İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

“Ben Müslüman olursam bana ne var?”

2022-04-06
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Biliyorsunuz; “Ben Müslüman olursam bana ne var?” sözünün sahibi Ebu Leheb’tir, Peygamber Aleyhisselam’ın amcası Ebu Leheb. Birkaç defa Müslüman olmayı aklından geçirdiğine dair rivayetler var. Ebu Talib’in vefatıyla Peygamber (s.a.v) Efendimizi himaye edip koruyacak kimse kalmayınca bazı kişiler “bir amca olarak bu işi senin üstlenmen gerekir” diye Ebu Leheb’e duyurmuşlar. Bunun üzerine o da Rasûlullah’a gelerek bu soruyu sormuş, Efendimiz de “Diğer Müslümanlara ne varsa sana da o var” buyurunca Ebu Leheb öfkelenerek; “Yuh olsun! Beni öteki insanlarla bir tutan bu dine…” demiştir. Bu konu hemen geçiştirilmemeli, üzerinde düşünülmelidir. Beklentisi neydi Ebu Leheb’in? Mekke’nin ileri gelen, zengin, güçlü ve dolayısıyla kibir sahibi birisi olarak bir takım ayrıcalıklarının olması gerektiğini düşünüyordu. İleriki günlerde yeğeninin dininin gittikçe güçlü bir noktaya geleceğini görmüş olmalıydı ki şimdiden bir takım imtiyazları elde etmeliydi. Ebu Leheb’i biraz yakından tanıdığımızda göreceğiz ki onun beklentileri dünyevidir. Mademki Peygamber’in dinine girmek suretiyle onu himaye etmiş olacak, bu dine bir güç katmış olacak, o halde bunun bir getirisi olmalıydı. En azından Peygamber’in veziri, ondan sonra gelen ikinci adam olmalıydı. “Diğer Müslümanlara ne varsa sana da o var” cevabını alınca adeta öfkesinden kuduruyor. Bu bir insan tipi ve karakteridir. Şimdi bir başka insan karakterini de yakından görmeye çalışalım. Mekke döneminin son demleri, müşriklerle Müslümanlar arasındaki gerginlik artık son noktaya geliyor, işkence ve zulüm artıyor, Müslümanlar için artık Mekke çekilmez hale geliyor. Elbette rahat bir şekilde Allah’a kulluk yapabilecekleri bir yer bulacaklardır. Peygamber (s.a.v) İslam’a davet için Mekke’deki panayıra gelenlerin çadırlarını dolaştığı esnada Medine’den gelen beş kişi bu daveti kabul ediyorlar ve böylece İslam nuru Medine’de yayılmaya başlıyor, artık Müslümanların toplu halde nereye hicret edecekleri belli oluyor. Ertesi yıl Medine’den gelen seksen civarındaki Müslümanla Peygamber Aleyhisselam gizlice Akabe kayalıklarında buluşuyorlar ve orada tarihi Akabe Biatı gerçekleşiyor. Bu biatın maddeleri hepimizin bildiği gibi İslam’ın Kırmızı Çizgileridir. Fakat öyle bir madde daha vardır ki oldukça hayatidir; “Eğer bir gün Peygamber Aleyhisselam Mekke’den çıkmak zorunda kalır ve Medine’ye hicret edecek olursa ona kucak açıp kendi canları gibi koruyacaklarına” dair söz verirler. Bu çok önemli ve sorumluluk gerektiren bir maddedir. Medineli Müslümanlar da bunun farkındadır, sözleşme tamamlandıktan sonra ileri gelen Medineliler; "Ey Allah'ın Rasulü! Biz sana bu şekilde biat etmekle bütün civar Araplarla ve özellikle Kureyş'le savaş durumuna girmiş oluyoruz. Peki, sen bize ne vaat ediyorsun?" dediklerinde Rasulullah (sav) sadece "Cennet" demekle yetinmiştir. Medineli Müslümanlar “cennet” cevabını alınca tekbir getirerek çocuklar gibi sevinçlerini haykırmışlardır. Şimdi bu noktada şöyle bir duralım ve Ebu Lehebin “Ben Müslüman olursam bana ne var?” beklentisiyle bir kıyaslayalım. Hâlbuki Peygamber Aleyhisselam Medinelilere şu vaatlerde de bulunabilirdi. "Ben sizinle birlikte en kısa zamanda bütün bölgeye hâkim olacağım. Nice savaşlarda nice ganimetler elde edeceksiniz. Benim kuracağım devlet bünyesinde sizin kiminiz kumandan, kiminiz vali, kiminiz kadı, kiminiz zekat memuru vs. olacak, zenginleşeceksiniz" diyebilirdi. Nitekim bu şekilde olmuştur da… Hatta bu şekilde olacağını Rabbi O'na haber de vermişti. Fakat o bunların hiç birisini vaat etmemiş, sadece cenneti vaat etmiştir. Üstelik Allah (cc) üç yıl sonra vuku bulan Uhud savaşında Medineli Müslümanları bu anlamda imtihan etmiş, onlar da Peygamber Aleyhisselamı korumak için etrafında pervaneler gibi dönmüşler, müşriklerin hücumuna karşı onun etrafında çelikten bir duvar örmüşler, sadece o noktada sayısız şehit vermişlerdir. Diyoruz ki, acaba bizler de açıktan dile getirmesek de farkında olmadan Ebu Leheb gibi “Ben Müslüman olursam bana ne var?” dediğimiz oluyor mu? Elbette durup dururken bu soruyu sormayız ama İslami çalışmalarda, yapılanmalarda bir görev aldığımızda oraları bir basamak olarak kullanma ve sıçrama noktası yapma düşüncemizin olup olmadığını kontrol etsek, diyorum. İslam için koşuşturmamızın ve birazcık bedel ödememizin ardından nasıl bir beklenti içine giriyoruz? Ensar gibi cennete mi oynuyoruz yoksa…  
Mehmet Göktaş

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS