Çoğumuzun çocukluk korkusudur öcüler. Özellikle evde misafir varken sesimizin çıkmaması ve erkenden uyuyup; koyu sohbetleri bölmememiz için kullanılan korkutma araçlarıydılar.
M. Salih Gönül
Çoğumuzun çocukluk korkusudur öcüler. Özellikle evde misafir varken sesimizin çıkmaması ve erkenden uyuyup; koyu sohbetleri bölmememiz için kullanılan korkutma araçlarıydılar. Tabi dillere göre isimleri değişirdi bunların. Kâbus derdi annemiz babamız. Hani teknoloji ilerledikçe, bilim geliştikçe bazı şeyler de değişik ve farklı özellikler kazanır. Öcülük de farklı boyutlar kazanmaya başladı. Oynadığı dizi ve filmlerde canlandırdığı öcü karakterlerinden fazlasıyla etkilenen bir öcü görünümlü tarafından. Neymiş efendim? Başörtülüleri görünce öcü sanıyormuş. Belki korkuyor bile. Allah bilir ya gece rüyasında görse, en kötü karabasan olur onun için. Aslında hiç de garipsenecek bir durum değil, yıllarca memleketin medeniyet seviyesini kadınının etek boyu ile ölçen bir zihniyet için.
Batı uygarlığının medeniyet çıtasını yakalamak için olmadık taklalar atan ve bunları şeref addeden bu zihniyet değil miydi? Kendini güvercin sananların bir avuç yem için taklacı güvercinleri bile sollaması nasıl izah edilebilir ki başka. Aslında öcü değil; soluğundan alev fışkırtan ejderhalardan bile tehlikeli görürler başörtüsünü. O simsiyah bez parçası. Aman Allah`ım nedir bu bezlerden çektiğimiz. Ya bembeyaz olup adına kefen denir; ya simsiyah olur başlara örtülür. Her ikisi de ürkütücü her ikisi de korkutucu. Yahu hiç mi şöyle şen şakrak bir şeyler olmaz bunlarda. Her şeylerine işlemiş gericilik her şeylerine. Kat kat kabuğu olan soğan gibi kat kat giyinirler. Gözleri bile görünmez. Soğan... Evet, evet soğan gibi. Güzel bir benzetme. Lakin soyulmuş soğanın ortalığa yaydığı kötü kokuyu hesap etmez bu soğan beyinliler. Yıllarca kokladıkları o kötü kokuya o denli alışmışlar ki özümsemişler adeta. Başkalarının rahatsız olup olmadığını da pek umursamazlar. Evlerinde eşek yüküyle kitap bulundurup, eşeğin bile söylemekten imtina edeceği sözleri söylerler bu kitap sahipleri. Ne diyelim
“Ne hallere düştük ey gazi hünkâr
Eşek vezir olmuş katır defterdar” sözünden başka.
Öcülere dönelim konuyu fazla dağıtmadan. Hani ekranlarda görünüp Allah daha iyi bilir ama ayna karşısında kendinden daha güzelini soran öcü avcısına. Senin bir de karşı cinsin vardı. Bir zaman minik kız çocuklarının başörtüsüyle okudukları ilahileri devlete karşı söylenmiş savaş çığırtmaları diye duyan. Bununla yetinmeyip muhtıralar yazan. Yani yalnız değilsin. Bilmem neyin düşünemeyen derneklerinde fosil olarak kalsalar da yaşayan birkaç dinazor var hala. Ve bir de çağdaş öcülerimiz var. Bu öcü avcılarından daha tehlikeli. Saçlarının birkaç telini örttükten sonra geri kalanı denize nazır boğaz manzarası gibi sergileyen yarı çağdaşlar. Gerçi bunlar tam öcü sınıfına girmeseler de, öcülük kavramına yeni bir renk katmaktalar. Çağdaş öcüler. Her neyse... Bu hamur çok su götürür. Ne kadar yazsak o kadar fazlalaşır eksileceği yerde. Bari biz sözü hamd ile bitirip ayrılalım.
Allah’a emanet olun.
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Aralık 2012 (98. Sayı)
Batı uygarlığının medeniyet çıtasını yakalamak için olmadık taklalar atan ve bunları şeref addeden bu zihniyet değil miydi? Kendini güvercin sananların bir avuç yem için taklacı güvercinleri bile sollaması nasıl izah edilebilir ki başka. Aslında öcü değil; soluğundan alev fışkırtan ejderhalardan bile tehlikeli görürler başörtüsünü. O simsiyah bez parçası. Aman Allah`ım nedir bu bezlerden çektiğimiz. Ya bembeyaz olup adına kefen denir; ya simsiyah olur başlara örtülür. Her ikisi de ürkütücü her ikisi de korkutucu. Yahu hiç mi şöyle şen şakrak bir şeyler olmaz bunlarda. Her şeylerine işlemiş gericilik her şeylerine. Kat kat kabuğu olan soğan gibi kat kat giyinirler. Gözleri bile görünmez. Soğan... Evet, evet soğan gibi. Güzel bir benzetme. Lakin soyulmuş soğanın ortalığa yaydığı kötü kokuyu hesap etmez bu soğan beyinliler. Yıllarca kokladıkları o kötü kokuya o denli alışmışlar ki özümsemişler adeta. Başkalarının rahatsız olup olmadığını da pek umursamazlar. Evlerinde eşek yüküyle kitap bulundurup, eşeğin bile söylemekten imtina edeceği sözleri söylerler bu kitap sahipleri. Ne diyelim
“Ne hallere düştük ey gazi hünkâr
Eşek vezir olmuş katır defterdar” sözünden başka.
Öcülere dönelim konuyu fazla dağıtmadan. Hani ekranlarda görünüp Allah daha iyi bilir ama ayna karşısında kendinden daha güzelini soran öcü avcısına. Senin bir de karşı cinsin vardı. Bir zaman minik kız çocuklarının başörtüsüyle okudukları ilahileri devlete karşı söylenmiş savaş çığırtmaları diye duyan. Bununla yetinmeyip muhtıralar yazan. Yani yalnız değilsin. Bilmem neyin düşünemeyen derneklerinde fosil olarak kalsalar da yaşayan birkaç dinazor var hala. Ve bir de çağdaş öcülerimiz var. Bu öcü avcılarından daha tehlikeli. Saçlarının birkaç telini örttükten sonra geri kalanı denize nazır boğaz manzarası gibi sergileyen yarı çağdaşlar. Gerçi bunlar tam öcü sınıfına girmeseler de, öcülük kavramına yeni bir renk katmaktalar. Çağdaş öcüler. Her neyse... Bu hamur çok su götürür. Ne kadar yazsak o kadar fazlalaşır eksileceği yerde. Bari biz sözü hamd ile bitirip ayrılalım.
Allah’a emanet olun.
Mehmet Salih Gönül / İnzar Dergisi – Aralık 2012 (98. Sayı)
M. Salih Gönül