi hastalıklar için müstesna bir şifa vesilesidir; mücerreb bir tedavi yolu ve hal çaresidir… Ölmeden önce ayılıp kendine gelmenin, kendi içine dönüp kalbini görmenin, halini, seyir ve gidişatını durup gözden geçirmenin en güzel yöntemidir…

İtikâf, gündelik hayatın sürükleyici akıntısından çıkıp uzlet ve sükûnet atmosferinde önce durup düşünmek; silkelenip kendine gelmek, nerede ve ne halde olduğunu fark etmek; akıntıya kaptırdığı imani ve ahlaki değerleri tekrar kazanıp yeni bir şuur, vecd, aşk ve heyecanla ayağa kalkıp yola çıkabilmek için manevi enerji toplamak, arınmak, tazelenmek ve istikamet kazanmak için nefsini potaya sokmaktır… İtikâf, tek cümleyle, kalbi diriliş hamlesinin kod adıdır… Kalbi istila eden hastalıklardan kurtulmak ve kalbi-manevi sıhhat ve selamete kavuşmak ve doğrulmak için mutena bir fırsattır… Bulanık suyun bir müddet durulunca içinin ve dibindekilerin görülmesi gibi; itikâf sükûnetinde duygular yatışır, kalb yavaş yavaş durulup huzura kavuşur. Enfüsi bir tamir, telafi ve tezkiye sürecinde; tefekkür ufkunda yolculuk başlar; adeta sekteye uğramış ve durmuş bir kalb için manevi bir hayat nefesi olur…

Günahlar kalbi hasta eder, sakatlar ve bozar… Kalb hastalanıp bozulunca, uzuvlar da sıhhatli çalışamaz ve vazifesini doğru yapamaz… Hasta kalbden doğru ameller çıkmaz; kalb yamulunca, niyetler bozulur, niyetler bozulunca da ameller fasid olur… Günahlar kalbe zehir tesiri yapar; ısrarla devam edilirse, kalbin ölümüne yol açar. Günahlarla iman aynı kalbde sürekli bir arada yaşayamaz! Kalbin ölümü, iman nimetini zayi edip küfür ve nifak uçurumuna düşmesiyle olur. İnad ve ısrarla sürdürülen günahların böyle bir felakete sebep olmasından korkulur. Hadis-i şerifte; “Tevbeyi erteleyenler helak oldu!” buyruluyor.

Yaşadığımız her an, bize verilen bir kazanma ve kurtulma fırsatıdır. Fırsatlar an be an elden çıkıp giderken, geç kalınmış bir figanın hiç kimseye faydası olmayacaktır… Bu dünyada kurtuluş adımını atamayan bedbahtların akıbeti eyvah’tır…

Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Şubat 2013
 

 


Yusuf Akyüz

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS