Yöneldiğimiz, meftun ve müştak olduğumuz, Vareden’dir gayemiz. Varlık serüvenimiz O’nun “kün” –ol- emriyle başlamış.
O’nun “ol” emriyle hayat bulup kendimize gelmişiz. O’na dönmek için O’nun kutsi emriyle O’ndan gelmişiz.
Bizi ve gayemizi merak edenler, soranlar, anlamak isteyenler bilsinler ki biz Müslüman’ız; beşerin, madde, makam ve sistemin değil Allah’ın kullarıyız. Bundan gayemiz dün Allah ve din-i mubin olduğu gibi bugün de odur, yarın da o olacaktır, Allah’ın izniyle.
Gayemiz Allah’tır, Allah’ın rızasıdır. O’nun rızasına nail olmak için dünya tarlasını ekiyoruz. Tüm koşturmalarımız, çaba ve gayretlerimiz, çalışma ve hizmetlerimiz sadece Celle Celaluhu içindir. O’nun dışında bir gayemiz yoktur. Gayemizin merkezinde O vardır. Diğer her şey o merkez için sadece araç ve basamaktır.
Zaman değişebilir; çalışma, hareket ve hizmet şartları-metotları değişebilir, farklılaşabilir. Ama gayemiz değişemez, değişmemiştir ve değişmeyecektir. Bizim gayemiz de derdimiz de davamız da sevdamız da O’dur. Allah’tır. Allah celle celaluhu’dur.
Gayemiz, Allah’ın zikriyle kalplerimizi-kalpleri itminana erdirmektir. (Rad, 28)
Gayemiz; Namazını, ibadetlerini, hayat ve ölümünü âlemlerin Rabbine has kılan Resul-i Kibriya aleyhi salatu ve selam’ın izinden yürümektir. (Enam, 162) O’nun kutlu yolunun yolcusu olmaktır.
Bu gayeyle yola çıkarken Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yaktık. Hayata Allah’ın boyasını çalma derdiyle çıktığımız bu yolda ölmek var; -Allah’ın izniyle- dönmek yoktur. Ki bu gaye için seve seve canını veren ne nice yiğitler, öncüler gördük. Sinesini davasına siper edenler, bu uğurda iftiraya uğrayanlar, zulümler görenler, işkencelerden, göz altılardan geçenler, Yusuf olup yıllarını mahpus damlarında geçirenler, şehadete kucak açan şehidler, hicretlere kanat çırpan güvercinler gördük.
Mal, makam, mevki değildi gayeleri, sadece Allah’tı gayeleri ve sadece Allah içindi tüm bunlar. Biz de bu yolun yolcularıyız, yolcuları olmalıyız –biiznillah-.
Gayemiz “...insanların kalplerini temizleyen, ruhlarını yücelten bir bağla, Allah ile insanlar arasında hakiki bir irtibat kurmaktır, beşeriyete yaratıcısını hakkıyla tanıtmaktır...” “...Bizler “Gayemiz Allah’tır!” diye haykırdığımızda Allah’ın kelamının her nizamdan üstün tutulmasını ve bütün Müslümanların Allah’ı hakkıyla tanıyan kimseler olmalarını kastediyoruz...” (Hasan el Benna)
Evet, en büyük gayemiz Allah’tır. Zira en kârlı gaye O’dur. Akıbetinde, nihayetinde pişman olunmayacak biricik gaye O’dur.
Gayemiz yeryüzünü fitneden arındırmak ve dini Allah’a has kılmaktır. (Bakara:193) Gayemiz, Allah`ın yeryüzündeki halifeliğinin gereğini yapmaktır; Allah`ın boyasını yeryüzüne çalmaktır. Ancak O’na kul olmaktır, o çerçevede bir hayat sürmektir. Rab-ı Rahim`in rahmetine doğru yol almak ve insanları O`nun kutlu yoluna davet etmektir, gayemiz. Allah`ın haram kıldıklarından fersah fersah kaçmaktır, günah batağına batmışlara necat elini uzatmaktır.
Gayemiz, Allah`ın rızası dairesinde hayat binasını inşa etmek, Allah`ın rızası dâhilinde inşa ettiğimiz hayat binasıyla Allah`ın rızasını kazanmaktır
Allah`ın helal kıldıklarına ve haram ettiklerine göre yaşamak ve yaşatmaktır. Allah`tan, Allah`ın dininden, peygamberinden yana olmak; zalimlerin, facirlerin, kâfirlerin de karşısında olmaktır.
Dünya ve ahiret saadetinin kapılarını sonuna kadar aralayan gelmiş, geçmiş bir tek gaye Bu’dur.
Gayemiz olan Allah’ın emirleri, hayatımızın rotasını belirler, yolumuzu aydınlatır. Hayatımıza şekil ve şemal verir.
Ne şartlar, ne sorunlar, ne zaman ne de zemin bu gayemizi değiştiremez. Çünkü biz rüzgâr önünde savrulan yapraklar değil irade ve şuur sahibiyiz. Bize şuur ve iradeyi veren yüce Allah kendisini gayemiz kılmıştır.
Evet, iftiraya uğramaksa iftiraya uğramak, zindansa zindan, işkenceyse işkence, hicretse hicret, şehadetse şehadet Allah için bunlara dün de vardık bugün de varız. Çünkü bu gaye her bedele değer. Zira bu gayenin dünya ve ahirette insanlığa mutluluk ve saadetin kapısını aralayan, insanı insan kılan ve insanı razı olunan kılan tek gayedir.
Bu gaye üzerine ölen ve bu gayeyle dirilenlerden olmak temennisiyle selametle kalın.
Mustafa Canan / İnzar Dergisi - Şubat 2012 - 89. Sayı
Mustafa Canan