İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Çalışma Mesaimiz Yirmi Dört Saattir

2013-03-09
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

İçinde yaşamış olduğumuz topluma karşı İslami sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirdiğimizi söylemek zordur. Zira Kur’an gibi sermedi bir mucize ve Resulullah (sav)’in sünneti gibi bir hidayet nuru elimizde bulunduğu halde ...
“Dedi ki: Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz (imana) davet ettim.” (Nuh: 5)

Allah (c.c), Nuh (a.s)’ın şahsından biz Müslümanlara, İslami sorumluluklarımızı yerine getirme noktasında, günlük çalışma mesaimizi belirtmektedir. Bilindiği gibi Nuh (a.s)’ın kavmi, çok azgın bir topluluk idi. Kur’an–ı Kerim’de helak olmuş kavimlerden söz edilirken Nuh (a.s)’ın kavmi için: “Daha önce Nuh kavmini de (helak ettik)! Gerçekten onlar, daha zalim ve daha azgın idiler.” (Necm: 52) buyrulmaktadır.

Bugün yeryüzünde yaşayan insanların azgınlığı, Nuh (a.s)’ın kavminin azgınlığından hiç de geri değildir. Yaşadığımız ortam, geçmişte helak olmuş kavimlerin işlemiş oldukları günahların bütününü içinde barındırmaktadır. Bu yetmezmiş gibi insanlar, bu tür günahları işlemesi için teşvik edilmektedir. Böyle bir ortam ve zamanda insanların hidayeti için çalışmak elbette kolay olmayacaktır. Bu konuda tıpkı Nuh (a.s) gibi “gece gündüz” çalışıp didinmek gerekmektedir.

İçinde yaşamış olduğumuz topluma karşı İslami sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirdiğimizi söylemek zordur. Zira Kur’an gibi sermedi bir mucize ve Resulullah (sav)’in sünneti gibi bir hidayet nuru elimizde bulunduğu halde, insanlarımızın İslam’dan bu denli uzaklaşmalarının kabahatini, yalnızca onlara ve İslam düşmanlarına yüklemek bizi sorumluluktan kurtarmaz. Sorumluluk ve hassasiyet sahibi Müslümanların ihmallerinin ve duyarsızlıklarının da, toplumun yozlaşmasında mutlaka katkısı olmuştur.

Başta kendi nefsimiz olmak üzere, ailemiz, akrabalarımız, komşularımız, mahallelilerimiz, aynı şehirde yaşadıklarımız ve bütünüyle toplumumuzun ıslahı ve yeniden İslam’la dirilip gerçek bir hayata kavuşmaları için, sahip olmuş olduğumuz zaman ve imkânlarımızın bütününü, bu yolda seferber edip değerlendirmemiz gerekiyor. Zaman, küçük fedakârlıklarla işi geçiştirme zamanı değildir. Zaman, Allah (c.c)’ın kelamını ve Resulünün (sav) sünnetini kapı kapı insanlarımıza götürüp insanlarımızın İslam’la kucaklaşmalarını ve onunla hemhal olmalarını sağlama zamanıdır. İnsanlarımıza hakikati ulaştırıp dinsiz, mürtet ve münafıkların emellerini boşa çıkarma, hile ve oyunlarını bozma zamanıdır. Fitne ateşi, toplum olarak bizi kuşatıp helak etmezden önce, genç ihtiyar, erkek kadınlar olarak ciddi manada harekete geçmemiz gerekmektedir. Zira Hz. Peygamber (sav) davayı herkese götürüyordu. Kölelere, kabile reislerine, kabile mensuplarına gidiyordu. Evlerine gidiyordu, çadırlarına gidiyordu, pazarlarına gidiyordu. Bulunduğu yere davet ediyordu. Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet ediyordu ve onları en güzel, en inandırıcı yöntemlerle davet ediyordu.

Yaşamış olduğumuz hadiseler, gerçekleşen olaylar, meydana gelen gelişmeler, işaretler ve alametler, Rabbimizin lütuf, kerem ve inayetinin bir tecellisidir. Rabbimiz, bu mazlum ve mustazaf ümmetin yeniden kendine gelip yeryüzünde iktidar sahibi olmasını istemektedir: “Biz ise o yerde zayıf bırakılanlara/mustaz’aflara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (o topraklara) vâris kılmak istiyorduk.” (Kasas: 5)

Müslümanların, elde etmiş oldukları başarılar, sahip oldukları izzet ve şeref, Müslümanlar olarak bizleri heyecanlandırmalı, harekete geçirmeli, enerjik kılmalı, inanç ve akidemizi pekiştirmeli, gönüllerimize şifa olmalı, azmimizi fazlalaştırmalı, sabır ve sebatımızı muhkem kılmalıdır.

İlim, irfan ve basiret sahibi bir mürşid şöyle nasihatte bulunmaktadır: “Zaman, ev, iş, aş ile meşgul olma zamanı değildir. Zaman, gece gündüz insanların ıslahı ve kurtuluşu için seferber olma zamanıdır.”

“(Ey iman edenler!) Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak seferber olun! Mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır!” (Tevbe: 41) ayeti kerimesi nazil olduğunda, a’ma olan Abdullah İbn Ümmi Mektum Resulullah (sav)’e gelerek şöyle demiştir: “Benim de savaşa çıkmam gerekir mi?” Hz. Peygamber (s. a. v): “Sen ya hifaf/hafif ya da sikal/ağırsın...” buyurmuştur. Bunun üzerine İbn Ümmî Mektum, ailesine dönerek silahını kuşanıp Tebûk gazvesine çıkmak üzere Resulullah (sav)’in yanına geldiği rivayet edilmiştir. (Taberi tefsiri)

Şuan yaşamış olduğumuz dönem, bu ayeti kerimenin nazil olduğu dönemden çok daha kritik ve aciliyet arz etmektedir. Bugün Müslümanlar, içinde bulundukları durumdan kurtulmak ve yeniden İslam’ın hâkimiyeti için iktidar mevkiine gelmek için genç yaşlı, fakir zengin, kadın erkek bir bütün olarak seferber olmak ve sahip oldukları imkânlarıyla büyük bir çaba içerisine girmek durumundadırlar. Bu uğurda cehd ve gayret göstermek, Müslümanlar için İslami bir sorumluluktur.

“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşuşun! Ki o, takva sahipleri için hazırlanmıştır.” (Al–i İmran: 133) ayeti kerimesinde Rabbimiz: “koşunuz” ibaresini kullanmaktadır. Yapmamız gereken işlerimiz o kadar çoktur ki, gece gündüz koşuşturmazsak, bu işlerin altından kalkmak mümkün olmayacaktır.

Burada zikrettiğimiz ayetlerden, özellikle üç husus zihnimizde hep canlı kalmalı ve çalışmalarımız için mihver olmalıdır. Bu üç husus şunlardır: “…kavmimi gece ve gündüz davet ettim” (Nuh: 5) “Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak seferber olun…” (Tevbe: 41) “Rabbinizden bir bağışlanmaya ve bir cennete koşuşun…” (Al–i İmran: 133)

Allah’a (cc) şükürler olsun ki bugün, birçok çalışma alanına sahibiz. Bu alanları hakkıyla değerlendirmek ve insanlarımızın istifadesine sunmak durumundayız. Eğer bu çalışma alanlarımızı hakkıyla değerlendirirsek, Rabbimiz bizlere birçok başarı ve zafer kapısını açacaktır. Meydanları, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık yapanlara bırakmamalıyız. İnsanlarımızı haram ve günahları ile baş başa bırakamayız. Ellerinden tutup onları sahil–i selamete çıkarmak için tüm imkanlarımızı seferber etmeliyiz.

Rabbim bizi Hazreti Peygamberin (sav) sünnetini en iyi bir şekilde öğrenen, yaşayan ve anlatanlardan eylesin. Allah’a (cc) emanet olun.

Başyazı / İnzar Dergisi - Mart 2013

 

 


Başyazı

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS