Düşüncükçe
Bir çöle giriyorum.
Uçsuz bucaksız
Vahaların, suların ve hatta
Serapların bile görülmediği bir çöl
Sarı bir kayboluş
Beyaz bir ölüm
Ve koyu isyanlar dışında…
Düşündükçe
Bir labirent oluyor her yer.
Karışık ve çözülmeyen
Ukdeli sırlarla süslü.
Akla durgunluk veren
Yani bâtıni
Çözemedikçe
Eriyorum.
Düşündükçe
Bir uçurum kenarındayım.
Karşıya giden tek yol
Dökük bir asma köprü.
Arsız rüzgârların
Sağa sola savurduğu
Bir ikilem, bir korku…
Yürüsem mi?
Bilmiyorum.
Düşündükçe
Bir denizin orta yerindeyim.
Yorgun, bitkin ve mecalsiz.
Bir gemi geçiyor yanımdan
Halatlar uzatılıyor.
Lakin
Çıkarılmaksa maksat
Bir hut gönderin!
Bugün Yunusun
Ödenmemiş borcuyum!..
Düşündükçe
Bir zaman arifesindeyim.
Nuh’a tufanı
Lut’a taş yağmurunu
Salih’e sayha musahhar eden bir zaman
Ve baktıkça
Korkuyorum.
Düşündükçe
Bir bereketli topraktayım.
Ekinlerin Biçildiği…
Yani,
Rüzgâr ekildiğinde fırtına
Fena ekildiğinde,
Bekanın biçildiği bir toprak…
Yüreğimden bir parça ekiyorum.
Yeşerip tomurcuklanıyor.
Çiçek çiçek açıyor tüm sırlar.
Üstüme çöreklenen bu acı
Ruhumu dar eden sancı bitiyor.
Dörtnala koşuyor bir at.
Düşlerimin
Sınırsız düzlüklerinde
Ağlıyorum.
Ve düşündükçe
Bir ricat son buluyor.
Şaha kalkan secdelerde
Bir güvercin kıpırdayıp duruyor.
Gülümsüyorum…