Bismillah…
Sosyal gereklilikler, insanın hayatını devam ettirebilmesi için isteyerek ya da istemeyerek aldığı birtakım sorumluluklardır. Kişinin bireysel olarak sosyoekonomik bağlamda olduğu gibi sosyokültürel bağlamda da yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüklerden biri de kuşkusuz evliliktir.
Evlilik, bir kadın ve bir erkeğin bir araya gelerek karı-koca rollerine bürünmelerine ve soylarını bu şekilde devam ettirmelerine denir. Elbette bu tanımı genişletmek mümkün ki biz de tam olarak bunu yapmaya çalışacağız.
Evlilik gerçekte nedir, ne değildir? Karı-koca olmanın yazılı bir kuralı var mı yoksa tüm kurallar günün getirdiği toplumsal algıya göre değişkenlik mi gösteriyor? Özetle evlilikte kadının ve erkeğin vazifeleri neye göre belirlenir?
Geçmişten günümüze kadın-erkek ilişkilerinin sürecine baktığımızda bazen kadın baskın gelmişken bazen erkek baskın gelmiştir. Kimi zaman kadın, hâlihazırda tanrı fazlası olan toplumlarda yeni bir tanrıça(haşa) olarak kabul görmüş; kimi zaman da erkeğin adeta “güç bende artık” hezeyanları hüküm sürmüş ve erkek, kadını makamından indirip yerine geçmiştir. Belki de bazı toplumlarda sözde tanrıların savaşı tam olarak kadın ve erkeğin hayatın neresinde durmaları gerektiğini bilmemelerinden kaynaklanıyordur, kim bilir… Öyle ya, günümüzde de kendisini (farkında olarak ya da olmadan) mini tanrıcıklar ilan etmeye müsait pek çok insan var.
Konu evlilikten bu noktaya nasıl geldi derseniz geliniz devam edelim. Günümüzde eşlerin ilişkilerine, diyaloglarına, birbirlerine karşı tutumlarına ve birbirlerini yargılamalarına baktığımızda acımasız bir tablo gözler önüne seriliyor. Şöyle ki; bazı zaman kadın bu acımasızlık karşısında eziliyor bazı zaman da erkek. Acımasızlığa maruz kalan asla tek taraf olmuyor, tıpkı bir önceki paragrafta ifade edildiği gibi…
Yanı sıra her iki tarafın egemen olduğunu sandığı ve bu doğrultuda fiillerde bulunduğu bir toplum da karşımızda duruyor. Tıpkı Yunan mitolojisinde olduğu gibi kadın da erkek de “hâkimiyet benimdir” savaşının baş aktörleri oluyor.
Peki, kadının ya da erkeğin bir diğerinin gücü altında ezilmekten veya ikisinin hükümdarlık savaşlarından başka çıkar yol yok mu? Yegâne hükümdar bu iki cinsten biri mi olmalı?
Elbette aklını peynir ekmekle yemeyen kişi ne kadının ne de erkeğin egemenliğini kabul etmeyecektir. Zira akıl bizleri bu ikisinden daha muhteşem, daha kusursuz, daha bilgili bir Zata yönlendiriyor. O ki; hüküm koymada bir açıklık bırakmaz. İşini ince ince nakış örer gibi işleyerek yapıverir. Bunu yaparken ne bir zahmet çeker ne de yaptığı işte bir eksik bulunur. O zat (C.C); bir kocadan daha iyi kural koyar, daha güçlü bir korumadır, daha cömert bir rızık verendir (ki rızkı yalnızca O verir, insan yalnızca bir aracıdır).
Yine O zat (C.C); bir kadından daha kıskançtır. Kullarını haramlardan, günahlardan kıskanır. Erkeğe, emanetiyle ilgili verilmesi gereken ikazları tam tamına vermiştir. Hanımının ve çocuklarının boğazından geçecek rızıktan üzerine giydiği giysisine kadar erkeği vazifelendirerek kadını ve çocukları eşsiz koruması altına almıştır.
Ne var ki insan bazen kendisini mutlak hâkim sanıyor. Yukarıda örneği verilen dört tür diyalogdan her zaman kendisinin hâkim olduğu kısmı cımbızla seçip alıyor. Böylece karşı cinse bu manada hayat hakkı tanımıyor. Çokça karşılaştığımız, basit görünen fakat hayatı uzun vadede çekilmez kılan; pişirilen yemeğin eksik kalan tuzu, giyilen kıyafetin rengi/şekli, yapılan temizliğin boyutları, diyalog kurulan insanların “kim” olması gerektiği, kişinin kaşının şekli/kiloları yaşanan sorunlar arasında. Aklın alabileceği en ince detaylarda eşler birbirlerinin hayatına hükümran olmak ister şekilde tutum sergiliyorlar. Tüm bunlar bireysel psikolojik bozuklukları, dolayısıyla toplumsal sorunları da tetikliyor. Psikolojisi bozuk bir toplum ise manen çöküntüye uğramış, bedenen adeta bir ceset hükmündedir.
Burada sormak gerek eşlere: Bir kadın ve bir erkek, eş olarak neyi tamamlamaya çalışıyor? Allah neyi eksik bıraktı ki sen onu tamamlamaya çalışıyorsun? Allah nasıl bir eksik hüküm verdi ki sen o eksiği “prensiplerinle” düzeltmeye çalışıyorsun?
Esasında evlilik bu sorular üzerine bina edilmeli. Evlenmeden önce yapılan görüşmede şartlarını konuşan eş adayına sorulmalı ki; Allah’ın eksik bıraktığı bir şey mi buldun da tamamlamaya çalışıyorsun?
Hâlihazırda bir yuvası olan ve yuva kurma aşamasında olan Müslüman bireyler unutmamalı ki, İslam; yediğin yemeğe kadar müdahale ediyor. Bu noktada insan neyin endişesini yaşıyor ve tedbir alıyor?
Duruma çözüm odaklı bakarsak diyoruz ki;
inzar
- Her eşin bir rol modeli olmalı ve hayatını o rol model üzerinden şekillendirmeli (Hz. Peygamber ya da hanımı gibi).
- “Benim isteklerim” ibaresi zihinlerden kalkmalı. “Yerine Allah ne istiyor” sorusu gelmeli.
- Temel kuralları aşmadığı müddetçe eşler birbirine karşı müsamahalı olmalı.
inzar