İslam külliyatının bütün genişliğine rağmen hemen hemen her ay İnzar Dergisi için nasıl bir yazı yazacağımın derdine düşerim. Hatta çoğu kez “Görevden affım için” müdürümüzü aramayı düşünmüşümdür. Her defasında da bir şimşeğin çakması gibi kafamda bir konu başlığının şimşeği çakar ve ayı kurtarmış oluyoruz. Aynı ruh halini bu ay da yaşadım…
Arapça kanalları karıştırırken bir hikâyeye rast geldim. Hikâye bittiğinde kendi kendime “Böylesi ya filmlerde ya da İslam tarihinde olur” dedim. Ve kafamda şimşek çakıldı. Böylece İnzar Dergisinin bu ayki sayısı için konumuz da ortaya çıktı. Aralık ayına kadar da Allah kerim, diyelim…
Bir kadının tüccar eşi vefat etmiş. Arkasından da üç yetim çocuk ve az miktarda da miras bırakmıştı. Kadın artık üç yetim, az miktarda miras ve bir kamyon dolusu dert ile baş başaydı…
Kadın bir gün etrafını düzenlerken, günlük işlerini yaparken gözü eşinin yazdığı bir nota ilişmiş. Notta komşuları falancaya on bin lira borcunun olduğu yazılıydı. Kadın notu alarak mahkemeye başvurdu.
İlker Başbuğ’un deyimiyle hâkim, bu kâğıt parçasının delil olma özelliğinin bulunmadığını biliyordu. Bu nedenle başka bir yol deneyerek damardan girdi. Adamı karşısına alarak: “Bak arkadaş! Gördüğün gibi bu kadının bakıma muhtaç üç yetimi var. Seninle bu yetimlerin babası arasında neler geçtiğini sen daha iyi biliyorsun. Bu bize meçhul. Ölüm hepimizin kapısını çalacak davetsiz bir misafirdir. Bu mahkemeden yırtabilirsin ama o yüce mahkemeden kimsenin yırtmasının tek bir ihtimali yoktur. Allah seni bu borcundan dolayı ahirette hesaba çekecektir. Ve varsa borcun, bu borcundan dolayı öbür âlemde çok çekeceksin. “Allah yaptıklarınızdan haberdardır” “O gün mal-mülk herhangi bir fayda sağlamayacaktır” Şimdi söyle bakalım. Rahmetlinin sana borcu var mıydı, yok muydu?”
Hâkimin bu sözü üzerine adam: “Bana 24 saat süre verin, borcumu ödeyeceğim” deyince, hâkim: “O zaman yarın falan vakitte evime gelin” demiş. Randevu saati geldiğinde adam hâkimin evinde hazır bulunmuş ve kadının iddia ettiği paranın çok çok üstünde para vermiş ve eklemiş: “Hâkim bey! Bu fazladan verdiğim para da rahmetlinin kayıt etmediği paradır. Bu da borcumdur” demiş. Hâkim de, kadın da kendilerini tutamamışlar ağlamışlar. Kadın sevinç içinde aldığı para ile evine dönmüş.
Değerli okuyucu! Filmin ikinci ve en önemli bölümü buradan sonra başlamış. Evine dönen kadın, acaba başkalarına da borcumuz var mı, düşüncesiyle rahmetli kocasının evraklarını karıştırırken bir not daha bulmuş. Tarihi önceki nottan daha yeni… Eşi bu notta da söz konusu adamın borcunu ödediğini yazmıştı. Bir başka deyişle kadın ödenmiş olan bir borç için mahkemeye gitmiş ve adamdan ödemiş olduğu borçlarını istemişti. Üstelik adam inkâr etmeden söz konusu borcu ve ilaveten başka borçlarını da ödemişti. Bu işte bir terslik vardı.
Kadın hemen notu ve parayı alarak hâkime gitti. İşin içinde iş olduğunu anlayan hâkim adamı tekrar evine çağırarak duruma açıklık getirmesini istedi. Borcunu ödediği halde neden bunu yaptığını hatta daha fazla ödeme yaptığını sordu. Şöyle cevap verdi bizimkisi; “Billahi aleyk, saddikniy (inancın olsun) o parayı kızımın ameliyatı için biriktirmiştim. Bu kadının yetimleriyle bizden daha zor bir durumda olduklarını gördüm. Tam o esnada peygamberimizin şu hadisi aklıma geldi; “Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Belaya dua ile karşı koyun. Malınızı zekâtla koruyun” Sonra dua ettim. Ya Rabbi! Görüyorsun ki onlar benden daha muhtaç. Onlara bu sadakayı veriyorum. Peygamberimizin sözüne güveniyorum. Necm suresinde ondan bahsederken; وَ مَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ “O kendi yanından konuşmaz.” Diyorsun. Sen kızıma şifa ver…
Kızımın tahlilleri temiz çıktı. Bütün doktorlar şaşırdılar. Ameliyata ihtiyacının olmadığını söylediler. Bugün de oruç tutarak şükrümü eda ettim ve kesinlikle verdiğim parayı da geri almayacağım.”
Böylesi ya filmlerde olur ya da İslam tarihinde, dememde haksız mıyım?
Bu yazıya son noktayı koyduğum an bir akrabam aradı. Ne yaptığımı sordu. İnzar Dergisi için bir yazı yazdığımı söyledim ve telefonda bu hikâyeyi ona anlattım. O da bana başından geçen bir olayı anlattı. Ben de size aktarayım. Şöyle dedi akrabam: “Tanımadığımız biri bir gün kapımızı çalarak bize sadaka olarak bir miktar para verdi. Aynı akşam adam bize telefon açtı ve: ‘Benim oğlum Ankara’da okuyor. Bugün Ankara’ya gitti. Ben de Allah’ın onu ve çocuklarımı koruması için, bu niyetle size bir miktar parayı sadaka olarak verdim. Otogarda oğlumun bineceği arabada yer olmadığı gerekçesiyle onu almamışlar. Oğlum o arabaya binmek için diretmiş de. “Ben daha önce geldim” tartışmasından sonra oğlum geri adım atıp sonraki arabayla geleceğini söylemiş. Oğlumun binmediği bu araba yolda kaza geçirmiş ve şu kadar insan ölmüş. Allah’ın o sadaka sayesinde bizden bu kazayı defettiğine inanıyorum.” Dedi.
E dedik ya! Böylesi ya filmlerde olur ya da İslam tarihinde.
inzar
inzar