İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Geçmişten bugüne Mescidi Aksa

2014-08-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Mescidi Aksa, İslami gelenekte olduğu gibi, tarihsel açıdan da muazzam bir öneme sahiptir. Müslümanların namaz kılarken yüzlerini çevirdikleri ilk kıblesi olduğu gibi İslam`da kutsal sayılan üçüncü yerdir de. Kutlu elçinin, bir gece Mescid-i Haram`dan,-Kur`an`ın Sidretül Münteha (53:10-16) dediği- miraca yükselirken tüm peygamberlere namazda imamlık yaptığı yerdir.
"Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram`dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa`ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir." (Kur`an 17:01)

Mescidi Aksa, İslami gelenekte olduğu gibi, tarihsel açıdan da muazzam bir öneme sahiptir. Müslümanların namaz kılarken yüzlerini çevirdikleri ilk kıblesi olduğu gibi İslam`da kutsal sayılan üçüncü yerdir de. Kutlu elçinin, bir gece Mescid-i Haram`dan,-Kur`an`ın Sidretül Münteha (53:10-16) dediği- miraca yükselirken tüm peygamberlere namazda imamlık yaptığı yerdir.

Modern çağda ise siyonistlerin ilk ve ikinci tapınaklarının aslen orada inşa edildiğini ileri sürmelerinden dolayı üzerinde rekabet yapılan yerlerden biri haline geldi. Mabed, bölgeyi işgal eden güçlerce birçok kez yıkılmasına rağmen bu rivayet efsanevi bir şekilde işlendi. Babillerin kralı Buhtunnasr, (Nebukadnezar) M.Ö 587`de Kudüs`e saldırdı ve mabedi (Beyetel) yıktı. İsrailliler köleleştirildi ve 70 yıldan fazla bir süre eziyet çektiler.

Mabedin son olarak Romalılar tarafından M.S 70 yılında yıkılmasından önce birçok kez yeniden inşa edildiği ve yıkıldığı oldu. Mabetten kalan bir iz hiçbir zaman bulunamadı. Bugün bazı sertlik yanlısı siyonistlerin Harem-i Şerif`e (Kutlu Mabed) zarar vermeye kalkışmasına ve hatta bazılarının orada ibadet etmeyi talep etmesine de, hahamların yasaları, Yahudilerin dini geleneğinde `Kutsalların kutsalına` saygısızlık olacağından korktukları için Harem-i Şerif`e ayak basmayı yasaklamaktadırlar. Aslında Harem-i Şerif`te hem Mescidi Aksa hem de Kubbetüs Sahra`nın ve yakındaki sayısız medrese ve daha küçük yapıların etrafında Yahudilerin izinsiz olarak Harem-i Şerif`e girişlerini yasaklayan levhalar bulunmaktadır.

Öncelikle Mescid-i Aksa`yı kimin inşa ettiğine bakalım: Siyonistlerin iddia ettiği gibi baba ve oğul olan Davud ve Süleyman peygamberler mi inşa etti yoksa daha önce mi inşa edilmişti? Kur`an`dan biliyoruz ki (2:127-128) baba ve oğul olan peygamberler İbrahim ve İsmail Kabe`yi Allah`ın emrine uygun olarak inşa ettiler. Mekke`deki Kâbe, yeryüzünde Allah`a ibadet edilmek için inşa edilen ilk mabettir. Peygamber İbrahim (a.s), ilk oğlu İsmail`i (a.s) ve onun annesi Hacer`i yine Allah`ın emriyle oraya yerleştirdi.

İbrahim peygamber, yine de Mekke`de yaşamadı; adını kendisinden alan Filistin`in El Halil (Hebron) şehrinde yaşadı. İbrahim peygamber Mekke`de bir mabet inşa etmişken El Halil`in yanı başındaki Kudüs`te de bir mabet inşa etmemiş olduğunu düşünmek mümkün mü? Allah`ın tüm peygamberlerinin saygın biri olarak kabul ettiği İbrahim Kudüs`te de ibadet edilecek bir yer inşa etti. Buraya da (İbranice`de Allah`ın Evi anlamına gelen) Beteyel adı verildi.

İbrahim`in ikinci oğlu İshak (Isaac) (a.s) Beteyel`de doğup büyüdüğünde ibadet etmek için Beteyel`e giderdi. İlginçtir ki yine Allah`ın buyurduğu gibi Allah`ın kutlu peygamberlerinden biri olan İshak da Kabe ve Mekke`de ibadet etmiş, babası İbrahim ve kardeşi İsmail ile birlikte Hacc farizasını yerine getirmiştir. Yine Beteyel`e,-Kâbe`ye uyarak onun kuzeybatısına düştüğü için, Mescidi Aksa -en uzak mescit-adını veren de İbrahim (a.s) idi.

İshak`ın oğlu olan ve Tevrat`ta Jacob olarak bilinen kutlu peygamberlerden Yakup (a.s) da Allah`ı birleyenlerin ibadet mekânı olarak kullandığı Beteyel`de ibadet ediyordu. Tabii ki Filistin toprağında diğer birçok kabile de hayat sürüyordu. Burası, adını Filistiniler adlı bir kabileden alıyordu. Burada yaşayan diğer kabilelerden ikisi de Muabiler ve Hititler idi. Hititler, Süleyman peygamberin annesinin kabilesi idi. Yine İbrahim`in Ur`da (bugünkü Irak) doğmuş olduğunu ve zalim Nemrud`un eziyetlerinden kurtulmak için göç ederek buraya geldiğini de hatırlamak gerekir. İbrahim (a.s), uzun bir yolculuktan sonra El Halil`e (Filistin) gelecekti.

Peygamberler tarihi belli bir silsile iledir ve İbrahim`in neslini farklı aktaran başkaca bir rivayet yoktur. Peygamber Yusuf (Joseph) (a.s) da babası Yakup tarafından çok seviliyordu. Bu durum üvey kardeşleri arasında kıskançlığı tetikliyor ve onu öldürme planları yapıyorlardı ama sonunda onu kuyuya attılar.

Kuyudan kurtarılacak ve köle olarak Mısır`a götürülerek orada bir yöneticiye satılacaktı. Yöneticinin karısı ona âşık olacaktı çünkü Yusuf (a.s) çok yakışıklı biriydi ama Allah, onu günaha bulaşmaktan koruyacaktı. Ancak masum olmasına rağmen zindana düşecek ve orada yıllarca kalacaktı. En sonunda salıverildiğinde, kral onu hazineden sorumlu kılacak ve böylelikle Yusuf (a.s) Mısır`ın fiili yöneticisi olacaktı. Yusuf (a.s)`ın kıssası yüce Kur`an`da aynı isimle,-Yusuf Suresi`nde, ayrıntılı bir şekilde anlatılır.

Yusuf (a.s) Mısır`da güç kazanınca, ailesini,-babasını, annesini ve kardeşlerini, onunla birlikte yaşamaları için Mısır`a davet edecekti. Torah`da (Tevrat) `Yaradılış` kısmının 46. Bölümünde derhal teklifini kabul ettikleri bildirilir. Yakup ailesinden Beteyel/Mescid-i Aksa`ya bakacak hiç kimse kalmadı. Bu nedenle, Mescid-i Aksa`nın sorumluluğunu, yerli mukimler olan Filistinlilere verdi. Kur`an`da kendilerinden Beni İsrail olarak söz edilen Yakup (a.s)`ın çocukları, 400 yıldan daha uzun süre Mısır`da yaşadılar. Filistin`e dönecekleri ve Mescid-i Aksa`nın sahipliğini veya muhafızlığını geri kazanmaları gerektiğinden söz eden bir ima veya zımni bir ifade dahi yoktur.

Birçok nesilden sonra, Beni İsrail Firavunlar tarafından köleleştirildi ve Allah, Musa (a.s`)`ı gönderince Musa (a.s) onları kölelikten kurtararak Kızıl Denizden Sina yarımadasına getirdi. Allah onlara Filistin`e girmelerini emrettiğinde buna karşı çıktılar ve Allah`ın gazabına maruz kalarak 40 yıl çölde kaldılar. Bu süre zarfında Musa (a.s) öldü ve Allah başka bir peygamberi, Saul`ün (Talut) ordusunda asker olan Davud (a.s)`ı, gönderdi. Davud (a.s), cesaretinden dolayı kral yapıldı ve orada krallığını kurmak için Filistin`e girdi.

Mabedi, (Mescid-i Aksa) yerli halkla ve bilhassa Filistinlilerle birlikte yeniden inşa eden Süleyman (a.s) idi. Baba ve oğlun yönetimleri toplam 73 yıl sürdü. Sonra oğulları krallığı böldüler ve iktidar yeniden ellerinden kayıp gitti. Bu kuşaklar arasında bir dizi peygamber daha gönderildi ancak Beni İsrail daima tartışmacı bir yapıya sahiptiler ve peygamberlerin öğretilerine bağlı kalmayı reddediyorlardı. Kur`an, Zekeriya (a.s) ve Yahya (a.s) gibi peygamberlerden birçoklarını öldürdüklerinden söz eder.

Daha önce de söz ettiğimiz gibi, Babillerin kralı Buhtunnasr (Nebukednezar) Kudüs`ü kuşatma altına almış ve M.Ö 587 yılında şehri ve Filistin`i almıştı. Mabedi (Mescid-i Aksa) yıkmış ve tüm insanları köleleştirmişti. Bu durum, İncil`in Krallar 2, 24. ve 25. bölümlerde ayrıntılarıyla anlatılır. Torah,-Tevrat`ta İsraillilerin hem Nil`de (Mısır) hem de Fırat`ta (Babil) köleleştirildiklerinden söz edilir.

Pers kralı Cyrus (Koreş) Babil`deki yetmiş yıllık esaretten sonra Beni İsrail`i kurtardı. Onların, Babillerin kovduğu yerden Filistin`e gelmelerine izin verdi. Pers İmparatorluğu, Roma İmparatorluğunu kendisine rakip olarak gördü ve ikisi arasında birçok savaş yapıldı. Romalılar, M.S 70 yılında Kudüs`ü aldılar ve bir kez daha mabedi yıktılar. Ancak 65 yıl sonra Ber Kuhba ayaklanması olarak adlandırılan savaşla, Romalılar Beni İsrail`i katlettiler, hatta M.S 135 yılında mabedin temellerini bile yıktılar. O günden sonra, Romalılar Hıristiyanlığı dinleri olarak seçtiler ve İsa (a.s)`ı öldürdükleri için Yahudilere olan düşmanlıkları arttı.

Ancak Romalıların Persler tarafından yaşadıkları tehdit sona ermedi ve M.S 614 yılında Persler, Kudüs`ü Romalılardan geri aldılar. Kutlu İslam peygamberinin (s.a.v) İslam`ı yaydığı Mekke`de, müşrikler Müslümanlarla alay ediyorlardı, çünkü ateşe tapan Mecusiler Hıristiyan Romalıları alt etmişlerdi. Kur`an, Rum Suresi`nin açılış ayetlerinde bundan söz eder ve yalnızca Romalıların değil Müslümanların da 10 yıldan daha az bir sürede muzaffer olacaklarını müjdeler.

Mekkeli müşrikler, Müslümanların o günün koşullarında zor durumda oluşları, sayıca az olmaları ve büyük bir eziyetle karşı karşıya oluşlarından dolayı Kur`an ayetleriyle alay ediyorlardı ama Allah`ın kesin vaadi gerçekleşti ve öngörülen zaman diliminde yalnızca Romalılar rakipleri olan Persleri yenmekle kalmadılar, Müslümanlar da Bedir`de Mekkeli düşmanlarına karşı muzaffer oldular.

Müslümanların Mekke`den Medine`ye göçtükten sonra ilk 17 ay namazlarında yüzlerini Mescid-i Aksa`ya döndüklerini de eklemek gerekir. Hicretin ikinci yılında zuhr (öğle) namazında, Müslümanlara, Allah`ın kıblelerini Kudüs`teki Mescid-i Aksa`dan Mekke`deki Mescid-i Haram`a çevirmelerini emreden ayetler indiriliyordu. Bu durum, Kur`an`da anlatılır (2:142-43). Peygamber`in (s.a.v) Müslümanlara öğle namazında imamlık yaptığı Medine`deki mescit, bugün Mescidi Kıbleteyn (İki kıbleli mescit) olarak anılmaktadır.

Kudüs, Ömer`in (r.a) hilafeti döneminde, 638 yılında, Müslümanların eline geçti. Hıristiyan Patrik Sofronyus, Kudüs`ün anahtarlarını yalnızca Müslümanlara devredeceğine dair ısrarcı olmuştu. İkinci halife Ömer (r.a) patriğin bu sözünü duyduğunda Golan Tepelerinde seferdeydi ve derhal Kudüs`e doğru yönelerek şehirde hiç kan dökmeden Kudüs`ü fethedecekti.

Halife Ömer (r.a) şehre girdiğinde, insanlara, Resulullah`ın (s.a.v) göğe yükselerek Mirac`a çıkmadan önce tüm peygamberlere imamlık yaparak namaz kıldırdığı yeri gösterdi. Orayı tamamen temizlettikten sonra namazda tüm Müslümanlara imamlık yaptı ve geçici bir mescit yaptırdı. Bu basit yapı bugün Mescidi Aksa olarak adlandırdığımız yapı olarak inşa edildi ve o günden bugüne değin Müslümanların mülkiyetinde bir yer olarak kaldı.

Harem-i Şerif`te yükselen daha etkileyici bir yapı daha vardır. Bu da Kubbetus Sahra olarak bilinen ve altından bir kubbesi bulunan yapıdır. Ümeyye hükümdarı Abdulmalik, 50 yıl sonra, Resulullah (s.a.v) peygamberlere namaz kıldırırken göksel binek Burak`ın bağlı olduğu kayaların üzerinde bu yapıyı inşa ettirdi. Burak`ın yükselişinden sonra kaya da onu takip etmişti. Melek Cebrail (a.s), kutlu peygamberden kayalığın yükselişini durdurmasını istemişti.

Resulullah (s.a.v) da ayağını kayalığın üzerine koyarak ona durmasını emretmişti. Bu kayalığın üzerinde hala ayak izi vardır ve altındaki metal çubuklar dışında asılı durmaktadır. Burası, Kubbetus Sahra Camii`nin bulunduğu yerdir.

Müslümanlar, M.S 1099 yılında Haçlı seferleriyle Mescid-i Aksa ve Kudüs`ü kaybettiler. Filistin`in çevresindeki Müslüman yöneticiler, bugünkü yöneticiler gibi yozlaştılar, İslam`ı ve Müslümanları savunma isteklerini kaybettiler. Bundan 88 yıl sonra Salahuddin Eyyubi Mescid-i Aksa ve Kudüs`ü Haçlıların pençelerinden kurtararak özgürleştirdi.

Maalesef Müslümanların yönetiminin zayıflaması ve yozlaşma derecelerinin daha da kötüleşmesiyle Mescid-i Aksa bir kez daha kaybedildi. Osmanlı İmparatorluğu yenilgiye uğratılıp parçalara ayrılınca İngiliz sömürgeciler Filistin`in kontrolünü ele aldılar ve tipik sömürgeci mantığıyla Müslümanların topraklarını başkalarına sattılar. Avrupalılar hiçbir zaman kendi içlerinde Yahudilere karşı hoşgörülü olmadılar; onlara karşı yaptıkları kıyımlar Avrupalıların hoşgörüsüzlüğünün daimi hatırlatıcısıdır. Britanya, 1918 yılında Filistin`i işgal ettiğinde yerli halk olan Filistinlileri tamamen yok sayarak Filistin`i kalıcı bir vatan olarak gizlice Yahudilere-daha doğrusu Siyonistlere- verdi. 1948 yılında Siyonist devlet kurulduğunda Filistinlilerin topraklarının %60`ı Siyonistlere verildi. Geri kalan bölgeler de 1967 yılında Mescid-i Aksa ve Kubbetu’s- Sahra`yı içeren Doğu Kudüs ile birlikte Siyonistlerce gasp edildi.

Bugünkü durum işte bundan ibaret: Mescid-i Aksa, daha doğrusu tüm Harem-i Şerif Siyonist işgali ve yok edilme tehdidi altında. Müslümanlar, kendi tarihleri süresince geri kalan her yerde eziyet gören Yahudi halkına barınma imkânı sağlamış olsalar da, Siyonistler, tarihin tanıklık ettiği en büyük zorbalığı Müslümanlara reva görmektedirler. Hiçbir ceza görmeyeceklermiş gibi hareket ederek yerli Filistin halkına karşı zulümlerini devam ettirmektedirler. Ağır silahlarıyla, en küçük bir bahanede Filistinlilerin yaşamlarını hiçe saymaktadırlar.

Yozlaşmış Müslüman yöneticiler tamamen emperyalistlerin ve Siyonistlerin uşağı durumundalar. Onlara umut bağlayarak Müslümanları kurtaracaklarını sanmak tamamen zaman kaybıdır. Mescid-i Aksa ve Filistin`i diğer bir Haçlı grubu olan Siyonist türünden kurtararak özgürleştirmek için Müslümanların arasından Salahuddin Eyyubi gibi bir şahsiyetin ortaya çıkması gerekmektedir.

Müslümanlar, o güne kadar dua etmeli ve hazırlık yapmalıdır. İyi bir başlangıç yapmak için, büyük oranda unutulmuş gibi gözüken tarihleri hakkında da iyice bilgilenmek gerekmektedir.

Zafar Bangash

Crescent dergisinin Temmuz sayısından Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.
 

 


İnzar / Çeviri Makaleler

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS