Ayetle sabittir ki Kâbe, “Allah’ın Evi” sıfatına haizdir. Bu da onun statüsünün her türlü siyasi mülahazanın ve tartışmanın dışında olduğunu ifade eder. Buna göre Kâbe’nin siyasi olarak bir yerlere ait görülerek boykot edilmesi onun söz konusu statüsüne karşı bir nevi bir tecavüzdür. Çünkü böyle bir yaklaşım Kâbe’yi sadece işgal edilebilir bir toprak parçası, dünyevi manada siyasi bir yapının bir cüzü haline getirir. Oysa bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Peygamber (sav) müşriklerin putlarının bulunduğu Kâbe’yi tavaf etmiştir. Aynı şekilde siyaseten Mekke üzerinde egemenlik iddiasında bulunan Kureyş ile Hudeybiye’de anlaşarak Kâbe’yi tavaf etmiştir. Çünkü Peygamber (sav) Kâbe’yi Kureyşin hakimiyeti altında görmüyordu. Kâbe’nin siyasi bir araç haline gelemeyeceğini de şüphesiz biliyordu. Kısacası Kâbe’nin içi putlarla doldurulsa da Kâbe, fiilen işgal edilemez. O her zaman ve mutlak olarak Allah’ın evidir ve hiçbir şey onun bu vasfına halel getiremez. Bu nedenle “Haccın boykot edilmesi” gibi bir yaklaşım asla doğru değildir ve kabul edilemez. O halde yapılması gereken nedir?
Mekke ile Medine iki haram belde olarak “Harameyn” statüsüne sahiptir. Haram bu iki beldeyi içine alan bölgeye ise “Hicaz” adı verilmektedir. Buna göre bu iki mukaddes belde “Haram” ve “hicaz” statüsüyle tam ve mutlak bir koruma altındadır. Hicaz, bariyer ve engel manasındadır. Haram ise insanın can, mal ve ırz güvenliğinin mutlak olduğu yer manasındadır.
Hicaz, diğer bölgelerden ayrı adeta kendisi ile diğer bölgeler arasında fiziki bir engel olan yer manasındadır. Bu da bu gölgenin diğer yerlerden ayrı bir statüyle idare edilmesi gerektiği mesajını veriyor. Yani Hicaz ismi aynı zamanda taalluk ettiği bölgenin yönetim şeklini ve sınırlarını ortaya koymaktadır. Hicaz, asla değişmeyecek ve diğer bölgelerle karışmayacak sınırlara sahip bir bölgedir. Hicaz, dünyanın tüm bölgelerindeki olumsuz gelişmelerden karantina altına alınmış bir bölgedir. Binaenaleyh onun yönetimi de buna uygun olmalıdır. Hicazın yönetimi öyle olmalıdır ki, dünyadaki olumsuz siyasi hiçbir gelişmeden etkilenmesin. Kendine ait hiçbir özel hesabı olmasın. Mekke müşriklerinin yapmaya çalıştığı gibi asla Kâbe’yi siyasi emellerine alet etmeye kalkmasın. Hicaz, dünyanın içinde ve fakat asla dünyayla bağlantısı olmayan bir bölge olarak görülmelidir. Bu nedenle yönetim şekli de buna uygun olmalıdır. Aksi takdirde Hicaz, birilerinin siyasi emellerine alet edilmeye kalkışılır. Oraya hizmet ettiğini iddia edenler buranın statüsünü kendi siyasi emelleri için kullanma girişiminde bulunur. Buradan aldıkları güçle Ümmet içinde karışıklıklara sebep olur. Hatta marjinal bir tavır sergilediği halde kendilerini merkez gibi göstermeye çalışır.
Suudlar, Harameyn-i Şerifeynin hadimi olduklarını iddia ediyor. Ancak icraatları onların buraya “hâkim” olmaya kalkıştıklarını gösteriyor. Çünkü buradan aldıkları güçle İslam Âleminde farklı eğilimler içine giriyor, İslam âlemi içinde uç hareketleri tahrik ediyorlar. Bu nedenle Suudların bu kabilden her hareketleri onların Harameynin “hadimleri” değil, “hâkimleri” yoluna sokuyor. Bu nedenle burada tartışılması gereken Haremeyn-i Şerifeyn’in hadimlerinin kim olacağıdır. Yoksa haccın boykot edilmesi düşüncesi fevkalade yanlış ve anlamsızdır.
Yeni kurulan bir parti programında Harmeyn-i Şerifeyn’in Ümmet tarafından belirlenecek ortak bir yapı tarafından idare edilmesi gerektiği düşüncesine yer verdi. Bu, fevkalade isabetli bir yaklaşımdır. Çünkü bu, yukarıda bahsettiğimiz gibi Haremyn-i Şerifeyn’in içinde bulunduğu Hicazın isminin bir gereği ve sonucudur. Eğer Harameyn-i Şerifeyn’e Ümmet tarafından ortak bir şekilde hizmet edilecek olursa o zaman Harameyn-i Şerifeyn’in Haram belde olma vasfı, bütün İslam Âlemine yayılır. Hicaz vasfı bütün İslam Âlemine şamil olur. Ortaya çıkacak olan sorunlarda adil ve tarafsız hakem rolünü ifa eder. Çünkü o hicazdır. Her türlü siyasi hesap ve çıkarlardan korunmuştur. Ne kadar olumsuz olursa olsun, fitnenin boyutu ne kadar büyük olursa olsun İslam Âleminde meydana gelecek hiçbir gelişme onun adaletine ve tarafsızlığına halel getiremez. Deccal’in fitnesinin bütün dünyayı kuşatmasına rağmen Hicaz ve Hicazın şubeleri olan mescitlere bulaşamaması bunun için kat’i delildir. Çünkü o hicazdır. Karantinaya alınmıştır. Her türlü akımın ve cereyanın etkisinden korunmuştur. Binaenaleyh Müslümanların kanı, malı ve namusu üzerinde hesap yapmak ona haramdır. Böyle olunca elbette adil olabilecek, herkes onun sözüne ve hükmüne razı olacaktır.
Özetle, Müslümanlar Haccın boykot edilmesi konusunu değil, Hicazın, statüsüne uygun hizmet görmesi konusunu ele almalıdır. Buna her zamandan daha fazla ihtiyaç vardır. Suud hanedanı tahtlarının düşeceği korkusuyla Mısır’da seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı doğrudan ve açık bir şekilde tavır aldılar. Bütün bunlar Hicazın sadece Ümmet tarafından idare edilmesi ve hizmet edilmesi gerektiğinin açık delilidir.
Abdurrahman Güneş / İnzar Dergisi – Eylül 2013 (108. sayı)
Abdulhakim Sonkaya