İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Değişen Gençlikte Dijital Bağımlılığı ve Hedefsizlik

2021-12-20
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İnsan, fıtratı gereği değişime açıktır. Zamanın geçmesiyle insan, üretimler gerçekleştirerek yaşamını değiştirir. Ardından üretimlerinden etkilenerek kendisi de değişir. Bu, Sünnetullah’ın gereğidir. Fakat bu genel gidişat içindeki değişimin yanında insan, başka insanlarca da değişime yönlendirilebilir, zorlanabilir. Bu durumda insan, beşer tarafından planlanmış bir değişime maruz kalır. Müslüman, insanın değişim gerçeğine duyarsız kalamaz. O, Sünnetullahı anlamaya herkesten daha müstahaktır; değişimi yok sayamaz. Ama Müslüman, değişime teslim de olmaz. Değişime kendi iradesini katar, değişime öncülük eder. O, bu konuda insanlığın önderidir. İnsanlığın değişimini doğru yönde yönetmekle mükelleftir. Müslümanın vazifesini ihmali neticesinde değişim kendisi dışında yol almışsa ona düşen, değişimin peşine düşmek değil, değişimi kontrol altına alarak doğru bir çizgiye yöneltmektir. Bu yönüyle Müslüman, üretimler açısından değişimin önünde durup değişimsiz bir hayat dayatmaya çalışmaz. Aksine değişimi bizzat sağlar, kontrol eder ve Sıratelmüstakim üzerinde yönlendirir. Müslümanlar, son üç yüz-dört yüzyılda üretimler bağlamında değişimin öncülüğünü dış güçlere kaptırdılar. O güne kadar değişim ya kendileri tarafından gerçekleştiriliyor ya da nihayetinde onlar tarafından kontrol altına alınıyordu. Sonraki dönemde ise değişimin öncülüğü Avrupa’da oluşan Yahudiler ve Seküler Batılıların oluşturduğu kampa geçti. “Batı” dediğimiz bu kampın değişimle ilgili en mühim tutumu; değişimi, toplumları insanî yönlerinden koparıp yeni tip bir köle hâline getirmektir. Ona kapılan, özgürlüğe doğru gittiğini düşünürken köle tüccarlarının kapanına giren çocuklar misali tuzağa düşer ve adı konmamış bir köleliğe mahkûm olur. Özellikle II. Dünya Savaşı’nda Batı’nın tükenme noktasına gelmesiyle Batı, dünyada değişimin kontrolünü kaçırma endişesine kapıldı. Buna karşı çok kapsamlı projeler geliştirdi. Bu projelerle, yeryüzünde adeta manifaktüre (üretilmiş) yapay bir küresel insan tipi türedi. Bu küresel insan tipi üretiminin ana gayesi, Batı’nın yeryüzü tahakkümünün sürdürülmesidir. İnsanlar yaradılışları gereği kuşak kuşak yaşarlar. Batı, II. Dünya Savaşı sonrasında bu kuşaksal yapıyı sosyolojinin verdiği imkânlarla araştırıp irdeledi, kontrol altına alma yöntemlerine başvurdu.  Bunun yanında yapay kuşak üretimlerine yöneldi. Bu çerçevede Batılı araştırmacılar, kuşakları kendi sosyolojileri ve öngördükleri küresel sosyoloji doğrultusunda genel olarak şöyle sınıflandırırlar: Geleneksel Kuşak: 1925- 1945 arası doğumluların oluşturduğu kuşaktır. “Sessiz Kuşak” veya “Savaş Kuşağı” denir. Bu kuşağın ruh hâli ve tutumlarına ebeveynlerinin savaş yorgunu olması, 1929 ekonomik buhranı ve II. Dünya Savaşı’nın belirlediği düşünülür. Batı, I. Dünya Savaşı’ndaki kayıplarının etkisiyle büyük bir nüfus kaybına uğradığı için bu kuşağı, son yüzyılın nüfusça en küçük kuşağı olarak kabul eder. Onların işsizlik, kıtlık ve kemer sıkma politikaları ile şekillendikleri düşünülür. Bebek Patlaması Kuşağı:
  1. Dünya Savaşı sonrası kuşaktır. II. Dünya Savaşı’nda iç savaş yüzünden yok olma tehdidi yaşayan Batı’nın nüfus artışına yönelmesiyle ortaya çıkmış kuşaktır. “Sandviç Kuşağı” denen bu kuşağın azla yetinme ve sınırsız çalışma azmine sahip olduğu varsayılır. Batı’nın ideolojik vaatlerine kapılmış ve o vaatlerini gerçekleştirmek için sorumluluk yüklenmiş, 67 Kuşağı örneğinde olduğu gibi o ideolojik beklentiler uğruna mücadele etmeyi göze alan, o uğurda kavga etmeyi hatta ölmeyi mukaddes sayan bir kuşak.
X Kuşağı: 1965-1979’lu seneler arasında doğanların oluşturduğu kuşak olarak kabul edilir. Çoğunluğu çalışan ebeveynlerce şımartılmış kuşak olarak düşünülür. Bu kuşağın mensuplarının “Neden Ben?” kuşağı olarak kabul edilebileceği söylenir. Aslında bu, Batı’da ideolojik dönüşümün iflasının ayak seslerinin duyulduğu günlerin kuşağıdır. Batı’nın ideolojik vaatleri, onların ebeveynlerinin hayatlarını söndürmüş, lakin hayatı anlamlandıramamıştır. Bunun için ideolojik yaklaşımlara kapalılar. Düşünce, iş-aile hayatını dengede tutarlar. Sorumluluk almaktan kaçarlar. Sabırsızdırlar. Ödüllendirmeyi severler. Kolay mutlu olmazlar. Sürekli şikâyet etmeyi alışkanlık edinmişlerdir. Y Kuşağı: 1980 ile 1989 yılları arasında doğanları kapsamaktadır. Yine çoğunluğu çalışan ebeveynlerce yetiştirilen ama çocuk sayısının iyice azaldığı ve ebeveyn yaşının iyice yükseldiği günlerin kuşağıdır. Kendileri olarak yetişmiş olmaktan öte, ebeveynleri gibi yetişmeye zorlanmış bir kuşaktır. Ebeveynleri, onların hem gereksinimlerini karşılar hem eğitimlerini yönlendirir. Bunun için ebeveynlerine “Helikopter Ebeveynler” denir. Bu kuşağın, bir önceki kuşaktan en önemli farkı, teknolojiye yatkın olması kabul edilir. Hızlı tüketmeye meyilli olmaları, girişimcilikleri ve bireyselliğe yatkınlıkları diğer belirgin özellikleridir. Z Kuşağı: 2000 ve sonrasında doğan, diğer bir ifadeyle 21. yüzyılda doğan kuşaktır.  Teknoloji kuşağıdır. Kendilerinden önceki kuşak, bir tür dijital göçmeni, yani teknolojiyi sonradan tanımış kabul edilirken bu kuşak “dijital yerlileri” olarak kabul edilir. Bunlar anadilleri teknoloji olan çocuk ve gençler olarak düşünülür. Bilgisayar ve akıllı telefonlarla büyümüşlerdir. Konuşmaktan çok sosyal medya üzeri yazışmayı seçerler. Yazıdan çok görsellik ve grafiklere yatkınlar. Paylaşımlarını sosyal medya üzerine yaparlar, bunun için kendi ortamlarında güleç görünmekle birlikte içlerine kapanıktırlar. Açık konuşurlar, kendilerine aşırı bir özgüvenleri vardır, kibirli iken alçakgönüllü görünürler. Kuşak Adlandırılmaları Ne Kadar Gerçekçi? Yukarıdaki sınıflandırmaya göre Türkiye nüfusunun yüzde seksen ikisi harfli kuşak sınıflandırmaları içinde yer alıyor. Bunun yüzde 32’sini Y, yüzde 31’ini Z kuşağı oluşturuyor. Bu da toplam yüzde 63 gibi çok ciddi bir rakam yapıyor. Ne var ki bu kuşak sınıflandırmaları tamamen Batı sosyolojisine, yani Batı toplum yapısına göre yapılmıştır ve bunun bizim sosyolojimize olduğu gibi tercümesi büyük bir hatadır. Biz, kitlesel çalışan ebeveynler çağına daha yeni geçiyoruz. Annesiz-babasız büyüyen, ilk kitlesel kuşağımız henüz yetişme çağında. Toplumun önemli bir kesimi ise dünyadaki tecrübeye bakarak bu annesiz babasız çocuk yetiştirme tarzına karşı koyuyor. Dolayısıyla bizim çalışan ebeveyn çocuklarının oluşturduğu kuşaklar da Batı’nın kuşaklarına benzemeyebilir. Sosyolojik verileri, tercüme ederek başka toplumlara uyarlamak, kanunları bile tercüme edip başka toplumlara uygulamaktan daha risklidir, korkunç sonuçlara yol açar. Ama ortada iletişim imkânlarının artmasıyla özellikle gençlik bağlamında küresel bir sosyolojinin oluşması gibi bir tehdit de söz konusudur. Telefon ve tabletlere kapanan gençler, sosyal ilişkiyi yüz yüze değil, ekranlarda arıyorlar. Fiziken oynamaktan çok, ekran oyunlarına merak salıyorlar. Kendilerini gerçek başarılar ile ispatlamaktan öte, sanal oyunlarında düzey atlamakla ispatlamaya çalışır, onunla övünürler. Sosyal ilişkilerinin zayıf olması onları duyarsızlaştırmış ve bencilleştirmiştir. Hedefleri sanaldır. Bunun için toplumla ilgili bir hedefleri yoktur.  Başka bir ifadeyle hedefsizlik, bu telefon ve sanal oyun bağımlısı gençliğin karakteristik bir özelliğidir. Gençlik Bu Hâle Nasıl Geldi? Gençlik kendisini oluşturmaz, kendisinden önceki kuşaklar tarafından oluşturulur. Bu sanal alem bağımlısı gençliğin bir yanı Batı düşüncesi ve Batı üretimlerinin ve bir neticesidir, diğer yanı Batı’nın hedefsiz bir insanlığı kendi güvenliği açısından ideal bir insanlık olarak görüp üretmeye kalkışmasının bir neticesidir. Sadece “sanallık” diyebileceğimiz, “sanal bağımlılığı” yeni bir uyuşturucu türüdür. Eğlence ve uyuşturucu Batı’da toplumun üst kesimlerini zevklendirmek ve alt kesimlerini yatıştırmak için kullanıldığı gibi, sanallık da küresel düzeyde toplumları yatıştırıp uyuşturmak için, eyleme geçmemek, geleceğini değiştirmekten aciz kalmak için kullanılmaktadır. Bu, insanı özgür görünen köleler konumuna düşürme projesinin bir devamıdır. Batı, insanı önce zevkle (hazla) bütünleştirilmiş ideolojiler yani fikirle aldattı, sonra zevki ideolojinin önüne koydu, zevkin yanına ideolojiyi verdi. İnsan, her bir aşamada bir miktar daha tükendi. İnsan, zevk dünyasında önce, yapısında var olan ortak zevkten uzaklaştı. Kendi olarak zevke yöneldi. Son noktaya gelindiğinde ise zevkten de zevk almayan bir insan tipi türedi. İnsan, önce toplumsal hedeflerden koptu, bireyselleşti, bencilleşti, kendisini başkalarından hep öncelikli gördü. Ama Batı, insanı materyalistleştirdikçe insan bencillikten de keyif almamaya, kendisi içinde çalışmanın anlamsızlığına inanmaya başladı. Bu kez her tür hedeften kopmaya başladı. Dedeler, kendilerini toplum uğruna feda ettiler. Babalar, sadece kendi çıkarlarını düşündüler. Oğullar ve kızlar ise bugün kendileri için çalışmayı dahi anlamsız buluyorlar. Dede, toplum için çok yorulurdu, baba kendisi için çok yoruldu; oğul kendisi için bile yorulmayı anlamsız buluyor, aylaklaşıyor. Dede kendisini zevk konusunda asgari ve meşru noktada tuttu, baba kendi zevkine yöneldi, oğul kendi zevkini dahi bulamıyor, hayattan hiç zevk almıyor. Bunun için bir hedef de edinemiyor. Öte yandan, insanın sağlıklı büyümesinin koşullarından biri de sağlıklı bir bilgi disiplinidir. İnsan, bilgileri bir düzen içinde öğrenip davranışlara dökerse aksaklıkları da bir düzen içinde tashih edilirse sağlıklı büyür. Halbuki teknolojinin gelişmesiyle dijital telefon ve tabletler, birbiriyle ilgisiz, insanların yaş ve konumlarıyla ilgili olmayan bilgileri yığın hâlinde yüklerler. Bu bilgi bombardımanı; kafa karışıklığı ve bunalımlarına, kişilerin kendileriyle ilgili olmayan bilgilerle ilgilenip çevrelerinden kopmalarına, gereksiz bilgilere yönelip hedeflerinden sapmalarına ya da hedef kavramını tamamen unutmalarına yol açabilmektedir. Çözüm Ne Olabilir? Dikkat edilirse anlattıklarımız çok şükür ki genel olarak bizi yansıtmıyor. Müslüman toplum, kısmen bu noktada değil. Lâkin bu noktanın kapımıza dayandığı da bir hakikattir. Üstelik, biz sadece kendimizi düşünemeyiz. Biz o noktaya düşmemişsek bile insanlığın, insanlık iktidarını istila eden ve artık bu istilayı öze kadar taşıyan Batı’nın eliyle tüketilmesine duyarsız kalamayız. Müslüman olmak, salt kendi sorunuyla ilgilenmeyi değil, bütün insanlığın sorunları ile ilgili olmayı gerektirir. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: 'Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardım eden yolla' diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Sûresi, 75) Biz, bu ilahi buyruğun muhataplarıyız ve eski insan kılıç zoruyla batıl dinlere yönlendiriliyordu. Dünün insanı zevke batırılmış kalemle (arzulara yönelten ideolojilerle) aldatıldı. Bugünün insanı zevk denizindeki sanallıkla aldatılıyor ve bu deniz, insanı eğlendirir gibi görünürken boğuyor, tüketiyor. Yaşadığımız felaket, Batı istilasının bütün yönlerinin buluşup teknoloji üzerinden bize yönelmesinin bir karşılığıdır. Teknoloji bir imkândır; sanallık ise bu imkânın insan aleyhine kullanılmasıdır. Teknoloji, bugünün gerçekliği içinde yararlanılacak bir nimettir, sanallık mücadele edilecek bir saldırıdır. Bu çerçevede, Öncelikle İslam, cemaat hâlinde, topluluk olarak yaşanır. Topluluğumuzu oluşturmadan, bir topluluk içinde yer almadan İslâmî bir yaşam kurmak mümkün değildir. Bu koşulu yerine getirmeyen herkes, bugünün dünyasında saldırılara daha çok açıktır. Bununla birlikte, çocuklarımızı sağlıklı bir bilgi disiplini içinde büyüteceğiz. Batı’nın materyalist akidesinden koruyacağız, daha bebek iken onlara İslam’ı öğretmeye başlayacağız, bir yaşa geldiklerinde ise onları Batı’nın eski ve yeni ideolojik ve zevksel saldırıları karşısında fikren donatacağız. Onları paylaşıma alıştıracağız. Sosyal ilişkilerinin geliştirilmesine çocukluktan yöneleceğiz. Bunun için mutlaka bizim gibi inanıp yaşayan ailelerle buluşup onların çocukları ile ortak yaşam zamanları oluşturacağız. Bu, onları hem sanallıktan kısmen korur hem onları benzerleri ile birlikte hareket etmeye sevk eder. Gençlik çağına geçen çocuklarımızı ise imkanlar el verdikçe evlendireceğiz ve evlilikte birlikte sorumluluk yüklenmenin, birbirinin derdine katlanmanın maddi hazdan önce geldiğini onlara kavratacağız. Ama en çok şunu bileceğiz ki biz Batı saldırıları karşısında çaresiz değiliz, önlem alamayacak, kılıçlara teslim olan acizler gibi teslim olacak iradesiz varlıklar değiliz. Bu noktaya düşersek Allah’a isyan etmiş oluruz, Onun yardımından mahrum kalırız. İrademize ve önlemlerimizin gücüne inanırsak değişimi kontrol altına alır ve müspet bir değişimin öncüsü oluruz. Zira Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür.  
Dr. Abdulkadir Turan

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS