Bazı günahlar, kendi sınırları içinde başlar ve biter, istisnai durumlar dışında başka günahlara yol açmaz.
Bazı günahlar ise asla kendi başına kalmaz, başka günahlara yol açar, nihayetinde sahibini günah bataklığına götürür, toplumsallaştığında ise toplumu bir bütün olarak batırır.
Yalan, bu ikinci kısım günahlardandır; asla sınırları içinde yaşanıp sonlanmaz, mutlaka başka günahlara kapı olur, nihayetinde sahibini “kazib (yalancı)” yapar. Bu günahın yayıldığı toplumlar gelişmez, aksine batmaya mahkûm kalır.
Toplumlar, pek çok günaha rağmen maddi kalkınma içinde olabilirler. Ama yalanın yayıldığı bir toplum asla maddi kalkınmasını sürdüremez.
Hâlihazırdaki dünya gerçeğine bakıldığında da yalanı kınayan ve kendisinden uzak tutan toplumların kâfir ve günahkâr bile olsalar kalkınabildikleri, buna karşı yalanla arasına mesafe koymayan toplumların Müslüman ve pek çok günahtan uzak bile olsalar geri kaldıkları görülecektir.
Bu yönüyle yalan, sadece manevi bir günah değildir, aynı zamanda toplumsal bir suçtur, toplumun geri kalmasına yol açan bir düşmandır.
Zira malum olduğu üzere yalan sade bir ifadeyle “doğruluğun karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, sözün vâkıaya uygun olmaması” diye tanımlanır. Ama,
-İftira
-Emanete ihanet
-Aldatma
-Malın kusurunu saklama
-Eksik tartma
-Haksız eleştiri
gibi günahlar da yalanla doğrudan veya dolaylı olarak ilgilidirler. Bunlar bir araya geldiğinde toplumsal güvenin temeli dinamitlenir, toplumsal bağlar kopar, toplum arasında didişme ve düşmanlık başlar. Nihayetinde toplum, kalkınmasını sağlayacak ittifak enerjisinden yoksun kalır.
Bir toplum düşünün ki,
-İftira günlük bir vaka hâline gelmiş…
-Emanete sadakat ayaklar altına alınmış…
-Fırsatını bulan birbirini aldatıyor.
-Çürük mallar sağlam diye satılıyor.
-Teraziler, sizi yanıltıyor.
-Kişi doğru işler de yapsa yanlış yapmış gibi eleştiriliyor.
Böyle bir toplumda ittifakın alt yapısını oluşturan muhabbet, dayanışma, kaynaşma olur mu? Böyle bir toplumda aile bağları güçlü kalır mı? Diğer toplumlar, böyle bir toplumla büyük ticari faaliyetler içinde bulunur mu? Böyle eleştirici bir toplumda büyük adamlar, önder şahsiyetler yetişir mi?
Yalan bir zaafiyettir, güçsüzler yalana başvurur, denir. Dünyanın geri kalmış toplumlarının dindar olsalar dahi yalana başvurmaları, zayıf olmaları ile ilişkilendirilir. Örneğin, İslam dünyasının ekonomik olarak geri kalmış kesimlerinde yalanın yaygın olması bununla açıklanır.
Yalanı güçsüz toplumlar açısından meşrulaştıran bu yaklaşım, ilk anda doğru gibi görünse de hatalıdır, durumu tam zıddıyla izah etmektedir:
Toplumlar güçsüz oldukları için yalan söylemezler, yalan söyledikleri için geri kalmışlardır.
İslam, yalanı şiddetle reddeder. Bu günahı, İhyâ'u Ulmû'id-Din’de Afati’l-Lisan (lisanın afetleri) arasında anlatan Gazzali, onun İslam’da reddedilişiyle ilgili şu hadis-i şerifleri aktarır:
“Ebû Hureyre Hz. Peygamberden şöyle rivayet ediyor:
Üç haslet vardır kimde bulunursa o oruç da tutsa, namaz da kılsa ve ben Müslümanım da dese yine münafıktır:
Dr. Abdulkadir Turan
- Konuştuğu zaman yalan söylerse
- Söz verdiği zaman sözünü yerine getirmezse
- Emîn sayıldığı zaman hainlik yaparsa”
- Konuştuğu zaman yalan söylerse
- Söz verdiği zaman cayarsa
- Ahdettiği zaman hile yaparsa
- Başkasıyla cedelleştiği zaman yalan uydurursa”
- Sadakasıyla minnet eden (başa kakan)
- Yalan yemin ile malını satan
- Kibir ve gururdan ötürü eteğini yerlerde sürükleyen.”
- Sizden birisi konuştuğu zaman yalan söylemesin.
- Söz verdiği zaman sözünden dönmesin.
- Emin sayıldığı zaman hıyanet etmesin.
- Gözünü haram bakıştan korusun.
- Tenasül uzvunu zinadan korusun.
- Ellerini zulümden uzak tutsun.”
Dr. Abdulkadir Turan