Bize mesajlarını muğlak kalmayacak ve akıl nimetine ayan olacak şekilde tebliğ eden resuller gönderdiği için ve bu şekilde insanlığımıza yaraşır, onu muhafaza eden ve onu daha ulvi makamlara ulaştıran hak yola tabi olmamızı sağladığı için kendisinin kendi yüce zatını övdüğü gibi O’na hamd ediyoruz. Şüphesiz biz, O’nu layıkıyla yüceltmekten aciziz.
Apaçık bir tebliğ ile muvazzaf olduğu mesuliyeti bununla sınırlı olduğu halde insanlığa olan düşkünlüğünün tek bir gece dahi rahat uyumasına izin vermediği, insanlığın düşmanlarına karşı verdiği amansız savaşını büyük zaferle taçlandıran ve insanlığın düşmanlarının bizden umut kesmesini sağlayan o büyük Resule de salat ve selam olsun! Allah’ım! Makam-ı Mahmud’u Onun gibi hak eden hiç kimse olmamıştır. Ona Makam-ı Mahmud’u ver. İnsanlığın düşmanlarına karşı verdiği savaşta bir an bile kendisini yalnız bırakmayan Ensar ve Muhacirlerden oluşan ashabına da selam olsun!
Aynı şekilde Ehl-i Beytine hassaten İmam Hüseyn ve onunla beraber Kerbela’da can veren yarenlerine de selam olsun!
“Sana düşen mübin bir tebliğden başka bir şey değildir.” Bu ayet, Hz. Resulullah (SAV)’ın görevini belki tahsis ediyor ama bundan ziyade daha çok ehemmiyet vermesi gereken noktaya işaret ediyor, o da insanlara ulaştırılması gereken “mübin bir tebliğ”dir.
Allah-u Teâlâ’nın bu kadar üzerinde durulmasını istediği davet/tebliğ sorumluluğumuzu hatırlatma babından bu ayın konusu olarak davet/tebliği aldık. Müslümanların davalarını daha çok insana ulaştırmak, dolayısı başta Allah-u Teâlâ’ya sonra insanlığa karşı mesuliyetimizi yerine getirmiş olmak için bin bir türlü güçlüğün göze alındığı dönemlerin geride bırakıldığı şu zamanlarda rehavete karşı bir ikaz olsun diye…
Bu rahat zamanların bir nimet olduğu ve dolayısı ile şükredilmesi gerektiği ve eğer hakkıyla şükrü görmediği zaman her an çekip gidebileceğini hatırlatalım diye…
Başta kendimize, sonra size, sonra bu sözü duyacak herkese, bu sözün ulaşacağı herkese bir inzardır bu.
Unutmayalım! Allah, kolaylık ve zorluk günlerini insanlar arasında döndürüp dolaştırmaktadır. Zorluk günlerinin bereketi ve sevabı vardır, ama Allah muhafaza saptırması da vardır. Kolaylık günlerinin ise sa’yi daha fazla olmalıdır aksi kaydırması daha fazla olacaktır. Her nimet gibi bu nimet de ebedi değildir. Çekip gittiği zaman iyi değerlendirmediğimize hayıflanmayalım, dizimizi dövmeyelim diye bir hatırlatma olsun diye…
Bu amaçla yazarlarımızdan Mehmet Şenlik Hoca bir peygamber mesleği olarak daveti ele alırken Abdurrahim Güneş Hoca ise Nebevi hareket metodunun yeniden ele alınması gerektiğini kaleme alan yazısı sizler için hazırlamış; özellikle peygamber kıssalarını davetçiler için örnek alınamaz bir hale sokan Mekke dönemi ve Medine dönemi kavramlarını eleştirmiş. İstifade edilecek bir konu olduğunu düşünüyoruz. Faruk Hamza Hoca ise tefsir konusu yaptığı Maide Suresi 67. ayeti bu bağlamda ele almış. Abdulkadir Turan Hoca “Davette bulunmamayı sanat edinmek” adıyla peygamber varisliğinin hakikatine ışık tutan izahatlarda bulunmuş.
Ayrıca özellikle ifade etmek istediğimiz husus ise Mehmet Beşir Varol Hoca’mızın üçüncüsünü kaleme aldığı “Tekfirde İhtiyat ve Selametli Duruş” adlı konudaki her üç yazısının da tekrardan beraber okunmasında fayda olacağını düşünüyoruz. Zira İmam İbn-i Teymiyye’ye kendilerini isnad ederek o büyük imamdan hiçbir delil getirmeden neredeyse bütün ümmeti cehennemlik addetme hastalığını tedavi açısından büyük yararlarının olacağına kanaat getiriyoruz.
Sizleri derginizle baş başa bırakırken istifade etmenizi umuyoruz. Davamızın sonu, Rabb’ul âlemin olan Allah’a hamd etmektir.
Editör/ İnzar Dergisi - Aralık 2013 (111. Sayı)
Editör