İslam, “İkra’!” emri ile başlamıştır. Rabbimizin bize Kur’an’daki ilk emri “Oku!” fermanıdır. İslam, ilk düşmanına “Cahiliye” demiştir. Düşmanlığını “cehalet”le tarif etmiş, büyük düşmanına “Cehaletin babası” anlamında “Ebû Cehil” demiştir.
İslam’ın düşmanı “cahiliye” ise İslam, “ilim”dir; lâkin “Oku! Allah’ın adıyla oku!” diye başlayan ilim… Müslümanlar, evlatlarından emin olmak için onları ilim kurumlarına teslim etmişlerdir.
İmam Gazzâlî Hazretlerinin babası vefat etmeden evlatları Muhammed ve Ahmed’i bir sufi arkadaşına teslim eder. Sufi arkadaşı, onların hakkından çıkamayacağını görünce onları emin bir yere, ilim kurumlarına teslim eder. Muhammed, sufinin yanında belki bir yüncü olarak yetişecek iken ilim kurumunda büyük Gazzâlî olur. Ahmed de kıymetli bir şahsiyet olarak yetişir.
İmam Şafiî Hazretlerinin babası vefat ettiğinde annesi, evladını en iyi şekilde yetiştirmek için doğduğu Gazze’den derhâl Mekke’ye götürür ve onu iyi yetiştireceklerinden emin olduğu ilim kurumuna verir.
Biz, mürsel mecazla “fakih” olma yoluna giren çocuk, genç ve talebeye “faqi” demişiz. Fakih, dinde derin bilgi, şuur, fikir sahibi ve ahlâklı alimdir ama daha ıstılahî anlamıyla Müslümanlara yol gösteren rehber şahsiyettir.
İlim yoluna henüz girmiş çocuğa, gence, talebeye “faqi” diyerek ona dair hem “fakih” olma umudumuzu ifade etmişiz. Hem, hedefini ona vasıf yapmışız, hedefini adeta ona elbise yapmışız. Hem, ondan içinde bulunduğu anda beklediğimiz fakihçe ağırlık ve terbiyeyi dile getirmişiz.
Bu adlandırma tek başına, ümmetin yüksek şuuruna delil olarak yeter.
Bizde “faqi” mukaddestir.
Anne-babalar, çocuklarını “faqi” olarak ilim kurumuna teslim etmekten büyük onur duyarlardı. Öte yandan çocuk, “faqi” olmakla artık güven içinde olurdu; temizliğin, pâklığın simgesi olarak yetişirdi. Biri övüldüğü zaman “bir faqi gibi temiz ve titiz” denirdi ve ona ancak zındık olan zarar verebilirdi.
Seydaların bir yere tek başlarına gitmeleri ile faqileri ile birlikte gitmeleri arasında büyük fark vardı. Seydanın faqilerini alarak bir yere gitmesi, orası için büyük onurdu.
Denirdi ki “Seyda faqileri ile beraber geldi”. Bu, o gidilen yerin temiz, güvenilir ve mutlak İslamî olduğuna delaletti. Zira Seyda, o onuru hak etmeyen yere talebelerini götürmediği gibi talebelerini ifsattan etkilenecekleri mekânlara da götürmezdi. Onları haramın her renginden korurdu.
İlim kurumunun üç ana kazanımı vardır:
Dr. Abdulkadir Turan
- İlim sahibi yapmak
- Edep sahibi yapmak
- İrfan sahibi yapmak
- Bilginin mahiyetinden emin değiliz.
- Edebin niteliğinden emin değiliz.
Dr. Abdulkadir Turan