Allah’a hamd ediyoruz. O ki Müslümanların aleyhinde kullanılabilecek bir delilden kâfirleri mahrum bırakmış. Mümin erleri hıfzı ile kâfirlerin, zalimlerin ve münafıkların şerrinden, şeytanın saptırmasından muhafaza etmiştir.
Resul-i Ekrem’e de salat ve selam olsun. Ki bize hakkı da batılı da Allahu Teâlâ’nın emri ile tanıtmış. Hakkın dosdoğru istikametini de batılın saptırıcı yollarını da öğretmiştir.
Resulün âl ve ashabına da kendisinin en büyük yardımcıları oldukları dolayısıyla salat ve selam olsun. Yine aynı şekilde bu yolun destekçileri tüm müminlere de selam olsun.
Allahu Teâlâ’nın ciğerparelerimizi kendi yanına aldığı bir kurban bayramını geçirdik. Şehadetin hâkim rengini verdiği, kanın kılıca galebe çaldığı bir kurban bayramı... Şehadetin ve feda olmanın gücüne şahitlik ettiğimiz gibi, küfrün, cahiliyenin ne kadar vahşileşebileceğini, acımasız ve fırsatçı olduğunu ve bir o kadar da korkak olduğunu müşahede ettik geride bıraktığımız günlerde.
Öyle bir vahşet ki bu vahşetin yerli olduğunu kabullenmek akıl kârı değil… Bu topraklar bugüne kadar sadece devşirmelerin güç kazandıkları dönemlerde nadir olarak şahit edebilmiştir bir vahşete… Bu vahşet ithal bir vahşetti… Onu uygulayanlar da bu, İslam olmuş toprakların düşmanlarının devşirmeleriydi. Vücud kimyamızla uyuşmayan, dışarıdan içimize sokulmuş bir urdu bu vahşetin uygulayacıları ve bu vücut mutlaka bir gün bu uru kapı dışarı edecektir.
Azizlerimize Allah Tebareke ve Teâlâ’dan rahmet diliyoruz. Makamlarının ali olmasını ve hem bize hem de davamıza Allah katında şahitlikte bulunmalarını diliyoruz. Yürekleri yanmış ailelerine, dava arkadaşlarına ve seydalarına Allah’tan sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Allahu Teâlâ onlara ğani ğani rahmet etsin.
Şehadet bir beldeye uğrar da orayı avucunun içine almadan bırakır mı? Rengine büründürmeden, atmosferini değiştirmeden bırakır mı?
Dolayısıyla bu ay dergimizin dosya konusu şehadet ve şehitler üzerine dönüştü. Ama aslında biz aybaşında “cemaatle namazı” ele almayı kararlaştırmıştık. Hem şehadet ve hem cemaatle namaz birbirine mezc oldu bu ayki dergimizde.
Seyda Mehmet Beşir Varol nefsini muhatap alarak şehadete atılmayı coşturan bir yazı kaleme almış. Elinden kaçırdığı şehadet gibi yüce bir mertebenin fırsatının Allah’ın rahmetiyle tekrar kapının eşiğine geldiğini ve bu sefer bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini dile getirirken aslında hepimizin gönlüne tercüman olmuş.
Mehmet Salih Gönül, küfrün insanı nasıl vahşileştirdiğini imanın ise insanı hangi ulvi makamlara taşıdığını nazm şeklinde ele alırken, Zülküf Er şehitler ile ilgili hepimizin duygu ve düşüncelerini aktaran bir şiir kaleme almış.
Şehit Turan’ın ailesiyle yapılan ve hayatını anlatan bir söyleşiyi de inşallah bulacaksınız. Her ay inşallah şehitlerimizi tek tek işlemeye devam edeceğiz inşallah…
Ayrıca Molla Abdulkudüs Yalçın hocamız cemaatle namazın hem hükümlerini ve hem de hikmetlerini selefin değişik âlimlerinin görüşleri doğrultusunda ele alan hadis şerhli bir konu ele almış. Mutlaka okumanız gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca Abdulkadir Turan hocamız da cemaatle namazın İslam’ın şiarı olduğunu detayları ile anlatan sosyolojik bir yazıyı sizlere sunarken, Faruk Hamza da Al-i İmran suresinin 42 ve 43. Ayetleri ışığında Hz. Meryem’e emredilen “rüku edenlerle beraber rüku et” emrinin “Yalnız sana ibadet ederiz” ayetinde pratize edilişini konu alan bir tefsir yazısını sizler için hazırlamış.
Sizleri derginizle baş başa bırakırken, tekrar şehitlerimize Allah’tan rahmet acılı ailelerine, dava arkadaşlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.
Allah’a emanet olunuz…
Editör / İnzar Dergisi – Kasım 2014 (122. Sayı)
Editör