Yeryüzü, bir kez daha Muhammedi sevdanın coşkusuna milyonlar yüreklerin ve bedenlerin katılımıyla şahit olurken diller bu sevdanın her asra ve her mekana yayılması için İslam`ı anlatmakta, bedenler de bu sevgi bütün kalplerde yeşersin diye sabır ve ihlasla koşuşmaktadır.
Muhammed aleyhi selam ki göktekiler ve yerdekiler onu övsün diye Muhammed ismiyle müsemma oldu.
Muhammed aleyhi salat ki alemlere rahmet vesilesi olsun diye Rabbu`l alemin onu habib seçti.
Muhammed sallu aleyhi ve selem ki İslam dini hakim olsun, iman öğretileri neşv ü nema bulsun diye gecesini gündüzüne kattı. "Bir elime güneşi diğerine de ayı verseler, yine de Hak bildiğimi söylemekten bir adım geri durmam!" diyerek imanlı gönüllere sertaç oldu.
Canımız Efendimiz Muhammed aleyhi selat ve selam`ı dilimizden, gönlümüzden ve hayatımızın örnekliğinden hiçbir zaman koparmamaya çalışırken şu sevdanın kendini daha da hissettirdiği Nisan ayında O`nu bir kez daha hakkıyla ve layıkıyla tanımak/tanıtmak için meydanları doldurmaya aday olduk.
Sözümüz sevaplanır ve değerlenir umuduyla dillerde, yüreklerde, kitaplarda en çok ve en övgüyle bahsi geçen Hazret-i Muhammed aleyhi salat vesselam`a salat ve selam getirmenin öneminden bahsedeceğiz.
Kur`an-ı Kerim, bize Muhammed aleyhi salat vesselam`ı her yönüyle tanıtırken aynı zamanda "Onun Allah`ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah`ı çokça zikredenler için en güzel bir örnek!" olduğunu beyan eder. Aynı şekilde hayatın her cephesine örnek olabilecek bu Peygamberi yani Muhammed Mustafa aleyhi salat vesselamı övmeye, O`na dua etmeye, O`nu için esenlik dilemeye yani bizim O`na "salat ve selam" getirmemizi emreder:
"Muhakkak ki, Allah ve O`nun melekleri peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de tam bir teslimiyetle ( O Muhammed`e) salat ve selam getiriniz!"( Ahzap Suresi, 56. ayet)
Peki o halde salat ve selam nedir?
Niçin Hazret-i Muhammed`e salat ve selam getirilmelidir?
Salat ve selam`ın daha çok teşvik edildiği zaman ve ibadetler hangisidir? Bu sorulara gücümüzün yettiğince ve dilimizin döndüğünce cevap bulmaya çalışacağız bu satırlarda.
Öncellikle Müslümanlar salat ve selamın manasını iyice idrak etmelidir. Her toplum, millet, kavim kendi büyüklerini veya peygamberlerini övmüş, onları çeşitli vesilelerle ya da sözlerle yüceltmiştir. Ne yazık ki bu övme ve yüceltme zamanla asıl mecrasından çıkmış. Öyle ki o kişi ve peygamberler, haddinden fazla kutsanmış ve bazıları da ilahlaştırılmıştır.
"Yahudiler, Üzeyr’e; Hıristiyanlar da İsa`ya Allah’ın oğlu dediler. Daha önce kâfir olmuş kişilerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin." ( Tevbe: 30)
"İsa’ya, Allah diyenler kâfirdir. Halbuki Mesih, ‘Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ demiştir. Allah üçün üçüncüsü diyenler de kâfirdir." (Maide: 72, 73)
"Hıristiyanların Hazret-i İsa’yı övdükleri gibi, beni övmeyin!" ( Hadis-i Şerif)
Benzer ayet ve hadisler de bize övme ve yüceltme de bir ölçü belirlemiş ve bu ölçünün taşırılmaması gerektiğini beyan etmişlerdir. Övme de ölçü; sevme, sahiplenme ve örnek almadır.
Ahzap Suresinde geçen söz konusu ayette sallu salat, Allah`a peygamber için dua etmektir.
Teslima ise peygamberi selamlamadır. O`na Rabbinin huzurundaki makamı için esenlik dileme ve O aleyhisselam`a gönül veren bir mümin olarak İslam saflarında selamette olduğunu dile getirmektir.
Bir mümin Efendimiz Hazret-i Muhammed`e salat ve selam etmekle Allah`a aynı zamanda dua ediyordur. Yani demek istiyor ki:
"Ey Allah`ım! Biz, Muhammed aleyhi selamın senin yanındaki değer ve itibarını zaten biliyoruz ve diliyoruz ki Sen Onun şan ve şerefini daim edesin, Ona esenlik veresin ve bizden de Ona selam eyleyesin!"
Dua, rahmet, selamet, övgü gibi manaları taşıyan bu iki kelimeyi Allah ve melekleri de söylemektedirler ve Müslümanlardan da bu iki kelimeyi dilde sürekli tekrarlanan bir zikre dönüştürmeleri istenmektedir.
Allah`ın Muhammed aleyhi salat vesselam`a salatı; rahmet ve kulunun şanını yüceltmektir.
Meleklerin ona salatı; yine aynı şekilde rahmet vesilesi olan Muhammed`in şanını yüceltmektir.
Müminlerin Muhammed aleyhi salat vesselam`a salatı ise duadır.
Salat, Allah`ın peygamberine verdiği şan ve şerefin,
Salat, Onu ins ve cin şeytanlardan muhafaza etmesinin,
Salat, Onun davasının her türlü davadan üstünlüğünün, şeriatının yayılmasının, İslam sanacağının yükselmesinin
Salat, Allah`ın Muhammed aleyhi salat vesselama verdiği dünya ve ahiret nimetlerinin ve Ona lütfun, sevginin, mağfiretin ifadesidir.
İşte bu sebepledir ki her ezan sonrası okunan duada:
"Bizim Seyyidimiz Muhammed`e vesile, fazilet ve yüksek dereceleri ver! İlahi! O Muhammed`i mahmud( en övülen) makama yükselt!" deriz.
Hakeza Kamet sonrası, Cuma ve bayram hutbelerinde Muhammed aleyhi salat vesselam`ın adının Allah(c.c)`la birlikte anılması Hazret-i Muahhmed`e verilen değerin bir göstergesidir ve müminlere salat ve selamın emredilmesi de bu değeri bilmenin, anlamanın, görmenin ve ifade etmenin gerekliliğini ortaya koyar.
Düşünün ki, salat ve selamla biz şunu öğreniyoruz:
Allah ve melekleri Muhammed aleyhisselamı açıkça desteklemektedir. Hazret-i Muhammed aleyhisselam böyle bir desteğe sahipken kafirler, şeytanlar, zalimler ve mücrimler O`na ve O`nun davasına engel olabilir mi?
İnsanların susamışlar misali bu aşk çeşmesine revan olmasına engel olmaya güçleri yeter mi?
Ey arkasında Allah olan ve kılavuzları Muhammed aleyhisselam olan müminler, bu sevdayı kimse solduramaz, bu sevdanın taşıp gönüllere yerleşmesine kimse müdahil olamaz. Bu davayı tutuşturmak için şirk, küfür, nifak ve fesat ateşi taşıyanlar kesinlikle kendi ateşlerini tutuşturmaktalar.
Yine Ahzap Suresindeki ilgili ayete dönersek görürüz ki salat sonrası gelen "ala ve aleyhi" ifadeleri bu salat ve selam güzelliğine ayrı ayrı üç anlam yükler:
1- Salat, Hazret-i Muhammed`e gösterilen ilgi ve O`na duyulan sevgidir.
2- Salat, Hazret-i Muhammed için Allah`a dua etmektir.
3- Salat, Hazret-i Muhammed`i övme ve yüceltmedir.
1- Selam, Hazret-i Muhammed her türlü zarar, şer ve eksiklikten Allah(c.c) tarafından muhafaza edilmiş/edilir.
2- Selam, yani "Hazret-i Muhammed`in öğretileri düşmanlığı, kavgayı, çatışmayı, kargaşayı değil; dostluğu, kardeşliği, paylaşmayı, birleşmeyi, düzeltmeyi, adaleti, huzuru ve fitnenin defini" esas alır.
3- Selam, mümin nerede olursa olsun Muhammed aleyhisselam`ı selamlar ve O`nun sünnetini baş göz üstü bir kabulle karşılar ve bu sünnete uymak için uğraşır. Yani "Ey Muhammed aleyhisselam! Ben seni canımdan aziz biliyorum. Senin getirdiğin davayı can u gönülden kabul ediyorum. Senin davanı yaşamak ve yaşatmak için sabırla, azimle, samimiyetle ve Allah`tan yardım dileyerek sahipleneceğim!” der.
...
Her ilmin ve her davranışın bir usulü vardır. Hatta, İslami ilimlerin tedris edildiği medrese gibi irfan yuvalarında tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimler öğretilmeden o ilmin bir nevi anahtarı olan usül ilmi öğretilirdi. Allah Resulü aleyhi salat vesselama mademki salat ve selam getirme, ayet ve hadisin diliyle bir ilim ve emirse bununda bir usül ve üslubu olmalıdır. İşte bu minval üzere Ahzap Suresi 56. ayet nazil olunca bazı sahabeler, Allah Rasulü`ne sorarlar:
"Ey Allah`ın Rasulü! Bize selam usulünü `Es-selamu aleyke eyyuhen-nebiyyu ve rahmetullahi ve berakatuhu` ve seninle karşılaştığımızda `Esselamu aleyke ya Resulallah!" diye öğrettin. Peki sana salât göndermenin usulü nasıldır?"
Allah Rasulü(s.a.v), bu soruya cevap kabilinden değişik zamanlarda insanlara salatı öğretmiştir. Bunlardan en meşhuru ufak ifade farklılıklarıyla altı hadis kitabının hepsinde zikredilen ve namazların son teşehhüdünde okuduğumuz olanıdır:
"Allaâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamîdün mecîd. Allaâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamîdün mecîd."
Bu hadisle biz Resulullah(SAV)`e salâvat göndermenin en güzel şeklini öğrenirken aynı zamanda şu edep ve terbiyeyi de ders olarak almış oluyoruz:
Müminler, her ne kadar ona salât göndermekle en iyi dua, sevgi, bağlılık temennilerini dile getirseler de layık olan yeterince yapılmamış olur. Çünkü kendisine makam-ı mahmud verilmiş olan Efendimiz Muhammed(s.a.v)`i bu aciz lisan layıkıyla övemez.
Bilmek lazım ki, onun müminler üzerindeki yükümlülük, nimet ve hayrı çok büyüktür.
O, ayetin diliyle müminlere karşı "çok düşkün ve şefkatlidir."
O, bizleri cehalet ve inançsızlık karanlığından Allah`ın izin ve inayetiyle bilgi ve iman aydınlığına ulaştırmıştır. Bu ve benzeri sebeplerle müminler, güçleri yettiğince çalışsalar bile Allah Rasulü Muhammed(SAV)`in hakkını ödeyemezler. Allah’u a’lem -belki de bu hakkı ödeme kolaylığı adına- Rabbü`l Alemin, bu ayetle ona Allah ve meleklerinin getirdiği gibi tam bir gönül hoşluğu ve bağlılık teslimiyetiyle salat getirmemizi ferman buyuruyor.
Başka bir ifadeyle dersek bizler Muhammed aleyhisselamı övmekle onun görev ve kıymetini ziyadeleştirmek yönünden bir şey ekleyemeyiz; şeref ve şanını yüceltme noktasında bir tuğla da ekleyemeyiz. Çünkü onun müminler için hayır ve artılarını ancak eksiksiz bir kelam, taltif edebilir. İşte bu iltifatı yapan ilahi kelamdır. Biz de onun insanlığa olan hizmetinin karşılığını eksiksiz ödeyecek olan Allah(c.c)`a dua diliyle yöneliyor ve bizim namımıza Muhammed aleyhisselama "salât ve selam" göndermesi için niyazda bulunuyoruz.
Allah Rasulüne salat göndermek noktasında çok hassas, istekli ve iştiyaklı olmak lazımdır. Bir de bilmek lazım ki Peygambere salat göndermekle "Allah ve meleklerinin yaptığı yüce bir işe iştirak etmek" gibi üstün bir amele de nail olmuş oluyoruz.
Allah Rasulü`ne salat getirmek mecburi mi yoksa tercihe mi bağlıdır? gibi kelami bir tartışmaya girmeden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
En sevgili"ye bağlılığımızı ifade etmek açısından gerekli olan bu güzelliği sergilemekle bizler hem Rabbimizi razı etmiş hem de sevaba ulaşmış oluyoruz.
Muhammed aleyhisselama salât ve selam getirme açısından vesileler çoktur. Bizler de bu vesilelere en güzel bir şekilde sarılıp ona dilimiz döndükçe salat ve selam gönderelim inşallah. Son söz olarak da bu vesileleri zikredelim:
1- Ezan sonrası
2- Mescide girerken ve çıkarken
3- Teşehhüd
4- Cenaze Namazında
5- Bayram Namazında
6- Duanın sonunda
7- Cuma günü
8- Cuma Hutbesi
9- İhram halinde
İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Nisan 2013
İbrahim Dağılma