Baharımız uzak diyenler ne tarihi biliyorlar ne de çağı… Peki bahar ne zaman? Onu bilmek mümkün değil. Lâkin bahara doğru gidiyoruz ve Müslümanlar olarak bütün insanlığı etkileyecek bir bahar daha yaşayacağımız muhakkaktır.
Umutsuzluğun dört yanımızı sardığı bir zamanlar, sabırla bir yandan tarihe baktım bir yandan çağa. Tarih, sosyoloji, edebiyat, antropoloji, siyaset, fikir hareketleri… Kedimi mümkün oldukça meselenin dışında tuttum ve kubbenin tepesine çıkıp sabırla değerlendirmeler yaptım. Gördüm ki yeryüzünün yükselen yegana hareketleri “İslâmî hareketler”dir.
Dünya onları en şiddetli “sert güç”lerle bastırmaya çalışıyor, onlara en sinsi “yumuşak güç”lerle tuzaklar kuruyor, onların önüne ahmak kılavuzlar yerleştiriyor. Ama Rahman olan Allah’ın; çalışıp azmedeni, azmedip sabredeni ödüllendirmesi kanunu gereği, İslâmî hareketler bir şekilde askeri operasyonların hakkından geliyorlar. Askeri operasyonlara karşı olduğu kadar hızlı olmasa da “yumuşak güç” tuzaklarını da bir şekilde aşıyorlar.
Birkaç yıl önce sapı bizden olan bir düşman baltası, modern bir köle, Pentagon için hazırladığı “İmparatorluğun Çöküşü” adlı eserde “Ya Müslümanlar, ılımlılık ve iç şiddet sürecini aşarlarsa? İşte o zaman Batı imparatorluğu çöker.” diyordu.
Rapor mahiyetindeki kitabı okuyunca “Sübhanallah!” dedim, yılların araştırma ve değerlendirmeleri beni tam da bu kanaate ulaştırmıştı. Lâkin o kölenin iddia ettiğinden farklı olarak bizim kaygımız; öncelikle şu veya bu imparatorluğun çökmesi değil, yurtlarımızda Hakk’ı inşadır. Biz, yurtlarımızda Hakk’ı inşa edince batıl uzaklara kaçar ve eninde sonunda biz onunla hesaplaşırız.
Elhamdülillah, bugün dünya Müslümanları, Filistin’deki büyük mücadelenin de bereketiyle ılımlılığın ve aşırılığın ifrat ve tefridinden itidale doğru yol alıyorlar.
İtidal, Hz. Peygamberin ahlakıdır. Onun Ümmete öğrettiği edeptir. Edep; doğru ve hikmetli davranışın aynı zamanda güzel olmasıdır. Müjdeler olsun, Ümmet doğruyla beraber hikmeti de buldu ve şimdi edebin güzelliğini de buluyor. Davranış doğru iken az bir taraftar bulur, hikmetli iken onun taraftarları çoğalır, edepli de olduğunda cemaate, birliğe ve medeniyete ulaşır.
Bir zamanlar çok edepliydik ama dünyanın gerçeklerinden uzaktık, günün doğrularını ve hikmeti kaybetmiştik. Sonra günün doğrularını öğrendik, onu geç de olsa hikmet takip etti. Lâkin edebin güzelliği; kültürün patavatsızlığı ve uygarlığın bohemliği arasında sıkışıp kalmış, davranışlarımızdan uzaklaşmıştı. Bunun için “İslâmî hareketler” cazibesini yitirir gibiydi. Ama binlerce şükür olsun ki onu da yakaladık ve bugün zorluklarımıza rağmen hâlimiz insanlığı cezbediyor.
Ey kardeşim! İman, umutla yol alır. Umutsuzluk, imanın yol alışına karşı bir silahtır. Son yüzyılda herhâlde İslam dünyasına karşı umutsuzluktan daha etkili bir silah kullanılmamıştır.
Biz, çağa bakarken cehennemi fark ettik lâkin zemheriyi bilemedik; kafirin ateşli silahlarını tank, top ve uçaklarını görebildik, ama “yumuşak güç” denen öldürücü kimyasallarını göremedik. Bunun için sahte özgürlük metaforunu çözemediğimiz gibi, o metafora yönlendiren propaganda silahını da çözemedik. Kur’an’ı hakkıyla okumayınca Yahudi zihniyetini tanıyamadık, çağa doğru bakmayınca Yahudi’nin modern silahlarını da anlayamadık.
Vallahi, ruhlarımızı öldüren kimyasalların kitlesel katliamlara yol açanlarının başında umutsuzluk gelir. Aramızda umutsuzluğu yayan, üzerimize kitlesel imha silahlarıyla ateş edenden beterdir. Hem katildir hem cahil.
Kur’an’a bakın, umutsuzluğu yayanın doğru konuşmadığını anlarsınız, tarihe bakın doğru konuşmadığını anlarsınız ve bugüne bakın bir kez daha doğru konuşmadığını anlarsınız.
Bildiğim kadarıyla Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’in mücadelesi peygamberlerin mücadelesi içerisinde özellikle Mekke süreciyle en kısa süren mücadeledir. Çağımızın “hız” durumu bağlamında da O’nun ve aziz Ashabının mücadelelerinin yol alışı başlı başına bir mucizedir.
O mücadele bile kaç badire atlattı: Uhud, Reci, Bir-i Mauna… Sonra Ahzab kuşatmasının ayak sesleri… Yüce Peygamber, tam da bu arada bayramları ilan etti.
Bundan alınacak çok ders vardır: Mücadelemizin düşmanı, ye’s ve yastır. Mücadelemizin yol alışında olmazsa olmaz yakıtlarından biri ise umuttur.
Şöyle bir düşünelim: Koca bir dünya fethedildi ama Cemel ve Sıffin felaketiyle yüz yüze kaldık. Matematikten bakarsanız o felaketlerden sonra bir daha boynumuzu doğrultmamız mümkün değildi. Ama Hz. Peygamberin öğrettiği yüce strateji ile bir şekilde yol aldık.
İlk beş yüzyılın sonlarına doğru Büyük Selçuklu iç çatışması ve yeniden büyük kriz… Ama Kuşeyri, Gazzâlî gibi alimler yolumuzu aydınlattılar.
Haçlı geldi, o henüz topraklarımız ve denizlerimizde iken Moğol geldi. Uydurukçular, İslam’ın ömrü altı yüz ve birazdır, deyip bizi ürküttüler. Hâlimiz düşmanımıza umut verirken Necmeddin el-Eyyûb gibi bir önder sessiz bir ıslahat hareketi başlattı. Nûreddinler, Selâhaddinler yetişti. Melikü’l-Kâmil gibi dehalar zuhur etti; Melikü’s-Sâlih ve evladı Muazzam Turan Şah gibi büyükler küfrün ele başlarının boynunu kırdı.
Sonra Moğollar fitne tohumlarını ekmişken, Anadolu’nun en batısında Bizans topraklarının neredeyse içinde Şam’da eğitim almış bir şeyh, Şeyh Edebali; bir Türkmen aşiretiyle buluştu ve o buluşmadan Osmanlı hasıl oldu.
Yakın döneme bakacak olursak İslam’a karşı öyle tuzaklar kuruldu ki normal koşullarda her şey bitmeliydi. Ama öyle değil, Mısır’da bir ilkokul öğretmeni İmam Hasan el-Benna tarihin seyrini değiştirdi.
Şimdi, umutsuzluğu aramızda yayanların aksine emin olun, dünya küfrünün yegâne kaygısı İslam’ı durdurmaktır ve neredeyse durdurulamayacağı konusunda ikna olmuşlardır.
11 Eylül’den sonra Bush, İklim Değişikliği ile Mücadele programını İslam’la mücadeleye uyarlaması, İslam dünyasını tahrip etti. Onun yaptığı tek kelimeyle siyonist danışmanların oluşturduğu bir Haçlı Seferi’ydi. Bu seferi kolaylaştıracak olanlar ise çatışan uç (aşırı/radikal) Müslüman yapılar olacaktı.
Bugün o proje çöktü. Projenin tarafları Çin ve Rusya; Batı ile tersleşti ama İslâmî mücadele geri gitmedi. Aksine bütün yönleriyle ivme kazandı. Dünyada İslam’ı seçenlerin sayısındaki artışa bakarsanız bunu görürsünüz.
7 Ekim’den sonra Şam’da yaşananlarla birlikte bir kez daha ABD; Rusya’yı yanına alır da İslam’a karşı bir seferberlik başlatır mı?
İnanın başlatsa bile artık yapabilecekleri bir şey yok. Nitekim Rusya, Filistin için hiçbir şey yapmadı. 7 Ekim’den hemen sonra Putin, melun Natenyahu ile görüştü ve israil’in Şam’daki hedeflere yönelik hiçbir saldırısına karşı koymadı, hava savunma sistemlerini çalıştırmadı.
Yarın Rusya, küresel ittifaka dönse bile sonuç değişmeyecektir.
İnsanlık, İslam’a muhtaç. Bütün mesele, Medine’deki kemale ulaşmaktır, belki de Hucurat Sûresi’ndeki sırra ermek bizi yepyeni bir “Medeniyet Harekâtı”na doğru götürecektir.
Endişeler umutları öldürmüyorsa, umutlar galip gelecektir.
Anlayanlara müjdeler olsun!