İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Esinti - 1

2015-10-17
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bediüzzaman “Niyet meselesi benim kırk senelik ömrümün bir mahsulüdür.” der. Niyet, adetleri ibadetlere çeviren bir iksir, ölü halleri canlı ibadetlere çeviren bir ruh ve ennihayet iyilikleri kötülüklere, kötülükleri de iyiliklere dönüştürebilen özellikleri havi motor bir güçtür.
1

Bediüzzaman “Niyet meselesi benim kırk senelik ömrümün bir mahsulüdür.” der. Niyet, adetleri ibadetlere çeviren bir iksir, ölü halleri canlı ibadetlere çeviren bir ruh ve ennihayet iyilikleri kötülüklere, kötülükleri de iyiliklere dönüştürebilen özellikleri havi motor bir güçtür. Niyet amellerin, söz ve hallerin ruhu ise, o ruhun ruhu da ihlastır. Az bir zamanda çok ameller ve az bir ömürde bütün güzellikleri ile cennetlerin kazanılması buna binaendir. Rabbim! Niyetimi Halis kıl...

2

Çocukluğumun gençliğe temas edeceği yıllarda gelişmemiş körpe ufkumla büyük hayaller kurardım. Bunu daha çok adeta çöle gömülmüş kasabamızın uzak steplerinde koyun-kuzu otlatırken yapardım. Âşık değildim; ama hayata bağlı.. Ve üstelik şiir de yazardım. O büyük hayallerin çok azına ulaştım, bir kısmına ise ulaşamadım. Bir kısmı inatla muğlaklık ve kapalılığını korudu, hiç netleşmedi. Diğer bir kısmı ise aynısıyla değil, zaman ve hadiselerin giydirdiği elbiseler içinde arz-ı endam etti. Geriye bakıyorum, birkaç saniyelik rüya gibi bir şey… Oysa yarım yüzyıldır yaşıyorum...

3

Aliya “hapiste iken tek bir arzusu olur: özgürlük. Eğer hapiste hastalanırsanız, özgürlüğü düşünmez, sağlığınızı düşünürsünüz. Dolayısıyla sağlık özgürlükten daha önemlidir.” der. O bunu yazarken Foça Hapishanesinde üç-dört yıllık mahkumdur. Doğru diyor aslında, bu var; ama mesele bununla sınırlı değildir. Şayet biricik arzu özgürlükten ibaret olsaydı Yusuf (as) Mısır kralının kendisine elçisiyle gönderdiği beraet müjdesini elinin tersiyle reddetmez ve “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi?”(12/50) diye başka davaların peşine düşmez, çıkar giderdi. Özgürlükten ve başa geldiğinde hastalıktan çok daha değerli şeylerin olduğunu anlıyoruz… Bundan ayrı olarak insan girift ve geçirgen duyguları hamil haris bir varlıktır. Hastalandığı zaman bile özgürlüğünden vazgeçmez; hem hastalık iyileşsin hem de özgürlük gelsin der...

4

İmam-ı Ali (ra) “Kardeşine kızgınlığının en şiddetli anında, güzel davranışını reddettiğinde, fedakârlıktan kaçtığında, tevazudan uzaklaştığında ve yumuşaklığa karşı sert olduğunda… tahammül et ve sanki köleymişsin gibi ol…” diye çözüm verir. Ruhun boy aynası gibi bir çözüm. Ruhumu alıp karşısına geçtim: toz tebar içindeyim.

5

İlahi! Davama ihlasla bağlılığımı o kadar artır ki, onda artık “ben”den hiç bir şey görünmesin. Kötü ve çirkin olan bütün hasletlerimi çiftçinin anızı yakıp kül ettiği gibi et. Taat ve teslimiyetimi (“ben”den) o kadar kayıtsız kıl ki ikisinde “ben”den her hangi bir şey kalmasın. O taat ve teslimiyetin içinde “ben” eriyip akıp gitmiş olayım…

6

Direniş kendiliğinden doğmaz, onu doğuran, besleyip büyüten zulüm ve işgaldir. Tarih boyunca zulüm ve işgalin olduğu yerde direniş ve kıyam da olmuş, neredeyse birlikte olagelmişlerdir. İşgalin karanlık ruhunun tesirini gösterdiği coğrafyalarda direniş ve kıyamın nurani ruhu ortaya çıkmış; “ben varım!” demiştir. İşgalcilerin bastığı topraklar direniş, başkaldırı ve kahramanlıklar cinannı olmuştur. Filistin başta olmak üzere ümmet coğrafyasında görülen budur...

7

Şeyh İzzeddin el-Kassam’ın hayatını konu alan bir kitap okudum. Şeyh işgalcilere karşı halkı şuurlandırma ve ayağa kaldırmanın çabasındadır. Bunun için hayatını ortaya koyuyor. Cihat ve şehadet ruhuyla yetiştirdiği küçük bir kaç seriyeyi dağlara mağaralara gönderiyor. İşgalcilerle, dünya istikbarının oradaki güçleriyle ve aldatılmış zavallılarla çarpışıyor. Şunları söylüyor: “Mühim olan illa da savaşı bizim kazanmamız değildir. Asıl mühim olan bizim ümmete ve gelecek nesillere iyi bir ders vermemiz, onlarda cihad ruhunu diriltmemizdir.”

Demek ki şehadet ve cihad ruhunun ölü olduğu bir toplumda kıyama kalkanlar sadece başkaldırdıkları zalimlere karşı kıyama kalkmış olmuyorlar. Cihadı gündemlerinden çıkarmış kendi gafil toplumlarına karşı da kıyam etmiş oluyorlar. Şeyhin bıraktığı miras ve sonraki gelişmeler bunu teyit etmektedir…

8

Gazze’ye dair not: Şubat 2009
Allah daha iyi bilir, ama eğer Gazze, vahyin geldiği iklimde veya öncesinde meydana gelmiş olsaydı, kim bilir belki de bugün Kur’anî kıssalar içinde ders ve ibret yüklü bir kıssa olarak okuyor olabilirdik. Tıpkı Kur’an’ın evvelki ümmetlere ilişkin aktardığı kıssalar gibi... Artık o zaman siz âlimlerimizi görecektiniz. İlahiyatçı, molla ve müfessirlerimizi görecektiniz.. Ki bu kıssayı anlatacak ayetlere ne yorumlar, ne teviller, ne tefsirler getireceklerdi! Görecektiniz, mekân, zaman, içinde olanlar ve hadisenin şekli etrafında ne rivayetler okuyor olacaktık. Kafa kafaya vuruşan görüşler, kal u killer, gruplaşma ile ayrışmaları netice veren ne tartışma ve kavgalar görecektik! Ve bütün bunlar da altın yaldızlı numaralı ciltler içinde kütüphanelerimizde hazır ve nazır bulunuyor olacaktı... Oysa Gazze, haberi verilmiş mukaddes bir tekrardır. Şimdi yalın, üryan ve çıplaktır. Ona gözünü kapatan kör! Gözleri açık olduğu halde görmeyen iki kere kördür!..

Bu notu Eylül-Ekim 2015’te düşüyorum. Gazze-Filistin-direniş... Hâlâ orada, gözlerimizin önündedir. Gözlerimiz nerede!!?

9

Yaşamayanların yaşamadıkları hakikatlerden hakikat olarak söz etmeleri hakikatlere iyilik değil, kötüce bir kötülüktür, haksızlıktır...

Muhammed Şakir / İnzar Dergisi – Ekim 2015 (133. Sayı)
 

Muhammed Şakir

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS