İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

En güzel Kutlu Doğum için Mescid-i Aksa’da buluşalım

2013-04-29
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Nisan ayı röportajımızda Kutlu Doğum etkinliklerinin dünü, bugünü, bu tür etkinliklerin toplumsallaşmaya atkisi ve ittikadi yönden Kutlu Doğum etkinliklerinin durumunu değerli kanaat önderlerinden Molla Cemal Çınar Hoca ile konuştuk. Çınar Hoca bu tür etkinliklerin ümmetin vahdeti açısından önemli olduğunu vurguladı. Sizi Molla Cemal Hoca’mızla yaptığımız röportaj ile başbaşa bırakıyoruz.
“Hakarete uğratılmış bir halkın tekrar dirilebileceği bir yer olarak Mescid-i Aksa’nın etrafında bir Kutlu Doğum programı düzenleyebilmek bence ümmetin hep birden dirilişe gelmesi demek olur. Zalimin orda burnunun yere sürtülmesi, mazlumun gönlüne bir su serpilmesi ve Müslümanların Mescid-i Aksa’nın etrafında toplanmaları bir başka olur.”

Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi, asırlardır Müslümanlar tarafından “Mevlid Kandili” olarak kutlanmaktadır. Daha önceleri Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanan Mevlid Kandili özellikle Türkiye Müslümanlarının yoğun teveccühü ile aylara yayıldı. Mart ayının sonlarına doğru başlayan etkinlikler Nisan ayının tamamı ve Mayıs ayının ortalarına kadar devam ediyor. Şehir merkezleri ilçeler hatta köylerde bir araya gelen Müslümanlar; Resulullah’ın nurlu doğumunu kutluyor, O’nu tanımaya ve tanıtmaya çalışıyorlar. Nisan ayı röportajımızda Kutlu Doğum etkinliklerinin dünü, bugünü, bu tür etkinliklerin toplumsallaşmaya atkisi ve ittikadi yönden Kutlu Doğum etkinliklerinin durumunu değerli kanaat önderlerinden Molla Cemal Çınar Hoca ile konuştuk. Çınar Hoca bu tür etkinliklerin ümmetin vahdeti açısından önemli olduğunu vurguladı. Sizi Molla Cemal Hoca’mızla yaptığımız röportaj ile başbaşa bırakıyoruz.

Dini tören ve kutlamaların, İslam’ın toplumsallaşmasındaki önemi nedir?

İnsan, yaratılış itibariyle toplumsal bir varlıktır yani sosyal yönü olan bir varlıktır. İnsanların toplu yaşama mecburiyetleri olan varlıklar olmaları hasebiyle bir birileriyle irtibatlı olamaları da insanın temel özelliklerinden bir tanesidir. Müslüman halkın veya İslami toplulukların birbirileriyle olan irtibatlarında dini törenler ve merasimler düzenlemeleri, dini gün ve gecelerde topluca ibadet etmeleri, topluca dua etmeleri; gayelerini yenilemeleri, hedeflerini belirlemeleri, birbirilerine karşı olan bağlılıklarını dile getirmeleri hususunda toplumun olmazsa olmazlarıdır. Birlik içinde ortak etkinlikleri olmayan hiç bir toplum mevcut değildir. Her toplumun devlet bazında olsun camialar, bireyler bazında olsun belli bir gece veya günde bir araya gelecek, onları yönlendirecek ve bir hedefe doğru yürütebilecek toplumsal etkinlikleri mevcuttur. İslam’ın özünde de çeşitli etkinliklerin veya merasimlerin farklı aylarda, gece ve gündüzlerde çeşitli güzellikleri vardır. Bunlar da toplumun olmazsa olmazlarındandır. Bu sebeple diyoruz ki bu tür bir etkinlik yapılırken Kur’an ve sünnete aykırı olmayacak; İslam’ın özüne zarar vermeyecek; Müslümanlara ahlaki, ibadi ve itikadi konularda bir zayiat verdirmeyecek cinste olmaması bilakis onların imanlarını, amellerini, ahlaklarını takviye edebilecek, birbirilerine karşı olan sevgi ve muhabbetlerini arttırıcı bir şekilde olması ve etkinliklerin bu şekilde icra edilmesi gerkir. Bir etkinlik bu şekilde icra edilirse hiçbir sakıncası olmaz.

Hz. İsa’nın Meryem Suresi 33. ayet-i kerimede geçen “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).” ifadesi ile doğumuna dikkat çekmesini de göz önünde bulundurularak Peygamber Efendimiz (SAV)’in mevlidinin hem imani hem de beşeri olarak öneminden söz edebilir misiniz?

Bunu baştan söylemek gerekir ki “Peygamberlerin kutlu doğumunu kutlayın” şeklinde bir delil gösteremeyiz. Ancak sözü geçen ayette, bir peygamber doğduğu gün, öldüğü ve tekrar haşrolunacağı günden söz ediliyor. “Bunlara selam olsun” diyor. Bu da o günü selamla, tebrikle yad etmenin, bir peygamberin doğduğu günde onu yad etmenin, ona selatu selam getirmenin en azından Kur’an ile çelişmediğini gösteriyor. Evet beşeri yönden bakıldığı zaman insan diğer varlıklardan fiziken farklıdır. Fakat bu farklılık onun üstünlüğüne sebep olmuyor. İnsanları diğer varlıklardan üstün kılan şey; insanların diğer mahlukat içerisinde bilinçle ve şuurla meseleleleri tefekkür edip geçmişi düşünüp geleceği ile ilgili planlar yapması yani bugününü yarınına bağlayacak bir şekilde plan ve programlar yapması, bununla birlikte kainatın yaratılışını düşünmesi yönüdür. İnsanlar bir nesneye baktıkları zaman o nesneden mana çıkarabilecek bir fıtrata sahiptirler. İtikadi açıdan baktığımızda da peygamberlerden birisinin doğumuna veya ölümüne, sadece doğdu veya öldü diyerek ağıt yakıp onun hayatını ve amacını anlatmamanın hiçbir anlamı ve faydası olmaz. Ama o peygamberin dünyaya geldiği gün ile beraber bu etkinliklerin onun geliş amacının ve davasının anlatılmasına vesile kılınarak yapılmasının itikad ile çelişen bir tarafının olmadığına inanıyouz.

Hocam, Kutlu Doğum etkinlikleri kapsamında özellikle Türkiye’nin bir çok yerinde çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklere bakıldığı zaman organizasyonların mazisi çok eskiye dayanmıyor. Buna rağmen etkinlikler büyük bir rağbet görüyor. Bununla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Peygamberlerin geliş sebebine baktığımızda genel itibari ile peygamberler, insanların tevhid dininden ya kaydıkları ya da kayıtsız kaldıkları zamanlarda Allah-u Tealâ tarafından gönderilmişlerdir. Peygamberlerin geliş zamanına, mekanına o anda olup biten olaylara baktığımızda peygamberlerin geliş sebebini daha net görebiliyoruz. Yani peygamberler bir nevi kurtarıcıdırlar. Peygamberimiz (SAV)’in dünyaya gelişinin üzerinden çok uzun bir süre geçti. Dolayısıyla O (SAV)’in getirdiği ilahi hayat düşüncesine yönelik insanlarımızda bir zaafiyet doğabilir. Bu da genel itibariyle düşündüğümüz zaman insanların, Peygamber Efendimiz (SAV)’in zaafiyet içinde veya sıradan bir insan olduğu gibi yanlış düşüncelere kapılmasına sebep olabiliyor. Bu sebeple Peygamber (SAV)’in asli kimliğinin gösterilebilecek özelliklerinin bilinmesi gerekiyor. İşte bu tür etkinlikler bu yönüyle çok önemlidirler. 1987’de Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, dünya çapında Nisan ayını Kutlu Doğum ayı olarak ilan etti. O yıldan itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kutlu Doğum ayında diğer İslam ülkelerine ve İslami teşkilatlarına hediyeler gönderek bu ayı kutladığını görüyoruz. Gerçekten güzel bir davranış sergilediklerine ve güzel bir hayır kapısı açtıklarına inanıyorum. Halk da buna teveccüh ediyor. Örneğin Danirmarka’da Peygamber Efendimiz (SAV)’e yapılan saygısız karikatüre karşı müslümanlar ayaklandı, tepki gösterdi. Dolayısıyla halkın bu tür etkinliklere teveccüh göstermesi güzeldir. Nitekim bizim toplumumuz peygamberini bilen Müslüman bir toplumdur. Tabi, toplumun bununla birlikte peygamberini bilinçli bir şekilde her yönüyle bilmesi gerekmektedir. Peygamberini tanımak hususunda halk kusurlu sayılabilir. Bu yönüyle bu etkinlikler halkın kalbindeki imanını harekete geçirmesinden başka birşey değildir. Hazreti Peygamber (SAV)’in tüm devlet başkanlarından veya yöneticilerden farklı bir yönü vardır. O, bütün ümmetin ortak yönü ve farklı ihtilafların olmadığı bir şahs-ı manevidir. Peygamberin şahs-ı manevisinin etrafında ümmetin birlik ve beraberliği için çalışan, ümmeti Muhammedi bir duyguyla harekete geçirmeye çalışan insanların çabası bir haktır. Dolayısıyla halkımız bu tür etkinliklere karşı gönüllü katılım sergilemektedir. Müslüman halkımıza bu şekilde seslenerek diyoruz ki bu kutlanılan Resullah (SAV)’in hayatı, kimliği ve Onun Kur’andaki yeridir. Hangi devlet, kurum, yapı, cemaat, dernek, vakıf yaparsa yapsın bu etkinlikleri Peygamberimize yakışır bir şekilde tertiplememiz ve Müslüman halk olarak en güzel şekilde katılım göstermemiz lazımdır.

Hocam, Kutlu Doğum etkinliklerini destekleyenler olduğu gibi yanlış görenler de var. Bu tür etkinliklerin akidevi yönünü anlatabilir misiniz?

Peygamber (SAV) zamanında olmayıp sonradan ibadet niyetiyle çıkan her şey merduttur. Peygamber (SAV) zamanında olmayıp sonradan çıkan yeme, giyinme, içme ve barınma ile ilgili uygulamalar, yapılmasını men eden bir nas yoksa mubahtırlar. Bu usul fıkhında genel bir kaidedir. Sonradan çıkan ve ibadet niyetiyle yapılan ve Kur’ân ve Sünnetten bir işaretin olmadığı her şey ise men edilir, merdut ilan edilir. Toplumu geneli ile düşündüğümüzde buna bidat diyoruz. Ancak Allah Resulü (SAV)’den sonra çıkıp ibadet niyetiyle değil de tebliğ, davet, irşad ve inzar için kullanılan bu tür aktivitelerin bir hatası veya bir sınırı yoktur. Örneğin; tebliğe çıkan bir insan için “Şu giysiyle çıkılırsa günaha girer” diye bir kaide yoktur. Şimdi yapılan Kutlu Doğumlarda tebliğ ve davet ile birlikte Peygamber (SAV) hatırlatılıyor ve onun üzerine salat ve selam getiriliyor. Birleştirirecek olursak Resulullah’a salat okumak bidat mıdır? Hayır! Resulullah’ın hayatını anlatmak bidat mı? Hayır! Bunu bir kişiye anlatmakla on kişiye ya da bin kişiye anlatmak arasında fark var mı? Hayır! Önemli olan, orada o yapılan hizmetin Kur’ân ve Sünnete uymayan bir üslupla yapılmamasıdır. Her fırsatta ve her ortamda Onun hayatını öğrenmeli ve anlatmalıyız. Çünkü iyi bir aile reisi olmak isteyen, iyi bir komşu, yönetici, komutan, devlet yöneticisi olmak isteyen herkesin onun hayatını örnek alması gerekir. Dolayısıyla bir erkek için, bir çocuk için, bir baba için, bir eğitimci, bir ordu komutanı, bir devlet başkanı için Resulullah (SAV)’in hayatından örnekler vardır.
Evet bu konuda Resulullah (SAV)’in kutlu doğumunun kanaat önderleri, ulema, resmi, gayr-i resmi teşkilatlar, vakıf, dernek ve cemaatler ile birlikte bir araya gelerek kutlanmasının Müslümanların bütünlüğüne, ümmet anlayışına ve toplumun birlikteliğine daha fazla katkıda bulunacağına inanıyorum.

Peki, Hocam! Son olarak İslam dünyasının tamamını göz önüne alarak kutlu doğum programlarının en mükemmel şekli sizce nasıl olmalı? Siyasi, tasavvufi, cemaatsel ve bireysel gibi tüm kuruluşları buna dahil edecek olursak nasıl bir Kutlu Doğum ayı hayal ediyorsunuz?

Müslümanlar, nasıl ki Peygamber (SAV)’in kutlu doğumu etrafında meydanlarda, salonlarda bir araya geliyorlarsa Kâbe, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa gibi mukaddesatlar etrafında da bir araya gelmeleri gerekiyor. Zaten her yıl Hac döneminde veya umrede milyonlarca Müslüman Kâbede ve Mescid-i Nebevi’de bir araya geliyorlar. Ancak hakarete uğramış bir halkın tekrar dirilebileceği bir yer olarak Mescid-i Aksa’nın etrafında bir kutlu doğum programı düzenleyebilmek, bence ümmetin hep birden dirilişe gelmesi demektir. Zalimin orda burnunun yere sürtülmesi, mazlumun gönlüne bir su serpilmesi ve Müslümanların hizmetlerindeki farklılıkların da bir tarafa atılarak ümmetin Mescid-i Aksa’nın etrafında toplanması bir başka olur. “Ben Mescid-i Aksa’ya gelmiyorum, orada bulunmuyorum” diyen bir insan ne şeyhlik yapabilir ne cemeaat liderliği, ne vakıf-dernek yöneticiliği ne de bir devlet başkanlığı yapabilir. Resmi, gayr-ı resmi tüm Müslüman halkların orada bir Kutlu Doğum programı düzenlemelerinin Müslümanların faydasına, ümmetin bütünlüğüne, birlik ve beraberliğine sebep olacağını düşünüyorum.

Hocam, bizlere kıymetli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Talha Bal / İnzar Dergisi – Nisan 2013
 

 


İnzar Röportaj/Söyleşi

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS