Koca adam olmadan kocamak nasıl bir şeydir bilir misin Bera?
Ya ayın on dördü tüm ışığıyla aydınlatırken geceyi, kainatın zifiri karanlığa gömülmesi nasıl olur?
Hem dizlerinin orta yerinden kırılması, adım atarken tonlarca ağırlığı kaldırırmışçasına takatinin yetmemesi...?
Baba!...dersem Bera, sen anlarsın bilirim.
Bera...
Yükü omuzlarına, bilmem kaç adam boyu büyük gelenim
Hüznü boyunu aşanım, gamı yüreğine dar gelenim
Ortadoğu’nun bitmez yangınında, bağrı dağlananım...
Koş!
Koşabildiğin kadar...
Gözyaşlarından kanatlarınla, acıyı, firakı delercesine koş!
Yaralarına merhem, yangınlarına ab-ı hayat olacak umuda...
Firakının arzı delik deşik ettiği yerde, umudu arasın gözlerin..
Kokla, sar, baba diye bas bağrına...
Hem umut nedir bilir misin Bera?
Tutarsan, tutunacak dalın
Sarılırsan, seni saracak sığınağın
Sürersen, yaralarına dermanındır...
Kaldır başını Bera!
Bak, Uhud' dan, Bedir' den yiğitler gelmiş babanın alnını öpmeye
Ve.. Artık her bir teli, dünya hazinelerinden daha kıymetli saçlarını ve yetim başını okşamaya...
Sabret Bera!
Yetimler efendisinin sabrıyla..
Hak ile doğrul, Rahman' a sığınarak dayan...
Ama bil ki!
Baba kokusunun boşluğunda açılan yarayı, ancak Cennet' in kokusu iyi eder, doldurur..
Tüm genişliğine rağmen, sana dünyayı dar edenlerin, asla erişemeyecekleri, genişliği yerler ve gökler kadar olan Cennet...
inzar
inzar