“Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin: Bu hususta haddi aşmayın; yoksa üzerinize gazabım vacib olur. Kimin de üzerine gazabım vacib olursa, gerçekten artık o helak olup gitmiştir!” (Taha 81)
“Öyle bir devir gelecek ki, insanlar aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.” (Buhari, Buyu’ 7/23)
FITRİ GIDA-GERÇEK ŞİFÂ…
Fıtrî gıda, GDO’suz, hormonsuz, katkısız, zararsız, sıhhatli ve hakiki, helâl olan gıdadır. Fıtri gıda, genetiği bozulmamış, bir takım hain şeytanî maksatlarla genleriyle oynanmamış; yaradılış şartlarına uygun ortamlarda fıtri hususiyetlerine riayet edilerek yetiştirilmiş gıdadır… Fıtri râyihâlı, hoş kokulu, adıyla şekil, renk ve tadıyla gerçek gıdadır ve yiyenler için şifâlı; içiyle dışıyla, çekirdeği ve kabuğuyla her şeyiyle faydalıdır… Fıtri gıda, Âlim ve Hakim, her şeyi en iyi bilen ve hikmetiyle takdir ve tekvin eden âlemlerin Rabbi Hak Teâlâ’nın yarattığı asli nizamdır; her şeyiyle mükemmel, hayırlı, faydalı ve temiz rızıktır.
Fıtri ve hakiki gıda, tabiata uyumlu olduğu için çabuk bozulur; hızlı çürür, kolay çözülür ve aslı olan toprağa dönüşür. Fıtrî gıdanın yaşı da kurusu da faydalı ve şifalıdır… Afiyetle yenir; kolay hazmedilir; bütün dokulara da kimyasal zehirli maddeler, zararlı katkılar ve gazlar bulunmaz; hastalık ve kısırlık yapmaz; besleyici olduğu halde şişmanlatmaz. Kendisi canlılara gıda olurken, arta kalanı toprağa gübre olur… Fıtrî gıda, havayı, suyu ve toprağı kirletmez; çevreye hiçbir şekilde zarar vermez…
Fıtrî gıda, bütün canlıların besin kaynağı ve ihtiyacıdır; kurt, kuş ve karınca da âfiyetle yer; çiçeklerini arılar ziyaret ederler ve insanlar için en çok faydalı ve şifalı olan bal üretirler… Fıtrî gıda, insan fıtratının tam karşılığı ve ihtiyacının cevabıdır…
Hazır gıda ise; hazır hastalık demektir! Çoğu GDO’lu, hormonlu, genetiği bozulmuş, nano teknoloji yöntemiyle gen transferi yapılarak tohumuna zehir üreten akrep, yılan, fare gibi zararlı hayvanların genleri eklenmiş hazır gıdaların içinde yüzlerce zararlı ve hastalık yapıcı ve kısırlaştırıcı kimyasal katkı maddeleri vardır… Birtakım boya, yapay aroma ve janjanlı ambalaj ve göz boyacı sahte kamuflajlarla gıda görünümü verilmiş olsa da özü zehir ve necasettir… Yiyenleri zehirler ve yavaş yavaş öldürür veya kanser gibi amansız hastalıkların pençesine düşürür; yıllarca hastane sıralarında süründürür… GDO’lu gıdaları, zehirli olduğu için böcekler bile yemezler… Yanlışlıkla yiyenleri de ya hemen öldürür veya hasta ederek süründürür…
GDO’lu yapay gıdalar, genetiği değiştirilmiş ve fıtratına aykırı genler eklenerek tağşiş edilmiş zehirli ve kanserli hibrit ürünlerden yapılır; hiçbir gıda değeri yoktur ama zararı çoktur! GDO’lu gıda, zehirli, kanserli ve hibrit (ebter)dir; yiyenlerin hücre yapısını bozar, mutasyona uğratır, bağışıklık sistemini harab eder, üremeyi engeller, nesilleri tedricen kısır eder!
GDO, hiçbir vicdani endişe taşımayan ve paradan başka bir değer tanımayan dünya mason ve Siyonist şebekelerinin ürünüdür… GDO, insanlığı gıda ve sağlık cihetinden teslim alma ve köleleştirme operasyonunun ilk adımıdır; küresel bir deccal tuzağıdır! Fıtri tohumların tedricen yok edilmesi, çiftçilerin tamamen genetiği değiştirilmiş terminatör hibrit tohumları kullanmaya mecbur edilmesi ve gıda yoluyla küresel deccal hegemonyasının tesis edilmesi hedeflenmektedir… Fıtri ve hakiki gıda bulamayınca, deccalin ürettiği GDO’lu sahte gıdaları alacaksın, neticede GDO’lu zehirli ürünleri yiyince hasta olacaksın ve yine deccalin ilaçlarına bağımlı abone olarak hastane koridorlarında sürünerek yaşamaya çalışacaksın… GDO; market, hastane ve eczahane şeytan üçgeninde arızalı ve hastalıklı bir hayata mahkûm olmak demektir. GDO, kısırlık, hastalık ve bağımlılık demektir. Kendini, ailesini ve gelecek neslini zehirlemek demektir…
Yıllarca reklamlarla ve kampanyalarla cemiyetin dinine ve imanına musallat oldular; sonra gıdasını ve sağlığını çaldılar… Tohumunu ve toprağını deccal şebekesine kaptıran gafil cemiyeti deccal sisteminin eli-kolu bağlı kölesi yapıtlar! Cemiyetin boynuna takılmış bu kölelik zincirini kırmak yine ferd ve cemiyetin uyanmasına, gerçeği anlamasına ve şuurlu dayanışma ruhuyla tavrını ortaya koyup küresel deccal şebekesinin hain oyununu bozmasına bağlıdır.
Gıda dünya hayatının esası, sağlığın en temel kaynağı ve insanın vazgeçilmez ihtiyacıdır… İnsanın havasız, susuz ve gıdasız yaşaması imkânsızdır… Dünyadaki insanların çaba ve çalışmalarının azami kısmı, temel gıda ihtiyacının temin ve tedarikiyle alakalıdır… İnsanlar hayati öneme haiz bu ihtiyacı karşılamak için sürekli çalışmak ve maişetlerini kazanmak zorundadırlar… İşte küresel deccal tuzağı da insanların bu vazgeçilmez ihtiyacı olan gıda üzerine kurulmuştur. Küresel deccal şebekesi dünya çapında faaliyette bulunan devasa gıda holdingleriyle insanları boğazından ve can damarından yakalamış, gıda ihtiyacı üzerinden boynuna zincir takıp kendine bağlamıştır. İnsanlar üretmek yerine kolay yoldan prefabrik hazır tüketime alıştırılmıştır… Rahatlık, kolaycılık ve hazırcılık tuzağıyla boğazından yakalanıp avlanan insanlık, deccal şebekesinin gıda süsü verilmiş ne idüğü belirsiz fabrikasyon mamulleriyle nice hastalıklara tutulmuş ve aynı şebekenin ürettiği sözde ilaçlara mahkûm olmuştur…
İçine katılmış bir takım bağımlılık yapan kimyasal tatlarla yedikçe yenilen ama doyurup beslemeyen sahte gıdalarla sağlığını kaybeden zavallı cemiyet bu defa da çareyi, hastalığı aboneliğe dönüştüren deccal ilaçlarında arar olmuştur! AVM, hastahane ve eczahane arasında geçen bir hayatın mahkûmu, gıda ve ilaç mafyasının şuursuz kölesi olmuştur…
Gösterişli ambalajlarla AVM’lerde satışa sunulan binlerce yapay gıda görünümlü ama aslında gıda olmayan sahte gıdayı yedikten sonra, denizde zokayı yutan ve oltaya takılan gafil balık misali, artık kurtulmak zorlaşır… Bir defa deccalin tuzağına düşen kolay kolay kurtulamaz… Alışkanlıklar çepeçevre sarıp kuşatınca, boğazından tutulup göbeğinden bağlanınca, yiyip yiyip doyamayınca; bakış, şuur ve anlayış bozulunca, giderek kurtulmak daha çok zorlaşır… Maalesef deccal midemize kadar girdiği halde, uyumaya devam ediyoruz… Çarşı-Pazar deccal mamulleri ile dolmuş, fırından aldığımız ekmek bile onlarca kimyasal madde ile artık zehir olmuş, biz hala, “bize bir şey olmaz!” hezeyanıyla kendimizi kandırıp avutuyoruz işte! Daha ne olacak, olan olmuş zaten… Ruhunu ve şuurunu kaybeden bir cemiyetin, kaybedeceği fazla bir şeyi kalmamış demektir… İnsanın manası şuur ve idraki kadardır…
İnsan, şuuruyla insan ve şuuru kadar insandır…
Şuur ve manadan uzak bir hayat, aynı memattır…
Haddizatında hile-hurda ve aldatmaktan başka işi olmayan şeytan ve deccal avanesi, maalesef gücünü bizim zaafımızdan ve nefsâni hazlarımızdan, tutku ve ihtiraslarımızdan almaktadır… Biz gereken tavrı koyup almasak, yapamazlar ve satamazlar! Ancak biz aldıkça; yaparlar ve satarlar!.. Hangi tüccar elinde kalacak malı yapar!? Sahte malı alan olmasa, satan da yapan da olmaz! Alan olmayınca, yaptığı şey elinde kalınca, bir daha yapamaz! Üç beş kuruş daha ucuza geldiği gerekçesiyle, biz almayı sürdürdüğümüz müddetçe, onlar da yapmaya ve satmaya devam ederler…
Alan râzı, veren razı oldukça bu kısır döngüden kurtulamayız… Sahte deccal gıdalarını alıp yemeye ve aile efradımıza yedirmeye devam ettiğimiz müddetçe, hastalıkdan kurtulamayız…
En kötü bir durumda bile yapılabilecek en iyi bir şey mutlaka vardır… Düşünmek ve arayıp bulmak için çalışmak lâzımdır… İfsad ne kadar feci ve dehşetli olursa olsun, ıslah yolu da vardır… Neticede dünya amel ve imtihan meydanıdır; kimileri ıslah için, kimileri de ifsad için çalışacak; herkes niyetine göre amelini ortaya koyacaktır… Bize düşen ıslah yolunda yürümek; elimizden geldiğince ve gücümüz yettiğince ıslah içih cehd etmekdir… Bazan göze görünmeyen çok küçük çabalar ve adımlar bile Hakk’ın inayetiyle büyük hayırlara ve başarılara vesile olabilir… Küçücük adımlarla dağa çıkar karınca… Bu yolda olsun bize bir kılavuz karınca… Damlaya damlaya göl olur; her çok azdan başlar… Her yolculuğun başlangıcı bir adımdır… Niyet edip yola çıkanın maksada ulaşma ümidi vardır…
Az çok demeden çaba ve çalışmalardan geri kalmamak; ıslah yolunda daima imkân arayışında olmak lâzımdır…
Kendi aile ferdlerimizi ve yakın çevremizi deccalin ifsadından korumak için sürekli tayakkuzda olmalı; uyuyanları uyandırmaya, bilmeyenleri aydınlatmaya çalışmalı; insanlara örnek olacak çabalar ortaya koymalıyız… Öncelikle yaşadığımız çağın imtihan sorularını iyice anlayıp cevabını ve icabını arayıp bulmaya çalışmalıyız… Hayatımızı kuşatan ve elimizi kolumuzu bağlayan deccal tuzaklarını birer birer keşfedip hayatımızdan tamamen söküp atmaya ve bize aid olan fıtri alternatifini bulmaya çalışmalıyız… Sohbet konumuza gelince; hiçbir sebeb deccal mamullerini kullanmaya gerekçe olamaz! İhtiyacımız olan gıdaların çoğunu kendimiz üretebiliriz veya bazı köylülerle anlaşıp onların yetiştirmesini sağlayabiliriz… Nitekim bu konuda atılmış duyarlı adımlar, fıtri hakiki gıdaları tedarik edip dağıtımını yapan müesseseler kurulmaya da başlanmıştır… Şuurlu müşteriler ve bilinçli talebler ortaya çıkarsa, vasıflı üreticiler de çoğalacaktır… Anahtar; duyarlı müşteri talebinin ortaya çıkması; üreticileri vasıflı mamül üretmeye zorlaması; bedava bile verilse, tağşiş veya sahte mamülleri almamasıdır…
Unutmayalım ki hiçbir tedbir ve denetim, bilinçli müşteri tavrı ve hassasiyeti kadar etkili ve caydırıcı değildir! Üretici, müşterinin kabul etmediği bu şeyi üretemez, satıcı da müşterinin reddettiği bir mamüle yatırım yapamaz… Çarşı ve pazarda asıl yönlendirici unsur, müşteri hassasiyetidir… Aradığı şeyi bilen ve alacağı mamülü tahkik eden bir müşteriye kimse sahte malzemeyi satıp yediremez! Bir mamülün vasfını ve fiyatını belirleyen müşterinin tavrıdır… Müşteri ne kadar bilinçli olur ve seçici davranırsa, üretici ve satıcı da ona göre hareket eder… Mesele; şuur ve idrak, anlayış, bakış ve tavır noktasında toplanmaktadır… Muhatabın davranışı, bizim tavrımıza ve atacağımız adımlarımıza bağlıdır… Devasa ölçekte üretim yapan küresel şirketler bile, bilinçli müşterilerin tavrına dayanamaz ve ayakda kalamaz! Yeter ki biz uyanalım!
inşâAllah biz uyanırsak, işin farkına varıp gerekli tavrımızı ortaya koyarsak, şeytanın oyunlarından ve deccalin tuzaklarından kurtulur; sıhhat, selâmet, huzur ve seâdete kavşuruz…
Yusuf Akyüz
Yusuf Akyüz