Farkında mıyız, bilmiyorum. Değerini bilmediğimiz, değer vermediğimiz; kaybedilince gözümüzde kıymet kazanan o kadar şey var ki. Aynen kel ölür sırma saçlı olur deyimi de bir şeyleri kaybettikten sonra gözümüzde kıymet kazanmaya başladığını anlattığı gibi. Hz. Peygamber –salallahu aleyhi vesellem-‘in “Beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini biliniz” hadisi bu konuda insanoğluna yapılmış bir uyarıdır. Zaman, sağlık, gençlik, zenginlik ve hayat kıymetlerini bilmemiz gereken nimetlerin başında gelenlerdir.
Fakat değineceğim mevzu bunlar değildir. Dünya hayatının meyvesi, mutluluk ve saadetin nüvesi, dünya imtihanının bir yüzü olan ve geleceğimiz olan çocuklardır. Geleceğimiz, umudumuz, dünya ve ahiretimizi onlara göre inşa ettiklerimizdir. Daha doğrusu dünya ve ahiretimiz onlara olan yaklaşımımız, onlara verdiğimiz eğitim üzerine inşa olunuyor. Arkasında salih bir evlat bırakanın öldükten sonra da amel defterinin kapanmaması da buna işaret etmiyor mu? Peki, çocuğu ona isyan etmeden çocuğuna güzel bir ahlak ve eğitim vermeyerek çocuğuna isyan eden valideyne ne demeli? Bugün çocuklarından ve yeni nesilden şikayetçi bizler, Hattab’ın oğlu Ömer –Allah ondan razı olsun- yaşasaydı ve şikayetlerimizi ona arz etseydik. Çocuklarınız size isyan etmeden siz çocuklarınıza isyan etmişsiniz deyip bizi azarlamayacak mıydı?
Nasıl ki kendileriyle iftihar edip övündüğümüz, öldükten sonra da hayır hasenat hanemize artılar gönderen evlatlarımız bizim semeremiz oldukları gibi kendileri için “atsan atılmaz, satsan satılmaz” denilen güya şikâyetçi olduklarımız da bizim semeremizdir. Yani memnun kaldığımız ve şikâyetçi olduklarımızla çocuklarımızla beraber tüm yeni nesil bizim gerçekliğimiz, meyvemiz, eğitimimizin neticesidir. Evlatlarımızın ve yeni neslin ahlakından, edebinden, dine olan yaklaşımından rahatsızsak, şikâyetçiysek iğneyi bile onlara batırmadan önce çuvaldızı kendimize batıralım. Mevcut durumdan dolayı birilerini şikâyet edeceksek kendimizi kendimize şikâyet edelim. Çocuğumuzda olan süflilerin kökenini tespit etmek için kendimize dönmemiz gerekir, acaba o rahatsız olduğumuz, şikâyetçi olduğumuz davranışlar köken olarak bize dayanmıyor mu? diye. Çünkü ilkokuldan önce bir okul var ki o da çocuğun evidir. Çocuklarımızın rol model görüp örnek aldığı ilkokuldaki ilk öğretmenlerinden önce evdeki ilk öğretmenleri olan valideyndir. Demek çocuklarımızın şikâyetçi olduğumuz yanları bir: köken olarak bizde de bulunabilir, çocuklarımız bizi örnek alarak aynı yanlışı yapıyorlardır. İkincisi: çocuklarımıza yanlış eğitim vermemizden dolayı o istenmeyen davranışlara sebebiyet vermiş olabiliriz.
Netice olarak çare, kendimizi eleştirmektir, kendimizi sorgulamaktır.
Ondan sonra dinimizin çocuklarımıza kazandırmamızı istediği öncelikleri belirleyelim. Mesela, doğruluk… Dinimizin bizi ve çocuklarımızı sakındırdıklarını da belirleyelim. Mesela, yalan söylemek…
Bunun akabinde çocuklarımıza dönelim. Onları gözlemledikten, iyice tanıdıktan sonra eksiklik ve yanlışlara beraber son verelim. Bunları yaparken çocuklarımızı hesaba katalım, isteklerini göz önünde bulunduralım. Çocuklarımız bize isyan etmeden kalplerinden tutalım. Kalplerinden tutmanın, kalplerini kazanmanın, onları salih bir evlat kılmanın yolu; Hz. Peygamber –salallahu aleyhi vesellem-‘in kılavuzluğunda “kendi yetiştiğimiz zamana göre değil onların yetiştiği zamana göre eğitelim.” Her “insan kendi çağının çocuğudur”, unutmayalım. Kıyamete kadar amel defterlerine hayır hasenat yazılanlardan olmak temennisiyle Allah’a emanetsiniz.
Mustafa Canan / İnzar Dergisi - Ağustos 2013
Mustafa Canan