Bin göl şahit gülümseyen yüzüne... Bin yüz şahit iman dolu göğsüne... Bin göğüs hüzün dolu gidişine...
M. Salih Gönül
Bin göl şahit gülümseyen yüzüne
Bin yüz şahit iman dolu göğsüne
Bin göğüs hüzün dolu gidişine
Ağabey
Zamanlar vardır
Yorgun ve durgun zamanlar
İçine işler insanın
Katmerlidir acıları
Ve dem dem ağlatır adamı
Zamanlar vardır
Dil susturan zamanlar
Göz konuştururlar damla damla
Damlalar hicran boşaltır
Yokluğa
Yokluğunsa damla damla karışır zamana
Ağabey
Allah şahit
Zaman ne alıştırdı yokluğuna
Ne de unutturdu seni
Ne de unutturacak
Bu şehir alışmazken sensizliğe
Sensizlik her sabah doğarken
Şehrin üstüne
Bir gül dalında
Bir bülbül yuvasında ölürken sessizce
Bir Yusuf Amed zindanında
Görüş beklerken parlayan gözlerle
Hangi vuslat ulağı
Anne yüreğini
Evlat hasretini dindirsin
Yani ağabey
Zaman akıp gitsin
Ne çıkar
Gülümseyen gözlerin
Sıcacık kalbin
Ve nurlu yüzün bizlerle
Hüznüm gidişine değil
Öksüz bıraktığın zamanlara
İnci tanesi sözlerinden
Nasiplenmeyenlere
Gözleri görüş bekleyen annelere
Ağabey
Bir gönül ziyası söndüyse
Bir gece yarısı yılan kıvrımlı bir yolda
Ardından güneş doğdu
Ziyasız keder solgunu bir güneş
Lakin kalpler şehadet etti
Bıraktığın
Mirasın yeşerdiğine
Demem o ki
Şimdi olsan burada
Yirmi yıllık tomurcukların
Patladığını görürdün
Hani ellerinle kazıp
Toprağın bağrına bıraktığın tohumlar
Artık sevda kokulu
Aşk yüklü
Çiçekler oldu
Maksat kelimeler dizmek değildir ard arda
Hak olanı
Hak sahibine vermektir
Ve ağabey
Hak günde
Hak gölgesinde
Buluşmak dileğiyle...
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Mart 2013 (101. Sayı)
Bin yüz şahit iman dolu göğsüne
Bin göğüs hüzün dolu gidişine
Ağabey
Zamanlar vardır
Yorgun ve durgun zamanlar
İçine işler insanın
Katmerlidir acıları
Ve dem dem ağlatır adamı
Zamanlar vardır
Dil susturan zamanlar
Göz konuştururlar damla damla
Damlalar hicran boşaltır
Yokluğa
Yokluğunsa damla damla karışır zamana
Ağabey
Allah şahit
Zaman ne alıştırdı yokluğuna
Ne de unutturdu seni
Ne de unutturacak
Bu şehir alışmazken sensizliğe
Sensizlik her sabah doğarken
Şehrin üstüne
Bir gül dalında
Bir bülbül yuvasında ölürken sessizce
Bir Yusuf Amed zindanında
Görüş beklerken parlayan gözlerle
Hangi vuslat ulağı
Anne yüreğini
Evlat hasretini dindirsin
Yani ağabey
Zaman akıp gitsin
Ne çıkar
Gülümseyen gözlerin
Sıcacık kalbin
Ve nurlu yüzün bizlerle
Hüznüm gidişine değil
Öksüz bıraktığın zamanlara
İnci tanesi sözlerinden
Nasiplenmeyenlere
Gözleri görüş bekleyen annelere
Ağabey
Bir gönül ziyası söndüyse
Bir gece yarısı yılan kıvrımlı bir yolda
Ardından güneş doğdu
Ziyasız keder solgunu bir güneş
Lakin kalpler şehadet etti
Bıraktığın
Mirasın yeşerdiğine
Demem o ki
Şimdi olsan burada
Yirmi yıllık tomurcukların
Patladığını görürdün
Hani ellerinle kazıp
Toprağın bağrına bıraktığın tohumlar
Artık sevda kokulu
Aşk yüklü
Çiçekler oldu
Maksat kelimeler dizmek değildir ard arda
Hak olanı
Hak sahibine vermektir
Ve ağabey
Hak günde
Hak gölgesinde
Buluşmak dileğiyle...
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Mart 2013 (101. Sayı)
M. Salih Gönül