Allah’a hamd ediyoruz. Her halimize karşı… Bela ve musibet olarak algıladığımız bir çok olayın bile rahmetiyle daha büyük facialara karşı bir kalkan olarak çıkardığı için… Resul-i Ekrem’e de sonsuz salat ve selam olsun.
Resul-i Ekrem’in aline de selam olsun başta İmam Hüseyin olmak üzere… ki o ümmetin bir kıyametle karşılaşmaması için kendisini ve ailesini feda etmeyi göze alarak kıyam etmiştir. Aynı şekilde Resulün ashabına ve kıyamete kadar bu davanın yükünü omuzlayan ve omuzlayacak olan bütün müminlere de selam olsun.
İmam Hüseyin’in yarenlerine ve onun mesajını asırlara taşıyan Zeynep misali sadık dostlarına hassaten selam olsun.
Kerbela faciasının yeni bir sene-i devriyesindeyiz. Aslında bayram olarak kutlanması gerekip de bizler için bir matem ayına dönüşen Muharrem’in onunu yani Aşura’yı idrak ediyoruz. Muharrem’in onu ile ilgili çok şeyler yazıldı. Çok mersiyeler ve ağıtlar yakıldı. Şüphesiz İmam Hüseyin ve yarenleri kıyamete kadar üzerine ağıtlar yakılmaya değerdir. Tıpkı hasis bir dünya metaı için Resul’ün ehl-i beytinin körpelerini boğazlayan zihniyetin ve bu zihniyetin sahiplerinin kıyamete kadar lanetlenmeyi hakkettikleri gibi… Şex Abdurrahman-ı Aktepe’nin de ifade ettiği gibi Yezid ve avanesi “ebedi lanet ve takbihlere müstehak olmuşlardır.”
Onlar Resul’ün ehline çok zulmettiler, eziyet çektirdiler. Ama bunların karşılığında pek bir dünyalık da elde edemediler. Ebedi azap ve lanet onların üzerine olsun.
Bu ay yazarlarımız gönderdikleri yazıları ile dosya konumuzun Kerbela faciası olmasını takdir ettiler. Biz de başka bir konu eklemedik. İmam Hüseyin’in kıyamını anlamada önemli katkılar sunacağına inandığımız yazıları sizler için yazdık. İnşallah müfid olur.
Bu bağlamda Mehmet Şenlik hocamız hem Aşura’yı hem Kerbela faciasını ve hem de İmam Hüseyn’i işlemiş. İmam Hüseyn’i ve İmam Hüseyn’in katillerini iyi tanımamız gerektiği ve bu zihniyete karşı takınmamız gereken imani duruş üzerinde durmuş. Abdulkadir Turan hocamız ise; Kerbela Acısı adı altında İmam Hüseyin ve yarenlerine reva görülenleri sıralayarak zihniyetlerini ve bunları reva görenlerin bırakın imanı insaniyetten ne kadar uzaklaştıklarını işlerken önemli bir noktaya temas ediyor. Ehl-i sünnetin de en Şia kadar bu faciayı sahiplenmesi gerektiğini ifade ederken Şia’nın bu faciayı ruhuna uygun olarak ümmet arasında tefrika yaratmak maksadı ile değil tam aksine İmam Hüseyin’in yaptığı gibi ümmeti uçuruma sürükleyenlerin, dini devletin hizmetine sokmaya çalışanların karşısında yer alıp ümmeti birleştirici bir vakıa olarak değerlendirilmesi gerektiği mesajını dillendiriyor.
Zülfikar Fırat hoca da İmam’ın kıyamındaki mesuliyet hakikatine dikkat çekiyor.
Faruk Hamza temenninin açgözlülüğü çağrıştırdığını bunun ise insanın mürüvvetine zarar verdiğini ve temenni eninde sonunda hasedi doğuracağından bir müminin uzak durması gereken bir ahlak olduğunu Nisa suresinin 32. Ayetinin tefsiri ile dile getiriyor.
Mehmed Göktaş hoca ise dünyanın tamamının ne değer ifade edebileceğini dolayısıyla dünyanın hasis bir cüzü için insanın kendisini, vaktini heder etmemesi gerektiğini İmam Gazali’nin Nizamülmülk’e yazdığı mektupla da destekleyerek işliyor.
İstifade etmenizi dileyerek sizleri dergininizle baş başa bırakıyoruz.
Allah’a emanet olunuz…
Editör İnzar Dergisi – Kasım 2013 (110. Sayı)
Editör