İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
    • 263.SAYI
    • 264.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Aynadaki Yalan

2013-07-11
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Ey gafil insan, sana sadece imtihan için verilmiş bir nefeslik fani kuvvetine ve her an elden çıkıp gidebilecek gençlik, dinçlik ve sıhhatine aldanıp serkeşlik ediyorsun. Hayallerin ve uzayıp giden tûl-i emelinin peşinde sürüklenip gidiyorsun. Nereye ve niçin demeden, netice ve ...
“Enes (RA)’den rivayetle: ‘Peygamber (SAV) yere bir takım çizgiler çizdi. Sonra da çizgileri göstererek şöyle buyurdu: Bunlar insanın istek ve arzuları, şu da onun ecelidir. İnsan hayaller içinde yaşayıp giderken bir de bakar ki en yakın ölüm çizgisi karşısına gelivermiş!” (Buhari, Rikak 4)

Ey gafil insan, sana sadece imtihan için verilmiş bir nefeslik fani kuvvetine ve her an elden çıkıp gidebilecek gençlik, dinçlik ve sıhhatine aldanıp serkeşlik ediyorsun. Hayallerin ve uzayıp giden tûl-i emelinin peşinde sürüklenip gidiyorsun. Nereye ve niçin demeden, netice ve akıbeti hiç düşünmeden, şuursuz bir kütük misali girdabına kapıldığın akıntının içinde yuvarlanıp duruyorsun. Sanki hiç hasta olmayacak, yaşanmayacak ve ölmeyecek gibi dünya denilen garip rüya âleminde; anlık lezzetlerin ve gevezeliklerin içinde vaktini, sana imtihan için emanet edilmiş nadide ömür sermayesini heba edip gidiyorsun.

Soracak olsalar sana, güya hayatını yaşıyorsun. Nasıl olsa hayatı bedava buldun ya, har vurup harman savuruyorsun. Gençliğine ve anlık sıhhatine güvenerek tozu dumana katıyorsun. Gözlerini dünyaya dikmiş nice hayaller kuruyorsun.

Ey şaşkın! Sen kendini ne sanıyorsun? Sen sadece gelip geçici muvakkat bir emanetçisin, kendine ait hiçbir şeyi olmayan kocaman bir hiçsin! Bil ki sen fanisin, bu âleme ait değilsin. Haddizatında aldanan gafil bir cenaze gibisin. Kısacası ölüsün yani. Ölümü kendine hiç yakıştıramadın değil mi? Ölüm deyince rengin değişti, tansiyonun yükseldi. Ölüm senden çok uzak, hep başkalarına gelir değil mi? Hâlbuki sen şu anda da ölüsün, ama farkında ve şuurunda değilsin. Anlık hazların zifiri karanlığında yolunu ve ışığını kaybetmiş, nerede ve ne halde olduğunu dahi bilmeyen zavallı bir gafil ve dahi cahilsin. Ama her şeyi de bildiğini zannedersin. Her şeyi bilirsin ama ölümü hiç bilmezsin, hiç anmak da istemezsin.

Gençsin, dinçsin, kuvvetli ve sıhhatlisin; istediğin her şeyi yapabilirsin değil mi? Belki de aynaya bakınca “var mı benim gibisi” diye geçiyordur içinden. Aynadaki görüntünün aldatıcı bir yalan olduğunu hiç düşünmeden… Bir mum ışığı kadar şu dünyada ömrün var. An be an geçen zamanla ölürsün azar azar.

Ey yaşadığını sanarak aynadaki yalancı görüntüye kapılıp aldanan gafil ölü! Akıntısına kapıldığın dünya, aynaya yansıyan ve bakanları hipnotize edip aldatan kuyruklu bir yalan! Var gibi görünse de aslında yok ve hiç hükmünde… Yani varlığı hükümsüzdür, çünkü fanidir, kalıcı ve devamlı değildir. Gelip geçen kaybolup giden fani bir gölge, şekil ve suretten ibaret anlık bir rüya… İşte aldanıp gönül bağladığın yalan dünya! Şu benim deyip durduğun ve üzerine nice hayaller kurup anlık hazlarıyla avunduğun çimsi gövden de yalan! O gövdenin bir tek hücresi bile sana ait değil. Ama sen ömür boyu aynadaki yalana bakarak benim deyip durursun. Derken bir gün o bakmaya doyamadığın gövdenle birlikte kendini karanlık bir kabirde bulursun. O zaman daldığın uykudan uyanıp işin hakikatini ayn’el yakîn görüp anlarsın. Yalancı gölgeler kaybolup gidince hakikatle baş başa kalır gerçeği anlarsın.

Ey kendini canlı sanan gafil ölü! Aynadaki yalana baka baka gözlerin kamaşmış, kalbin katılaşıp kararmış da yalanı gerçek sanıp aldanmışsın. Etrafında dolaşan etten-kemikten şekil ve suretlere bakıp hayaller kuruyorsun ve ölü olduğunu unutuyorsun. Yahu, kardeşim o gördüklerin gerçek değil sadece ibretlik birer hayal… Yanılsama gibi bir şey; bir an var, bir an yok! Bir zamana kadar toprağın üstünde yürür gibi görünür, sonra da toprağın altına gömülür. Niçin, çünkü artık o sadece bir ölüdür! Aslında onu gömenler de ölüdür ama ölü olduklarını şimdilik idrak edemezler. “Biz canlıyız, yaşıyoruz” diye sevinirler. Etten-kemikten seyyar tabutların içinde bir müddet daha gezip dolaşarak, gülüp oynayarak vakit geçirip yaşadıklarını zannederler. Sonra diğer cenazeler gibi toprağın altına girince onlar da gerçeği görürler.

“Bu dünyada hakikat, suretlerle örtüldü
Gerçek hayata geçiş, ölüm diye göründü
Bize ölüm görünen, aslında diriliştir
Şu geçici konaktan, gerçek eve gidiştir”

Hakikat nazarında dünya; dar-ı fena yani gaflet, hasret, mevt ve nedamet diyarıdır. Aldanış yurdudur. Nice keder ve belalarla dolu, ölüm ve hayatın iç içe ve birlikte olduğu kocaman bir kabristandır. Dünya halkı da hakikatte mevtadır. Bir müddet zaman beden denilen seyyar bir tabutun içinde dolaşırlar sonra varacakları yer kara topraktır. Ama ne var ki gafil insan; akıbeti bile bile anlık görüntü ve dekorlara aldanır, anlık hazların sarhoşluğuyla oyalanır, dünyada ebedi kalacağını sanır. Ekseriyetle insanlar ömür boyu dünya serabının peşinden koşturur dururlar ve kafayı mezar taşına vurmadan uyanamazlar.

“Ölüm, haktır!” hadis-i şerifi misdakımızdır. Ölümün hakikatini anlatan daha nice nebevi beyanlar vardır. Doğrusu ölüm, şu fani dünyada en mühim hakikattir. Halkın tabiriyle, “Bu dünyada ölümden başkası yalandır.” Öyle ya, maden ki ölüm var o halde ölümden başkası yalandır. Bu dünyanın kendisi de aynaya yansıyan kocaman bir yalandır.

“Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi…

Mal da yalan, mülk de yalan, var git biraz da sen oyalan!” diyerek hulasa-i kelam eylemiş Yunus.

Değil mi ki ölüm var dedikten sonra dünyada iman ve salih amelden başkası yalan, dolan ve aldanış metaı. Oyuncak ve dekor… Devamı olmayan gölgeler, envai çeşit rengârenk şekil ve suretler. An be an zuhura gelir, sonra kaybolup giderler. Zaten ölüdürler; tıpkı rüya gibi bir an görünürler, sonra aldatıcı bir serap gibi zail olup gidiverirler. Dünya çölünde bir müddet rehgüzâr olan her yolcu, gördüğü serapları su sanır ve aldanır. Ömür boyu serapların peşinden koşar durur. Bir gün ansızın kendini kabir âleminde bulur ve dünya rüyası yalan olur. Seraplar ve oyuncaklar hep gözden kaybolur. Dünya rüyası biterken hakikat aşikâr olur. Kim anlamış, kim aldanmış orada belli olur.

Ey ruh kardeşim! Artık uyan, hakikati anla, yalan dünyaya güvenip aldanma! Anlık hazlarına, görüntü ve dekorlarına, kaybolup giden seraplarına gönül bağlama! Resul-i Zişan(SAV)’ın tavsiye buyurduğu üzere: “Dünyada bir garip veya geçip giden bir yolcu gibi ol! Sabaha çıktığında akşamı, akşama ulaştığında da sabahı bekleme! Sağlığında iken (salih amellerle) ölüm ve sonrası için hazırlan! Kendini kabir ehlinden say!” (Buhari, Rikak 3)

Ey ruh kardeşim! Etrafındaki sahte ışıldamalara bakma, biz hakikatte ölüyüz. Ama dünya gözüyle bakınca garip bir yanılsamayla diri gibi görünürüz. Aslında hakiki diriler, kabirdekilerdir. Bizler, bir vakte kadar toprağın üstünde gezen cenazeleriz, dirileceği günü bekleyen uyurgezerleriz. Dünya rüyasına dalmış vaziyette beklemekteyiz. Bir gün elbette dirileceğiz ve gerçeği göreceğiz ve hayretle “Meğer biz dünyada yaşadığını sanıp aldanan gafil birer ölü imişiz ama o zaman hakikati idrak edememiş, gaflet rüzgârına kapılıp gitmişiz” diyeceğiz. Işık hızı hesabına vurulduğunda azami insan ömrü, on saniyede biter. En uzun rüyalar da en fazla birkaç saniye sürer. Zaman ve mekân şuurumuzu perdeler. Hakikat nazarında zaman, bir an-ı vahiden ibaret. Ölüm, zaman ve mekân duvarını yıkınca işin hakikati ortaya çıkar, insan gerçeği anlar. “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar!” buyurulduğu gibi vaktinde uyanmak nasibimiz olsun.

Ey gözlerini dünyadan ayıramayan gafil can! Sokakta yürüyen leşlere bakıp aldanma! Onları canlı sanma, çoktan ölüp gitmişler ama öldüklerini bilmezler. Gece yatakta gündüz ayakta uyurgezerler, nerede ve ne halde olduklarını bilmezler. Deccalın narkozunu yemiş vaziyette, gaflet ve cehalet karanlıklarında üç beş gün ömür sürüp giderler. Diri görmek istersen kabristana git! Sokakta gezen ölüleri bir de teneşirde gör, hangisi gerçeğin resmi sen karar ver. Kabre girince o allı pullu suretlerden geriye ne kalır? Demek ki sırma saçlar keman kaşlar hep yalanmış. Dünya gözüyle bakan gafiller bir yalana aldanmış. Ve aldandığını teneşirde anlamış.

Ah gafil kardeşim! Daha sana ne diyeyim, bu hakikat hali hangi kelimelerle ifade edeyim bilmiyorum. Tabutunu sırtında gezdiren cenazeler, kafayı mezar taşına vurmayınca öldüklerini bilmezler. Hâlbuki şu anda da ölüler ama aynadaki yalana bakıp kendilerini diri zannederler. Giydikleri elbiselerin kefen, gövdelerinin tabut, dünyanın da kocaman bir kabristan olduğunu fark edemezler. Adama, “Sen yürüyen bir ölüsün!” desen hemen itiraz eder, belki de kavga eder. Mutfakla yatak arasında geçen zamanı hayat kabul ederek kendisini yaşıyorum zanneder. Gönül gözü hakikate kör olunca cisim gözü nasıl görecek? Kalp ölünce beden diriliği ne ifade edecek? “Dikkat edin, sadece gözler kör olmaz; asıl kör olan sinelerdeki kalblerdir!” (Hac Suresi: 46)

Dünya aynası gerçeği yansıtmaz. Dünya gözüyle bakanlar kolayca yanılır ve aldanırlar. Aynadaki yalanı gerçek sanıp gönül bağlarlar. Nitekim insan rüyasında da gördüğü suretleri gerçek sanır aldanır. Uyanmadıkça hakikat anlaşılamaz. İşte dünya hayatı da ebedi hayata nispetle bir tür rüya gibidir. Gece yatakta gündüz ayakta ve sokakta devam eden bu rüya, bir gün ansızın biter ve insan hakikati ancak perdeler açılınca idrak eder ve “Eyvah, nasıl da fani bir rüyaya aldanıp kalmışım!” der. Geç kalmış bir figanın kimseye faydası olmaz elbet. Marifet; hakikati vaktinde görebilmek, kazanma ve kurtulma fırsatı varken adım atıp yola çıkabilmektir.

Asıl endişe, şuur ve manadan uzak; yaşayan bir ölü olmaktır! Şuursuz cismani bir hayat, hakikatte ölümden bin kat beterdir. Şuursuz adam yürüyen cenazedir. Hakikatte halkın korktuğu ölüm ise cisim kafesinden kurtuluş hamlesinin ismidir.

“Ölüm öldürmez bizi, kırar cism-i kafesi
Yeni bir hayat başlar, hemen ölüm ertesi
Kabirdeki ölüler, bizden daha diriler
Sanma ölüp gittiler, görürler, işitirler”

Yusuf Akyüz / İnzar Dergisi – Temmuz 2013
 

 


Yusuf Akyüz

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS