İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

En Kutlu Seferdir Haram Beldelere Yolculuk – 5

2013-01-21
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Tüm günlerini hayır doluluğuyla geçirmeye çalıştığımız bu mübarek beldelerde artık günlerimiz arzuladığımız hedefe doğru yol alıyordu. Dakikalar saatleri, saatler günleri kovalamış ve nihayet beklenen büyük an gelip çatmıştı....
Tüm günlerini hayır doluluğuyla geçirmeye çalıştığımız bu mübarek beldelerde artık günlerimiz arzuladığımız hedefe doğru yol alıyordu. Dakikalar saatleri, saatler günleri kovalamış ve nihayet beklenen büyük an gelip çatmıştı.

Hacla özdeşleşen ve aslında haccın kendisi olan Arafat Meydanı`ndaydık. Bu meydanı ilk temaşa ettiğimde gönlüme şu yakin yerleşti ki "Eğer hakiki mahşer alanı bu meydan olsa dahi kâfidir ve değer!"

"Bilme, tanıma, anlama" manalarıyla müsemma bu meydan, aynı zamanda Hazret-i Âdem ve Havva`nın buluşma noktası olan Rahmet Tepesini de içinde bulundurmaktadır. Mekke`de -O mübarek beldede- bulunduğun günlerin tamamında burası dışında hiçbir yerde hacılardan teşkil o mahşeri kalabalığı bir arada göremezsin; çünkü bir kısım tavaftayken, bir kısım sa`yde veya namazda ya da Kur`an tilavetiyle meşguldür.

Oysa bu meydan ihtilafı, bölük pörçüklüğü, başka yerde olmayı kabul etmeyen bir meydandır. Mahşerin provasının yapıldığı bugün ve meydanda tüm insanları temsilen orada rol üstlenen hacıların başka yerde olması mümkün değildir ki, Allah Resulü(s.a.v)`e " Hac, nasıl olmalıdır?" diye sorulduğunda o gayet kısa, öz ve net bir cevapla: "Hac, Arafat(ta bulunmak)tır." buyurur.

Gözün alabildiği her noktada insanlar var ve gözün gördüğü her insan kefenine bürünmüştür. Beyaz elbiseler, bir arınmanın simgesi olarak durur. Bu büyük meydandaki herkes mahşer alanındaki ruh haline bürünür. Dirilişin, hesaba çekilmenin hayat sahasındaki en önemli provası bu meydanda verilir.

Zihinler, hayalen geriye geçmişe doğru uzandığında büyük bir hayıf, ciddi bir pişmanlıkla ellerini ovuşturur ve gözler umutla ötelere bakar; çünkü burada aynı zamanda çok büyük bir fırsatın kapısı aralanır ve günün zevale doğru kaydığı andan gün batımına kadar bir lahza bile orada bulunanın omuzlarını çökerten, kalbini karartan, gözlerin ferini azaltan günahları silinir ve kişi annesinden doğan bir çocuk misali günahsız bir hale gelir.Hatta bu aşk mekanına, bu vuslat meydanına, bu hesap alanına varıp da "Acaba affolundum mu?" anlık tereddüdü bile Allah Resulü`nün mübarek ifadesiyle İlahi rahmeti töhmet eden bir söz görülür.

Kendini bilmenin en alasının gerçekleştiği bu vakfe zamanında, kişisel tanıma ve zaafının farkına varma Rabbi Zülcelâl’ı tanımaya, bilmeye vardırır. Bu itibarla biz artık hacı adayı olmaktan çıkıp hac sorumluluğunu üstlenenler, gönlümüzü dünyevi düşüncelerden, nefsi arzulardan ve şeytani vesveselerden arındırarak bütün samimiyetimizle Allah`a yöneliyoruz. İnsan kalabalığı içinde aslında her birimiz yalnız bir halde ve yalnızlık atmosferinde Rabbimize el açıp dua divanıyla yöneliyoruz. "Dua, müminin silahıdır." ve "Müminin kardeşi gıyabındaki duası makbuldür." Hadis-i şeriflerinden aldığımız enerjiyle tövbe diyoruz, el eman imdat diyoruz, af dileniyoruz, mağfireti üzerimize celbetme yarışına giriyoruz, ailemizi, dostlarımızı, ümmeti yalvarışlarımızın katığı yapıyoruz.

Rahmet Tepesinin iki değerli anısı da gözlerimizde hep canlı bir tablo olarak izleniyor gün boyu. Biri Hazret-i Havva ve Âdem’in tövbelerinin kabulünün simgesi o müthiş buluşması, yani ülfetin sevgiye, sevginin hürmete dönüşen vuslatı; diğeri de çağlar ötesinden günümüze canlılığıyla taşınan, günümüzden yarınlara mesajıyla taşınacak olan Veda Hutbesiydi. Sanki babamız Âdem ve annemiz Havva`nın buluşması yeniden yaşanıyor ve sanki O muhteşem Muhammedi Hutbeyi tekrardan o mübarek ağızdan dinliyoruz, gerçekliğini tüm sıcaklığıyla yaşıyoruz.

Her ne kadar asıl anlamını icra etmese de Arafat`ta vakfe aslında ümmetin yıllık kongresidir. Bu kongreyi prosedür olarak toplayamasak da ruhlar, yüzlerdeki tebessümler, dillerdeki tebrikler ve yüreklerdeki kardeşlik o kongreyi manen bize yaptırıyor.

Dilleri, renkleri, ırkları, coğrafyaları, kültürleri farklı bu milyonlar yürek birliğinin net bir fotoğrafı olarak hem Rububiyet tevhidini, hem de ubudiyet tevhidini ilan ediyorlar. Bu milyonlar içinde nice Allah dostu, gönül eri, takva ehli, cihad neferinin reddolunmayan dualarını üzerimizde hissederek "mebrur bir haccın" rahatlığıyla ve günahlardan arınmış bir bedenin hafifliğiyle güneşin batışıyla yola koyuluyoruz.

.....

"Arafat`tan akın edince, Meş`ar-i Haram`da Allah`ı anın!" (Bakara:198)

Akşam ve Yatsı namazımızı tehir ettiğimiz mekâna doğru yola koyuluyoruz. Artık yol, bizi Müzdelife`ye götürecek. Arafat vakfesine durmanın sevincini yaşayan bizler artık yerimizde duramıyoruz, bendini aşmaya hazır sular misali coşkuluyuz ve ayette de ifade edildiği gibi seller gibi akıyoruz. Sağımız insan seli, solumuz insan seli, arkamız da aynı sel ve önümüzdeki sele zaten aşkla şevkle katışmış gidiyoruz. Burası Arafat ile Mina arasında kalan Harem bölgeden bir parçadır. Bu isimle bilinmesi o mekânda icra olunan görevle ilgilidir. Burada geceleyin bir araya gelinir ve gece karanlığında akşamla yatsı namazı cem edilir. Aslında burası, bir geçiştir. Ara bir formattır.

Bir bekleme süreci yaşıyoruz. Dilimizden zikir eksilmiyor. Kâbe’de paklanan kalbimiz, zemzemle temizlenen midemiz, Arafat`la irfana eren gönlümüz Şiar ve şuur kazanma yeri olan Meş`arda iman, ibadet, cihad bilincini kazanır. Arafat`ta tüm yüzsüzlük, günah, batıl, butlan, vesvese ve kalbi marazdan arınan ve gönülleri İlahi afla temizlenen bizler tekrardan yolumuzu kesmek için bize diş bileyen, vesveseleriyle bizi yeniden manen yıpratmaya çalışan ve iman çizgisinden koparmaya çalışan şeytana karşı silahlanıyoruz. Çünkü güneşin doğuşuyla birlikte sembolik de olsa o aleyhilaneye taş yağdıracağız.

"Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin, Allah`tan bağışlanma dileyin!" (Bakara: 199)

Akşam ve yatsı namazını gece yarısına yakın bir vakitte cemaatle eda ettikten sonra gece yarısını biraz geçince yola koyuluyoruz. Ebabiller misali nohut büyüklüğünde siccil/taşları avuçlarımıza almış bir halde taarruza geçiyoruz. Dilimizde zikirlerle şeytan safına, tağut taraftarlarına korku salıyoruz. Yıllardır, inceden inceye tasarladıkları hilelerinin ellerinde kaldığını, vesvese ipleriyle ördükleri aldatma duvarlarının örümcek ağından daha zayıf olduğunu onlara iman çıkışıyla, takva elbisesiyle, ihlâs azığıyla, dua silahıyla göstermeye gidiyoruz.

" Onlar müminler için tuzak kuruyordu. Allah da onlara tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır."

" ...Muhakkak şeytanın hilesi zayıftır. "

Ayetlerinden aldığımız güç ve enerjiyle şeytani tuzakları başlarına geçirmeye ve tağuti düzenleri alaşağı etmeye doğru yürüyoruz. Aslında bu sembollerin ortaya çıkarması gereken realite budur. Oysa ibadetlerin birçoğunda ortaya çıkan geleneksellik hac ibadetine de yansımış; oysa o akan kalabalığı temaşa ettiğimiz zaman:

-Sübhanallah, bu kalabalık sadece İslam düşmanlarına doğru yürüse; onların ödü kopar ve pılını pırtını toplayıp kaçarlar diyoruz.

Aşırı istek ve arzu demek olan Mina`dayız ve önümüzde Cemerat(Şeytan taşlama cemreleri)... Gerçekte ortada şeytan yok ve esamesi de okunmuyor. Bu Hazret-i İbrahim ve oğlu İsmail`in kurban hadisesinden onları engellemeye çalışan iblise attıkları taşlardan bize kalan sembol bir mirastır; ama sembolün özünde hakikate dönüştürülmesi gereken manalar vardır.

Bu haram bölgeden, mukaddes iklimden birkaç gün sonra ayrılıp yurdumuza döneceğiz ve imtihan dediğimiz daireye yeniden dâhil olcağız. Allah`a varan yollar üzerinde tekrar duracak şeytanlar ve yeniden benliğimize bir enaniyet payı vererek, makamları allayıp pullayarak, haramları tatlılaştırarak, günahları meşrulaştırarak, zaafları kutsayarak bizi kaydırmaya, batıla itmeye çalışacaklar. İşte burada taşlar, Allah`a verilen sözü perçinleme ve davaya bilinçle bağlanma adına atılır. Her bir taş atılırken de biate sadık kalma şuuru ve isteğiyle atılır.

.....

Daha kalemin ucuna sayfalarca damlayacağına inandığımız bir aşk macerası olan bu mukaddes yolculuğumuz kurban, bayram sabahından başlayıp üçüncü gününe sarkan şeytan taşlamasıyla devam ediyor ve veda tavafıyla bize ayrılığın yaklaştığını hüzün atmosferinde hissettiriyor.

Uçağımızın bir günlük rötar haberi bizi sevince boğuyor.

Beytullah`ı temaşa arzusunun her seferinde daha ağır basması sonucu, arzuladığımız halde bir türlü varamadığımız Hira/Nur mağarası zaten hazırlığını tamamlamış olan bizlere son günün hediyesi olarak kalıyor.

Tırmanışında ayrı bir ders,

Uzletini 1400 yıl öteden hissettiren mağarasında ayrı bir ders,

İlk nazil olan ayetlerin mekânına varmada ayrı bir ders alıyoruz Hira tırmanışında ve temaşasında...

Ayaklarımız adeta yere çakılıyor ayrılık saati yaklaştıkça...

Bırakmak istemiyoruz bu İlahi misafirliği, kopmak istemiyoruz bu aşk deveranından. Ne fayda ki saat gelince, yazılan kaza olunca, dilenen vaktine erince olan oluyor. Biz de artık buğulu gözlerle, buruk bir yürekle ama günahtan rafine edilmiş bir bedenin rahatlığıyla varıyoruz memlekete.

Rabbim, arzulayanlara nasip eylesin; gidenlere de tekrardan ihsan eylesin!

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Ocak 2013
 

 


İbrahim Dağılma

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS