— Sen Allah’ın Peygamberisin, derdi. O(s.a.v), bu seslenişle ferahlar; huzurla evine dönerdi. Hz. Hatice bir gün gelenin Cebrail olup olmadığını anlamak için şöyle dedi:
— Amcaoğlu! Sana gelen kişiyi geldiği zaman bana haber verebilir misin? O da:
— Evet! Dedi. Cebrail, gelince Resulullah bunu Hatice’ye bildirdi. Hz. Hatice de:
— Ey amcamın oğlu! Kalk ve sol dizime otur, dedi.
Hz. Peygamber, onun sol dizine oturdu. Hz. Hatice meleği görüp görmediğini sordu. O da: “ Evet!” dedi. Hz. Hatice sırasıyla Hz. Peygamberi sağ dizinde, kucağında oturttu. Aynı suali sordu, yine aynı cevabı aldı. Resulullah, onun kucağındayken saçını açtı ve:
— Onu hala görüyor musun? Dedi. Resulullah(s.a.v):
— Hayır, dedi. Hz. Hatice, bunun üzerine sevinçle:
— Ey amcamın oğlu! Sabret, müjde! Vallahi o bir melektir; şeytan değildir, dedi.
Hz. Muhammed vahyin ilk anlarında ne yapacağını bilmez bir halde yolda yürürken Cebrail’i azametle gökle yer arasında bir kürsü üzerinde oturuyor gördü. Büyük bir korkuyla eşi Hatice’ye döndü: “ Beni örtünüz!” dedi. Hz. Hatice, onu hemen örttü. Onu yatağında titrer ve terlemiş olarak gördü. Nefes alış verişi sıklaşmıştı. Sanki fısıldayan birini dinliyor gibiydi. Bilahare ondan bu hal gitti ve nazil olan ayetleri tekrarladı:
“Ey örtüye bürünen(Muhammed)!Kalk da uyar. Rabbinin büyüklüğünü dile getir. Elbiselerini temizle. Çirkin davranışlardan ( ve putperestlikten) uzak dur.” ( Müddessir: 1–5)
Bu ayetler, risaleti fiilen başlatıyordu. Hz. Muhammed, İlahi emirleri tebliğ edecek; ahlaka ve ubudiyete insanları çağıracaktı. Davetinin ilk muhatabı karşısında meraklı bakışlarla duran hayat arkadaşı, gönlünün onunla sükûna erdiği Hz. Hatice idi. Evet, o ne diyecekti? Tam teslimiyet isteyen bu davete icabet edip, Muhammed`e destek verecek miydi? Yoksa ilk muhalefet evinde mi başlayacaktı?
Hz. Peygamber, ona :
— Ey Hatice! Artık uyuma ve rahat zamanı bitti. Cebrail bana insanları uyarmamı, onları Allah’a kulluğa çağırmamı emretti. Ben kimi davet edeyim? Buyurdu. Hz. Hatice, şahsiyetine yakışır bir cevapla:
— Davet ettiklerinin ve sana tabi olanların ilki benim, deyip ona iman etti. Allah’tan Ona gelen emirleri tasdik etti, bu konuda onu takviye etti. Allah(c.c), Hz. Hatice’yle Muhammed(s.a.v)’in yükünü hafifletti. Davetin tebliğinde karşılaşılan sıkıntılar, ezalar, hoşnutsuz tavırların etkisi Hz. Hatice’nin desteğiyle geçerdi. Hatice, O(s.a.v)’nu teskin ediyor, insanların cahilliklerini hatırlatarak onlara aldırmamasını söylüyordu. Yüce Allah, Firdevs talibi bu kadını Hz. Peygamber’in lisanıyla taltif etmişti:
“ Hatice’yi kendisinde ne bir gürültü ne de bir yorgunluk olmayan inciden bir ev ile müjdelemekle emrolundum.” Aynı şekilde en yüce ikrama erişmişti, fazilet tablosu annemiz Hatice. Öyle ki Yüce Allah(c.c), ona selam söylemişti:
“ Cebrail(a.s), Hz. Muhammed’e geldi ve dedi ki: ‘ Hatice’ye Rabbinden selam oku!’ bunun üzerine Resulullah(s.a.v) buyurdu ki: ‘ Ey Hatice! İşte Cibril sana senin Rabbinden selam okuyor.’ Sevincinden kabına sığmayan muhterem annemiz: ‘ Allah, Selam’dır ve selam O’ndandır. Cibril’e de selam olsun!’dedi.”
Hatice annemiz, İslam davasına gönülden boyun eğmişti. O eziyetlere katlanmanın, şevkle Allah’a yönelmenin, mal ve canı iman yoluna harcamanın ne anlama geldiğini biliyor. Bu bilinçle davasının neferi olarak ‘ Canlar Cananı’nın yanında saf tutuyordu. Geçici dünyanın fantezileriyle oyalanmıyor, çeşitli bahanelerle ona köstek olmuyordu. O vaktini ihsan, ihlâs, cömertlik, takvayla dolduruyor; davasını en alımlı ziynet sayıp iman elbisesiyle süsleniyordu. Onu ibadetten alıkoyacak bahaneler yüreğinin kulluk coşkusuyla eriyordu. O biliyordu ki ibadet hem erkek hem kadın için gereklidir. Kadın, kâmil insanı teşkil için erkeğin desteği, tamamlayıcısıdır. Biri olmadan diğeri eksik kalırdı. Bu bağlamda Hatice, Âlemler ve Gönüller Sultanı Efendimiz(s.a.v)’in veziri sayılırdı.
Resulullah(s.a.v)’den sonra kulluğun, gönlün miracı namazı ilk kılma payesi Hz. Hatice’nin olmuştu. İslam nuru kalplerde yer ettikçe ve iman devletine erişenler çoğaldıkça put düzenlerinin, haksızlıkla bina edilmiş sistemlerinin, zulüm çarklarının tehlikeye girdiğini gören zorba müşrikler eza ve cefalarını arttırdılar. O kadar ki eziyetler tahammülü aşmış, sıkıntılar çoğalmıştı. İman eden gönüller ise böylesi anlarda İlahi razılık umudu ve Cennet iştiyakıyla moral buluyor, ebediyete namzetliği düşününce bu zorluklara ‘ baş göz üstü’ dercesine göğüs geriyorlardı. Hz. Hatice de bu sıkıntılardan nasibini alanlardandı. Çünkü o, dava önderinin moral kaynağı, gönül hoşnutluğu ve yardımcısıydı.
Davet, kalplere hidayet merhemiyle deva oluncaMüslümanlara ambargo uygulanmış, … Bu demde Müslümanlar Hz. Peygamber’i de yanlarına alarak Şib-i Ebu Talib’e çekildiler. Bu mahallede üç yıl boyunca bir tecrit yaşatıldı güzide insanlara… Öyle ki Müslüman olan ve onlara destekçi olan herkes bu acımasız ambargonun mağduru olmuş; kız alıp vermeme, alış veriş yapmama, Muhammed’i hemen şirk elebaşlarına teslim etme şart koşulmuştu. Kabul edilemez ve bir o kadar ağır şartlar bir yazıyla belirlenip sayfa olarak Kâbe’nin duvarına asılmıştı. Hatice annemiz de bu çile yumağının mümin yüreklere örüldüğü mahsur hale dâhildi. Oysa isteseydi rahatlığı ona sunacak akrabalarına gidebilirdi. Lakin Allah aşkıyla ve Muhammed sevgisiyle dolu bir kalp; hakiki tutkuyu, kutlu sevdayı, mutluluk ışığını kavramış bir akıl; edep, iffet, fedakârlık numunesi bir Hatice hiç geçici olan cazibe ve rahatlığı tercih eder mi?
Boykot şiddetle sürüyordu. Öyle ki müminler, açlıktan karınlarına taş bağlıyor, çocukların feryadı vicdanları sarsıyordu. Ot, ağaç yaprağı, deri parçası yenir olmuştu. Bazen vicdanlı bazı kişiler gizlice kimi yiyecekleri getirse de bu yetersiz kalıyordu. Hatice’nin yeğeni Hâkim bin Hizam, buğday çuvalı ile Ebu Cehil’e yakalanmış; düşmanlık ve kinin kalp gözünü kör ettiği bu adam feryatla Mekkelilere haykırmıştı. Ama boş bir çırpınış, faydasız bir gürültü… Zulüm, haksızlık kalıcı değildi. Allah, bu işin bozulmasını diledi. Bir güve, o kara zulüm sayfasına musallat olmuş, ALLAH lafzı hariç sahifenin tümünü yemişti. Aynı şekilde Mutim B. Adiy, Züheyr b. Ebu Ümeyye, Zema Bin Esved, Ebu’l Bahteri B. Hişam ve Hişam B. Amr’ın girişimleriyle insanlık adına zül bu ambargo sona erdi. Muhasara altındaki Müslümanlar, evlerine döndüler.
Ambargonun devam ettiği bir gece Amr b. Rebia el- Amiri isimli şahıs yiyecek yüklü bir katırı mahalleye doğru sürmüş. Ve Resulullah(s.a.v), yüklü katırı karşılamış; yükünü Müslümanlara dağıtmıştı. Bu esnada Ümmü Gülsüm iyice ihtiyarlamış, bedenen çökmüş, hasta annesine refakat ediyordu. Hastalığına razı ve sabırla metanetini koruyan Hatice’nin endişesi “ Hz. Muhammed, kızları Fatıma ve Ümmü Gülsüm’dü.” Kızına şöyle fısıldadı Cennet azizesi Hatice annemiz:
— Ecel şu sıkıntılı hal gidinceye kadar bana süre tanısaydı da gönül hoşluğuyla gözüm arkada kalmadan vefat etseydim. Kızının hüzünlendiğini fark edince sözlerini şöyle tamamladı:
— Ah Rabbim! Benim bir şeyim yok yavrum! Kureyşli bir kadın benim tattığım nimetleri tatmadı. Belki şu dünyada hiçbir kadın benim elde ettiğim şerefe ermedi. Dünyada Hz. Muhammed(s.a.v)’in zevcesi olma şerefi bana yettiği gibi ahirette de ilk mümin kadın olarak diriltilmem ve müminlerin annesi olmam benim için en büyük nimettir…
Muhasaradan altı ay sonra Ebu Talib vefat etti. Bu şefkatli adam Hz. Peygamber’in amcası, İmam Ali’nin babasıydı. Her an Allah Resulü’nün yanı başındaydı, onu sevgiyle büyütmüş, öz evlatlarından önde tutmuş, ona yönelen saldırılara fırsat vermemiş, eziyetleri engellemek için çabalamıştı. Muhammed(s.a.v)’in himayesine aşkla koşan, müşriklerin tehditlerine cesaretle karşı duran bu yaşlı dost, babacan adam son yolculuğuna çıkmıştı. Bu ölüm, Hz. Muhammed’i üzmüş, hüzün yüreğe bir kor olmuştu…
Müminlerin annesi, Firdevslerin seyyidesi Hatice, muhasaranın kalktığını, inananların yeni bir nurla aktıklarını görmüştü. Mutlu müjdeyle Müslümanlar “ Allah’u Ekber!” nidalarıyla sevinmiş, Allah’a hamd etmişti. İman ve sabırlı bu hanım, Hz. Peygamberle Haremdeki evine dönmüştü. Altmış beşe merdiven dayamış Hatice, Rabbine vuslatı arzuluyordu. Hatice, hastaydı. Ağrı ve sızıların şiddetiyle yatağına uzanmıştı. Üç güzide kız yanında diz çökmüş ona hüzünle ve sevgiyle bakıyor ve süzüyordu. Nasıl süzmesinler o mübarek simayı… O simada hiçbir kadında olmayan bir anne sıcaklığı, iman dolu bir yürek vardı. Bu üç hanım kız, bu evde hiçbir evladın erişemeyeceği bir anne- baba sevgisi, terbiyesiyle büyümüşlerdi. Ve gözlerden sicim sicim yaşlar dökülüyordu.
Bir müddet sonra kâinat, bir ölüm için yas tutmuştu. Hz. Peygamber’e her yönüyle destek olan; teslimiyet, itaat, rikkat ve vefa sahibi mübarek kadın, nübüvvet hanesinin goncası, Cennet seyyidesi Hatice’nin taziyesine koştu cümle âlem… Resulullah, can yoldaşını Hacun Kabristanı’na defnetti.
Himaye eden bir amca ile iman yolunda bir arkadaşı/eşi aynı sene içinde vefat etti. Bu iki ölüm, ‘Canlar Cananı’nı epey etkiledi. Bu sebeple ‘ Hüzün Yılı’ olarak tarihe geçti bu günler… Mekke daha bir dar geldi Hz. Muhammed ve müminlere… Yüce Allah(c.c) keder ve hüzün dolu habibini Miraçla taltif etti.
Hz. Hatice’nin vefatıyla Hz. Peygamber’in derin üzüntüsünde elbette ona duyduğu müstesna sevginin payı vardı. Bilahare başka kadınlar da Allah Resulü’nün zevcesi olma şerefini yaşadılar; ama Resulullah’ın kalp dünyası hep Hatice’ye bağlı kaldı. Onun hatıralarını canlı tuttu, onu anılarda yaşattı. Bu konuda anlatılagelen hakikatler çoktur. Numune olarak birkaçını zikredelim:
“ Bedir Savaşı, Allah’ın yardımıyla kazanılmış, Müslümanlar ganimet ve savaş esirleriyle dönmüşlerdi. Hz. Peygamber’in biricik kerimesi Hz. Zeynep’in eşi Ebu’l As b. Rebi’ de esirler arasındaydı. Hz. Zeynep, annesi Hz. Hatice’ye ait bir gerdanlığı fidye bedeli olarak göndermişti. Hz. Peygamber(s.a.v), bu gerdanlığı görünce duygulanmış ve kalbi burkulmuştu. Müslümanlardan bu gerdanlığın Zeynep’e iadesini, Ebu’lAs’ın serbest bırakılmasını istemişti.”
Bahsi açıldıkça Hz. Muhammed’in Hz. Hatice’den övgü ve muhabbetle bahsetmesi; Hatice’nin akrabalarına yardımda bulunması ve merhametli davranması rivayet edilmektedir, sahih hadislerde. Hz. Aişe(r.a) annemiz anlatır:
— Hatice’yi kıskandığım kadar Peygamber’imizin başka bir eşini kıskanmış değilim, onu görmedim; fakat Peygamber’imiz onu sık sık anardı. Koyun kestiği vakit ondan Hatice’nin dostlarına gönderirdi. Bu yüzden çoğu kez Peygamber’imize ‘ Sanki dünyada Hatice’den başka kadın yok!’ demişimdir. Peygamberimiz de bana:
“ Vallahi, Allah ondan daha hayırlısını vermedi; insanlar beni inkâr ettiklerinde o bana inandı, insanlar beni yalanladığında o beni tasdik etti. İnsanlar beni( muhasaraya alıp her şeyden) mahrum ettiğinde malıyla o destekledi. Diğer kadınlardan olmadığı halde Allah onunla bana çocuk ihsan etti.”
Peygamber(s.a.v) şöyle buyurdu:
— Cennet kadınlarının en faziletlileri dört kişidir: bunlar Hatice b. Huveylid, Fatıma b. Muhammed, Meryem b. İmran ve Firavun’un hanımı Asiye b. Muzahim’dir.”
…
Hz. Hatice, cahiliye devrinde dahi iffet ve hayâ timsali… İslam’la şereflendiğinde mümin kadınların baş tacı… Her daim Allah Resulü’nün yanı başında sevgi, fedakârlık ve sabır nişanesi bir zevce… Yüce Allah’ın razılığına ve selamına ermiş Hatice, mümine kadınların gönlünde örnek bir şahsiyet olarak yaşamaktadır.
Allah’ın selamı Hatice’ye olsun.
İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Mart 2013
İbrahim Dağılma