İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
    • 263.SAYI
    • 264.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Cehennem Ateşi Daha Sıcaktır…

2012-08-26
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Hicretin dokuzuncu yılıdır. Allah Resülü(a.s.) Şam`da toplanan kırk bin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine`den asrısaadetin en güçlü askerî ordusunu ...
Hicretin dokuzuncu yılıdır. Allah Resülü(a.s.) Şam`da toplanan kırk bin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine`den asrısaadetin en güçlü askerî ordusunu Tebük`e doğru yola çıkarıyor. Hz. Peygamber savaş için hazırlık yapılmasını emrettiği zaman mevsimin olumsuzlukları, ürünlerin hasat zamanı oluşu ve insanların yazın sıcağında yolculuk yapmayı sevmemesi yüzünden bazı sahabenin bu sefere çıkışta isteksizlikleri vardı. Bu seferde ashab-ı kiramın ağır davranması dikkatten kaçmıyordu. Bu yüzden Allah`u Teâlâ müminleri şöyle uyarıyordu:

"Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihada çıkın denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak, bulunduğunuz yerde çakılıp kaldınız. Yoksa siz ahiret hayatının nimetlerini bırakıp, sadece dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir" (et-Tevbe, 9/38)
Devamı olan ayette de Yüce Yaratıcı:

“Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir” (et-Tevbe, 9/39) şeklinde buyurarak müminleri uyarıyor.

Münafıklar ise müminleri başarıya götürebilecek her önemli işte olduğu gibi gerek Tebük gazvesi hazırlıkları ve gerekse yolculuk sırasında bozgunculuk yapmaktan geri durmadılar. Yani münafıklıklarını yine ortaya koydular.

Münafıkların başı olan Abdullah b. Ubeyy b. Selül; "Muhammed Roma devletini oyuncak mı sanıyor? Onun ashabıyla birlikte yakalanıp esir olacaklarını gözümle görmüş gibi biliyorum" diyerek halka korku ve ümitsizlik vermeye çalışıyordu. Münafıklardan bir topluluk hiçbir özürleri olmadığı halde Tebük seferine katılmamak için Hz. Peygamber`den izin istediler. Allah`in Resülü seksenden fazla münafığa izin verdi. Kimi münafıklar da ganimet almak için Tebük ordusuna katılmış ve gittikleri yerlerde bozgunculuk yapmaktan geri durmamışlardır. Orduya özürsüz katılmayan münafıklarla ilgili çeşitli ayetler indi. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:

"Onlardan bazısı peygambere: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyordu. Bilin ki onlar zaten fitne içine düşmüşlerdir. Şüphesiz cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatıcıdır" (et-Tevbe, 9/49).

"Cihadtan geri kalanlar, Allah`ın Resulüne muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat etmeyi hoş görmediler. "Bu sıcakta savaşa çıkmayın " dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır". Keşke bilseydiler. Yaptıklarının cezası olarak, artık az gülsünler ve çok ağlasınlar" (et-Tevbe, 9/81, 82) ayrıca Tevbe süresinin 42-48, 63-64, 79, 83, 86, 87, 9I, 93-96 ayetlerinde de bu konuyu ele alınmaktadır.

Evet işte Kuranın insanlığı vahye uydurma projesinin altındaki mantık budur: Olayların ahiret boyutunu her zaman ön planda tutmak. Dünya hayatının geçici bir hayat olduğu gerçeğini öne çıkarıp, kişilerin gözünü ahiret buuduna dikmek. Kişinin gözünün önünden gaybın perdelerini kaldırıp, yaptığı amelinin uhrevi semeresini gözler önüne sermek. Dünya nimetlerinin asıllarının cennetlerde olduğu gerçeğiyle, kulları naim cennetlerine davet etmek. Böylece dünyanın geçici metaına aldanmayı engellemek. Aynı zamanda dünya sıkıntılarından çok daha büyük sıkıntıların ahiret yurdunda olduğunu, cehennem azabının dünyevi azap ve sıkıntılardan daha çetin olduğunu hatırlatmak. Zaten öyle değil mi? Dünya geçici bir meta, boş bir gurur diyarı; ahiret ise ebedi bir barınak ve hakiki nimet veya azap yurdu… Dünya birkaç günlük oyun ve eğlence mekanı, ahiret ise kalıcı bir makarrı saltanatı Rahman… Dünya üzerinde kavgaya bile değmeyecek değersiz bir kara, ahiret ise uğrunda dünyalar feda edilebilecek bir saltanatı Kübra… Öyle ise yarışların, dalaşların, savaşların uğrunda olması gerektiği şey dünya değil, ahirettir. Ortaklık, ittifak ve barışların uğrunda olması gerektiği mekan dünya değil ahiret yurdudur. Dostluk ve düşmanlığın, beraberlik ve ayrılığın temeli öyleyse dünya çıkarları değil, ahiret menfaatleri olmalıdır. Müminler olay ve olguların dünya yüzüne değil, ahiret boyutuna bakmalıdırlar. Aldanmamalıdır aldatıcıların aldatmasına… Kanmamalıdır şeytanın yoldaşlarının çağrılarına… Yazın sıcağı ya da kışın zemheri ayazı gevşetmemelidir hak yolun yolcusunu. Hakkı ile ifa etmelidir sorumluluğu. En güzel şekilde yerine getirmelidir vazifesini, yorulmadan, sıkılmadan, bıkıp ta usanmadan. Gönülden, severek ve ücretini sadece ve sadece ahiret yurdunda göreceğini bilerek… Öyle ya dünya bir çalışma mekanı, ahiret ise ücret. Dünyada ücret, ahrette ise çalışma yoktur.

Kulluk hava şartlarına bağlı değil, yaşanılan asra veya topluma. Belki zor zamanların bağlılık ve sadakati daha büyük mükafatların sebebi. Yazın sıcağındaki oruç, gecenin ortasındaki ibadet, küfrün sarayındaki çığlık veya zalim hükümdarlara karşı hakkı haykırmak. Herkes teslim olmuşken direnebilmek veya herkes neme lazım derken, dünya kalpleri tamamen kuşatmışken her şeyi hak uğruna feda edebilmek. Ya da hakka batıl libası giydirilirken hakkın özünü zindanlar bahasına ortaya serebilmek. Hakkın hurafeler ile kirletilmeye çalışılırken Muhammedi İslamı halklara sunabilmek. Fitne ateşini yakarken birileri, kardeşlik çağrısını durmadan yenileyebilmek. Menfaatler öne alınmışken herkesin gönlünde, gönlünü sadece İlayı Kelimetullah’a adayabilmek. Şirk her tarafta hükümran iken, tevhid bayrağını göndere çekebilmek. Bir Bilal olmak ve haykırmak kızgın kumlarda ahed ahed diyerek… Bir Mansur olmak ve darağaçlarına asılmak, bir Ebubekir, Ammar, Ebu Dücane, bir Ömer, bir Osman, bir Ali olabilmek hak davada tüm kainata meydan okuyarak… El Bennaca, Seyyidce , Saiddeynce ve Hüseynce haykırabilmek hakkı her ne bahasına olursa olsun. Zindanlar, sürgünler ve şehadetler pahasına… Şartların esiri olmadan, zamana yenik düşmeden zamana hükmedebilmek… Zamanının dilini öğrenerek, asrının şifrelerini çözerek, toplumunun dinamiklerini belirleyerek Kuran’i nuru taşıyabilmek günümüz dünyasına… Ve ferdilikten ümmet olmaya geçebilmek, ferdiyetçilikten ümmetçiliğe yükselebilmek. Anlayışını ümmetçi, yürüyüşünü ümmetçi, ilerleyiş ve yükselişini ümmetçi kılıp hizipçilik, grupçuluk ve taassupçuluktan sıyrılarak Müslüman kimliğinde buluşabilmek…

Yapılan amellerin ahiret boyutunu görüp adanabilmek bir Hanne misali ve adayabilmek Meryemini İsaları doğurmak üzere… Nuru Kuranın her tarafı kaplaması için feda edebilmek elindeki her şeyi: Canı, malı, evladu iyali… Adamak her imkanı İslam uğruna: aklı, gücü ve iktidarı… Sunmak Rahmana verdiği her nimeti, Onun dinini yüceltmek adına.Ve durmamak sonuna kadar, son nefese dek, ruh bedenden, nefes candan ayrılıncaya kadar. Bir de sevgisini gösterebilmek Alemlerin Rabbine. Şükredebilen bir kul olmak gecenin tam ortasında, yazın en sıcağında, kışın en ayazında Yüceler Yücesine… Beka yurdunda yüzü gülenlerden olmak için tüm cefa ve zorluğuna rağmen gevşememek Allaha kulluk ederken. Ve bilmek ya bu dünyanın sıcağına katlanıp kulluğu en kamil manada yerine getireceğiz veya cehennem ateşi daha sıcaktır. Allah hepimizi ahretini bu dünyada imar edenlerden kılsın. Ahretini harap edenlerden iki dünyada da bizleri uzak tutsun ve o bahtsız taifenin şerrinden muhafaza etsin. Amin. Wel hamdu lillahi Rabbil alemin…

Zülfikar Fırat / İnzar Dergisi - Ağustos 2012

 


Zülfikar Fırat

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS