İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Bölge Kaynarken İsrail’den Gelen “Özür!”

2013-04-27
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Adına Ortadoğu denen İslam dünyasının merkezi konumundaki bölge adeta kaynıyor. Mısır’da sübvanse edilen gerginlik, Filistin’in durumu ve Mısır-Gazze ilişkileri, Suriye’deki geleceğin hala belirsiz olması, kaynama noktasına gelmek üzere olan Lübnan’ın durumu, İran’ın bölgesel ilişkileri ve ...
Adına Ortadoğu denen İslam dünyasının merkezi konumundaki bölge adeta kaynıyor.

Mısır’da sübvanse edilen gerginlik, Filistin’in durumu ve Mısır-Gazze ilişkileri, Suriye’deki geleceğin hala belirsiz olması, kaynama noktasına gelmek üzere olan Lübnan’ın durumu, İran’ın bölgesel ilişkileri ve bölgesel pozisyonu, Türkiye’nin konumu ve gelişmelere karşı pozisyon alışı, Irak’ın yaşadığı iç sorunlar, vs.

Buna Yemen, Mali ve irili ufaklı Arap ülkelerinin durumu da eklenebilir. Bölge o kadar karıştı ki dostlukların da düşmanlıkların da ittifakların da seyri tamamen değişti. Yeni ilişki biçimleri gündemde ve yaşanan tüm gelişmeler yeni bir bölgesel şekillenmenin sancılı sürecine dönüşmüş durumda.

Bu kadar hareketlilik, bunca çalkantılar hiç kuşkusuz yeni bir bölgesel şekillenmeyi beraberinde getirecektir. Ancak önemli olan şu ki, oluşacak yeni bölgesel şekillenme İslam dünyasının yararına mı olacak, yoksa zararına mı?

Bunca karışıklık sonucunda Müslüman halkların kanları dökülmeden emperyalist boyunduruk gerileyecek mi, yoksa boyunduruğun tahkimi mi söz konusu olacak?

Elbette buna karar verecek olanlar yine Müslümanlardır. Yeni şekillenme mücadelesinde Amerika, Batı ülkeleri ve israil’in tavır ve beklentileri bellidir. Bölgesel şekillenmenin kendi lehlerine işlemesi için teşvik ve destekleri belli olsa da sahada top çeviren asıl aktörler yine İslam dünyasının iç dinamikleridir, yerli aktörleridir.

Bölgesel şartların İslam dünyasının lehine çevrilmesinde kabul edilen muteber görüş, bölge üzerinde etkileyici pozisyona sahip üç önemli ülke olan Türkiye, İran ve Mısır’ın ittifak yapmalarıdır. Ancak şu an ki durum, bu formülü neredeyse olanaksız kılmış durumdadır. Türkiye ile İran, Suriye meselesi üzerinden çok farklı kulvarlarda siyaset yapmaktadır. İki ülke arasındaki çelişki, teşvik edilen çabalarla adeta uçuruma dönüşmüş durumdadır. Bu çelişkinin özenli çabalarla mezhepsel temellere oturtulmak istenmesi ise ancak felaketle açıklanabilir.

Mısır ise bölgesel etkisinin kırılmasına dönük çabalar çerçevesinde güdümlü grupların şımarıklık boyutunu da aşan taşkınlıklarıyla iç sorunlarla uğraştırılmasının nedeni, yeni yönetimin Amerika-israil ekseninin istediği rotaya girmemiş olmasındandır.

Açıkçası Amerika, Mısır’ın yeni yönetimiyle model oluşturacak bir ilişki biçiminin gelişmesini hedeflemekteydi. Ayaklandırılan belli kesimlerin taşkınlıklarının hâlâ sürüyor olması ise yönetime karşı bir baskı unsurunun süreklileştirilmesine dönüşmüş durumda.

Mısır’da sokak soytarılığına oynayan kesimlerin bitmek bilmeyen taşkınlıkları, ordu-bürokrasi kademesindeki güçlü tabakanın yönetime rağmen süren tahribatları Mısır’da işlerin rayına oturması için daha çok zamana ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Yeni yönetim, şantajlara boyun eğmeden düzlüğe çıkabilirse bu, İhvan deneyiminin başarısı olacağı gibi aynı zamanda Batılıların Mısır üzerinden geliştirmek istediği “yeni model” oluşturma çabalarının da başarısızlığı olacaktır.

Gelelim israil’in “ÖZRÜNE!”

Aslında israil, özür diledi dilemesine ama öyle bir özür ki meşhur deyimle “Özrü kabahatinden de beter!” idi.

“Özürden” sonra Netanyahu’nun Facebook sayfasında yer alan özrün gerekçesi, meşhur tabirle “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” kuralını akıllara getirmekteydi.

Netanyahu’nun açıklamasında yer alan önemli hususlar şöyleydi:

“Benim Türkiye`den özür dilememin sebebi, Suriye`deki krizdir. Türkiye ile israil bölgesel meydan okumalar üzerine konuşabilmelidir. Türk-İsrail ilişkilerinde üç yıldır sürmekte olan ayrılıktan sonra, bu ilişkileri onarmanın zamanının geldiğine karar verdim. Etrafımızdaki gelişmeler bizi bölge ülkeleriyle olan ilişkilerimizi yeniden ele almamızı gerektirmiştir. israil`in geçen üç yıl içinde Türkiye ile olan ilişkileri düzeltme girişimleri olmuştu. Suriye`de an be an yaşanan gelişmeler benim bu kararı almamda büyük etken olmuştur. Değişen gerçekler, bölgedeki ülkelerle ilişkilerimizi yeniden ele almamızı gerektirdi. Suriye krizinin sürekli kötüleşmesi en önemli kaygımız.”

Mısır’ın belli bir politik tercihe zorlandığı, Hamas’a “iki devletli çözüm” modelinin dayatıldığı, Suriye eksenli gelişmelerin herkesi endişelendirdiği, israil’in güvenlik endişelerinin her geçen gün arttığı bir ortamda özrün gelmesi siyonist şefleri baldıran zehrini içmeye sevk etti.

Türkiye’nin israil’le ilişkilerinin kesilmesi zaten şartlı idi. İlkesel bir tutum değildi. Öne sürülen şartların israil tarafından yerine getirileceğinin belirtilmesi, sadece siyasi alanla sınırlı kesik ilişkileri yeniden normale döndürmeyi büyük oranda sağlayacaktır.

Bu durumda israil, her ne kadar özür dileyerek konumundan geri adım atmışsa bile Türkiye ile ilişkilerinin gelişmesine atfettiği büyük önem, bölgesel şekillenmede Türkiye’nin imkânlarından faydalanmayı ummakla ilgili bir durumdur.

Özrün elbette birden çok sebepleri vardır. Bunun israil’de keşfedilen doğalgaz rezervlerinin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılması gibi ekonomiyle ilgili önemli bir boyutu da vardır. Ancak güvenlik kaygısı, israil ve müttefikleri için en önemli sebeptir. Son yıllarda israil’in adı konulmamış bir siyasi tecride mahkûm olmuş olması zaten güvenlik kaygılarına yol açmışken Suriye’deki gelişmelerden de duyduğu aşırı güvenlik kaygısı Netanyahu’yu özür dilemeye sevk etmiştir. Netanyahu’ya göre bu kaygının bertaraf edilmesi, Türkiye ile geliştirilecek yeni ilişkiler ve yürütülecek işbirliğiyle mümkün olabilecektir.

Suriye’nin yanı sıra Türkiye’nin Hamas ve Mısır’la ilişkileri, yine siyonist rejim şeflerinin iştahını kabartmakta ve şartların israil lehine dönüşmesi için Türkiye’nin imkânlarından faydalanmanın hayallerini kurmaktadırlar.

Mursi yönetiminin dayatmalara boyun eğmeye razı edilmesi ve Hamas’ın iki devletli çözüm fikrine ikna edilmesi noktasında Türkiye’nin yapabileceği muhtemel katkılara bel bağlamaktadır.

Bu durumda Türkiye’nin özür sonrası yeni süreçte yükü daha da ağırlaşacak, zaten tartışmalı durumdaki bazı ilişkileri daha fazla sorgulanmaya başlanacaktır. İsrail’le ilişki içerisine giren her ülkenin kazançtan ziyade zarar gördüğü gerçeği, artık Türkiye’deki idarecilerin en fazla göz önünde bulundurması gereken gerçeklerden olacaktır.

Obama’nın son israil ziyaretinin en bariz meyvesi olarak beliren özür süreciyle ilgili siyonist rejimin bölgesel bazda devasa beklentileri oluşmuş durumdadır. Özelde her ne kadar Suriye sahası ön plana çıkmış olsa da Obama’nın ikinci mihmandarı Kral Abdullah’ın beliren “yeni tehlike” olarak “İhvan hilali”ni dillendirmesi, ABD’yle birlikte siyonistlerin yeni düşmanlık konseptini de açığa çıkarmıştır.

Bu durumda Türk yetkililerin siyonistlerin beklentilerine karşın takınacakları tavır, “Türk’ün ateşle imtihanı” kabilinden olacaktır.

Gelişen şartlar siyonizmin geleceğine şans tanımamaktadır. Siyonizmi kurtarma planlarına katkı sağlayacak her kim olursa olsun kaybetmeye mahkûm olacaktır. Umarız Türkiye, siyonizmin özür dilemeye yüklediği anlamın beraberinde getireceği büyük tehlikenin farkındadır.

Bölge ülkelerinin/halklarının önüne konan tehlike sepetinde ne “Şii hilali” ne de “İhvan hilali” vardır. Olsa olsa siyonizm ve siyonizme kol kanat gerenlerin oluşturduğu “boynuz” vardır.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Nisan 2013
 

 


Ali Özgür

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS