CENNET
Allah’ın kullarına mükâfat olarak vaat ettiği yere “cennet” denir. Cennet, saklı gizli yer ve bahçe demektir. Neden cennete bu isim verilmiştir? Çünkü cennet her an sürprizlerin olduğu yerdir. Eğer cennet bu vasıfta olmasaydı sonu ve sınırı bilinirdi. Bu da insanları sıkardı.
Kim bu dünyada mana ve sır âleminden beslenirse cennet gibi sürprizler ortaya koyar. Her sürpriz ayrı bir haz ayrı bir heyecandır. Sürprizleri ve heyecanları biten kimseler cinnet getirir. Bu manada cennet, cinnet getirmenin zıddıdır.
ADN CENNETİ
Peygamber (sav) “insanlar madenler gibidir” (Buhari, Müslim) buyurmuştur.
Maden, yer kabuğunun bazı bölgelerinde bulunan, ekonomik yönden değer taşıyan minerallerdir. Adnan ismi de madenden türemedir.
Cennetin bir ismi de Adn cennetidir(Nahl:31) Yani madenler cennetidir. Neden cennete bu isim verilmiştir? Çünkü buraya girenler madenlerinin hakkını vermiş, fitnelere kanmamış, zorluk ve stres testlerini, ayar testlerini başarıyla geçmiştir.
Madenler dünyada medeniyet inşa etmenin en önemli materyalleridir. İnsanlar alet ve edevatı madenler sayesinde elde ediyor. İnşaat, sanayi, teknoloji madenlerle vücut buluyor. Ekonomi için de kıymetli madenler temel teşkil ediyor. Hâsılı ne olursa olsun madenler değerlidir. Sadece sahte olanları, kalp olanları değersizdir.
Dünyada Adn cenneti misali güzel yerlerin olması için madenlerin ölçülü, insaflı ve yerinde kullanılması gerekir. Sahteciliğin ve açgözlülüğün olmaması gerekir. Ama daha önemlisi her insanın kendi madenine, kıymetine ve ayarına uygun yerde yerleştirilmesi ve istihdam edilmesi gerekir. Madenlerin iletken olanı var olmayanı var. Metali var ametali var. Ve insanlar da böyledir. İletmesi gerekeni iletenler tutması gerekeni tutanlar var. Ve tam tersini yapan hadsiz zavallı kimseler var. Ama yine de en kötüsü sahte madenlerdir.
İşte Adn cenneti herkesin madenin en güzel en yüksek ayara sahip olduğu yerdir. Adn cennetinde her maden var ama sahtesi yok, her şey hakiki veçhine uygundur.
Kim dünyada kendi madeninin farkında olursa kendi madenini gün yüzüne çıkartıp işletirse o, Adn cennetinin tadını alır.
Kim kendinin ve başkalarının madenini en güzel şekilde işlerse daha dünyadayken Adn cennetinin tadını alır.
CENNET-İ ALİYE
Yüksek-Aliye bir cennettedir.(Gaşiye:10) Aliye, yüksek-üstün manasındadır. Cennetin yüksekte olması neyi ifade eder? Başka ayette de “cennetin meyvelerinin çok aşağıda olduğu”(Hakka:23) buyrulur. Buna göre cennetin kıymeti kadri yücedir. Meyvesi alttadır. Kim bu dünyada insanlara sahip olduğu semereleri güzellikleri insanlara en alt dereceden verirse kadri kıymeti o derece yükselir. Âli olur. Âlâ olur.
İşte cenneti aliye, sahip olduklarını altta verenlerin tattığı bir cennettir. Ama sahip olduklarını esirgeyenler ellerinde olan imkân ve kaynaklardan kimseyi yararlandırmayanlar ne bu dünyada ne de ahrette bu cennetin sırrına eremezler.
ME’VA CENNETİ
“Sidretü'l- Müntehâ'nın yanında. Ki Cennetü'l- Me'vâ onun yanındadır.” (Necm: 14 -15)
Sidre, bir ağaç türüdür. Ama aynı zamanda sidre, bakışın bulanıklaşmaya, keskinliğini yitirmeye başlamasıdır. Münteha ise insanın nefessiz kaldığı son noktadır. Buna göre sidretülmünteha, görmenin ve nefesin tükenmeye yüz tuttuğu son noktadır. Bu, finiş ve varış noktasıdır. Çünkü Başka ayette de Allah (cc) “münteha-finiş rabbinedir”(Necm:42)buyurur. Çünkü insan sürekli bir yarış hareket ve çaba içindedir. Bu süreçte insan nefes nefese kalır. Öyle ya yarışmacıların finişe doğru nefesleri tükenir. Gözleri bulanıklaşır. Hak Teâlâ işte insanı böyle sonsuzluğa vardırıyor. Burada “varış noktası” “son noktası” değildir. Bu nedenle “Sidretü'l- Müntehâ'nın yanında. Ki Cennetü'l- Me'vâ onun yanındadır.” Buyruluyor. Ama burada neden Firdevs, Adn cennetleri değil de özellikle cennetül me’va zikredilmiştir? Çünkü insanın yarışma amacı aşk ve özgürlüktür. İnsan aşkın özgürlüğünü özgürlüğün aşkını tatmak istiyor. Bu da ancak Me’va cennetinde olur. Çünkü Me’va cennetinin sırları ve manası bunu ortaya koyuyor. Bu manada en özel en yüce cennet Me’va cennetidir.
İnsanın yatay seyri, dikey yükselişi bu amaca yöneliktir. Me’va cenneti üvey bir cennet değil has cennettir. Her şeyin has ve üstün olduğu cennettir. Özgürlüğün, aşkın ve ülfetin olduğu cennettir. İşte böyle insan, nefesinin tükenmesinden gözlerinin kararmasından korkmasın. Bilmelidir ki nefesinin tükendiği yerde nihayet yoktur, münteha vardır. Son yoktur, varış vardır.
İnsan dünya hayatında kendini alıkoyarsa, kendine ve başkalarına güzel bir barınak olursa daha dünyadayken me’va cennetini alır.
NAİM CENNETİ
Naim, haşinin zıddıdır.
Naame, devekuşudur. Neden devekuşuna “naame” denilmiştir. Çünkü ona “kuş musun?” diye sorulduğunda “naam-evet” demiş, “deve misin?” diye sorulduğunda yine “naam-evet” demiştir. Devekuşu tereddütlü ve ikircikli “evet”in somut halidir. İşte Naim cenneti her sorunun “evet-naam” ile cevaplandığı yerdir. Ve her türlü cevap doğru çıkıyor.
İşte böyle dünya hayatında hikmetin ve hakikatin sırrına eren kimse hangi cevabı verirse hazzını alır. Onun naam demesi nimet olur. Bu da naim cennetinin tadını verir.
Kim dünyada kibar olursa haşin ve kaba olmazsa daha dünyadayken “Naim Cennetinin” tadını alır.
FİRDEVS CENNETİ
Firdevs(Kehf:107) saklı özel bahçe demektir. Cennetin kendisi zaten saklı olan yer demektir. Bu da o saklının içinde daha özel olan alandır. Onun saklı olması oraya ancak özel davetle gidiliyor olmasıdır. Ayrıca Firdevs yerden belli bir yükseltisi rakımı olan demektir.
Bu dünyada rakam sahibi değil rakım sahibi olanlar bu cennetin tadını alır. Rakım, bir yerin veya bir nesnenin deniz seviyesinden metre cinsinden yüksekliğidir. Örneğin Türkiye'deki en yüksek rakımlı yer 5137 metre yükseklik ile Ağrı Dağıdır. Dünya'nın en yüksek rakımlı yeri ise 8848 metre yükseklik ile Everest Dağıdır. Yüksek rakımlı yerler dünyaya tepeden bakar. Ama rakamlarla çok uğraşmak bayağı işlerle meşgul eder ve yorar. İşte Firdevs cenneti dünyada bayağı işlere tenezzül etmeyerek rakım sahibi olanların tadını aldığı cennettir.
HULD CENNETİ
Huld ebedi olmaktır
Huld yerinde kalmaktır. Bu nedenle kayalara Huld adı verilir. Çünkü kayalar binlerce yıldır yerlerinde duruyor.
Huld sürekli ikamet etmektir.
Huld akıldır
Huld küpedir.
Huld, köstebek demektir.
Hz. Adem huld ağacından(Taha:120) yiyince huld cennetinden çıkarıldı.
Huld köstebektir.
Ve Huld cenneti vardır(Furkan:15-16). Çünkü insan burada ebedidir.
Burada sürekli ikame eder.
Dünyada akıllandığı için buraya girer.
İnsan Huld cennetinde daha da akıllanır. Marifet sahibi olur. Her şeyin lezzetini alır.
Dünyada insan zanneder ki malı onu Huld sahibi yapar.(Hümeze:3) ama öyle değildir. İnsanı asıl Halit-Huld sahibi yapan onun bilincidir. Marifetidir.
Köstebek amadır. Kördür. İnsan basiret ehli olursa her yere nüfuz eder. Açıkta saklı, aleniyette sır olur. İşte huld, cenneti köstebekliğin basirete dönüştüğü köstebek olmaya ihtiyaç kalmayan yerdir.
Kim dünya hayatında Doğru sözü, hakikati kulağına küpe yaparsa buradan Huld cennetinin tadını alır.
Kim Hak-ikat ehli olursa, iman ve istikamet üzere olursa kaya gibi yerinde sebat ederse daha dünyadayken Huld cennetinin tadını alır.
Abdulhakim Sonkaya
Abdulhakim Sonkaya