Anadolu topraklarında ise ilk defa medreseleri Selçuklular 12. asırda inşa ettiler. Selçuklularda ilk medrese Tuğrul Bey (- 1063) tarafından Nişabur’da, 1046’da Saraçlar Pazarının yakınında kuruldu. Bundan önce Ebu Hatimü’l-Busti kendi kütüphanesini medrese haline getirmiş, yanına da yabancı talebelerin barınacakları bir yer yaptırmıştır. Nişabur’da Şafii fakihi Nişaburi için de bir medrese yapılmıştı. Büyük Selçuklular döneminde ünlü vezir Nizamülmülk`ün kurduğu ve eğitim ve öğretim konusunda çağına damgasını vuran Nizamiye Medreselerinin ilki 1065 yılında Bağdat`ta açıldı. Alparslan (1063-1072) ve Melikşah’ın (1072-1092) vezirliğini yapmış olan Nizamü’l-Mülk (1063-1092) tarafından Bağdat’ta kurulan bu medrese Dicle kenarında idi ve inşası iki yıl sürmüştü. Nizamü’l-Mülk, daha sonra, Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Basra, Merv, Taberistan, Musul gibi merkezlerde medreseler yaptırmıştır. Burslu ve yatılı olan bu medreseler herkese açık, örgün ve parasız kurumlardı. Selçuklular Konya, Kayseri, Sivas, Ankara gibi merkezlerde de çok sayıda medrese açmışlardır.
Nizamiye Medreselerinde okutulan derslerin Kur’an, Hadis, Fıkıh, Tefsir, Kelam gibi ilimlerden müteşekkil nakli ilimlerdir. Bunlarla beraber Nizamiye Medreselerinde müspet, lisanî ve felsefi ilimlere de yer veriliyordu. Tıp, Astronomi, Matematik, Tabiiyat, Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Felsefe ve Mantık gibi dersler burada ders olarak okutuluyordu.
Bu dönemlerin önemli medrese yapı tarzları gelişmiş iki katlı bu örneklerden oluşmuştur. Bunlarla beraber avlulu medreselerde Anadolu da göze çarpmaktadır. Avlulu medreseler grubunun ilk örnekleri Artuklu yapısı olarak Mardin ve Diyarbakır’da karşımıza çıkmaktadır. Bu örneklerden sonra, Kayseri’de Çifte Medrese ile Sivas Keykâvus medreseleri 13.yüzyılın başında iki değişik uygulama olarak dikkati çekmektedir. Her ikisi de tıp medresesi ve hastahanesi olarak bitişik iki yapıdan meydana gelen bu örnekler, türbeleri, figürlü kabartmaları ve boyutlarıyla dikkati çekerler. Konya’da Sırçalı Medrese, Akşehir Taş Medresesi, Kayseri Huand gibi örneklerden sonra Sivas’ta 1271’de yapılan üç medrese, bu tipin en güzel örnekleridir. Sivas Gök Medrese, Sivas Çifte Minareli Medrese, Sivas Buruciye Medresesi, Erzurum Çifte Minareli Medrese’de önemli medrese yapılarıdır.
Anadolu Selçukluları ile Beylikler döneminde de önemli sayıda medreselerin açıldığını görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devletinde medreseler, Büyük Selçukluların devamı niteliğindeydi. Fakat medreseler arasında gerçek anlamda ihtisaslaşma Anadolu Selçuklu Devleti’nde görülmekteydi. Mesela, Konya’da İnce Minareli Medrese’de Hadis, yine Konya’da Sırçalı Medrese’de Fıkıh, Kayseri’de Çifte Medresede Tıp, Kırşehir ve Kütahya Medreselerinde Heyet ve Yıldız bilimleri öğretimi yapılıyordu.
Daha sonrasında Osmanlılarda da medrese geleneği devam etmiştir. İlk Osmanlı medresesi, İznik’in fethinden sonra İznik’te 1330-31 yılında Orhan Gazi tarafından kurulmuş olan Orhan Gazi Medresesidir. Medreseye Sultan Orhan Gazi tarafından Kozluca Köyü ve çevresiyle birlikte İznik şehrindeki evler vakıf olarak bağlanmıştır. Vakıf gelirlerinin altıda biri talebelere, geriye kalan gelirleri de müderrislere tahsis edilmiştir. Bu ilk medresenin müderrisliğine ise zamanın büyük âlim ve mütefekkirlerinden Şerefüddin Davud-ı Kayseri tayin edilmiştir. Osmanlının ilk Şeyhülislâm’ı olma sıfatını taşıyan Şemseddin Mehmet bin Hamza el-Fenari, bu medreseden yetişmiştir.
Osmanlı medrese sistemi ilk devirde Anadolu Selçuklu ve Anadolu Beylikleri medrese sisteminin devamı olarak ortaya çıkmışsa da ilk olarak Yıldırım Bayezid (1389-1402) ve II. Murat (1421-1451) devrinde medreseler üzerinde bir derecelendirmeye ve düzenlemeye gidildiği bilinmektedir. Osmanlı medreseleri özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde (1451-1481) belirgin bir sistem üzerine oturmuştur. Bu devirden sonra medreselerde külliyelerin varlığı göze çarpmaktadır.
Osmanlı medrese sisteminde ikinci en büyük gelişme Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) devrinde meydana gelmiştir. Kanuni, ordunun tabip, cerrah ve mühendis ihtiyacını karşılamak üzere bir Tıp medresesi ve Darüşşifa, Riyaziyat öğretimine mahsus dört tane medrese, ayrıca Hadis alanında lisansüstü düzeyde öğretim yapan bir de ihtisas medresesi Darü’l Hadis kurmuştur. Kanuni devrinde yapılan düzenlemeyle öğretim ilk medreselerinden sonra iki kola ayrılmıştır. Birincisi Sahn-ı Seman medreselerinde Hukuk, İlahiyat ve Edebiyat dallarında yapılan öğretim, ikincisi ise Süleymaniye medreselerinde Riyazat ve Tıp alanlarında yapılan öğretimdir. Bunların hepsinin üzerinde "Hadis" alanında yapılan lisansüstü öğretim yer almaktaydı.
Cumhuriyetin kuruluşuna kadar devam eden bu medrese geleneği 03.03.1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun birinci maddesi olan "Türkiye dâhilindeki bütün müessesat-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekâleti’ne merbuttur" ifadesi ile Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış ve zamanın Millî Eğitim Bakanı Vasıf Bey de 13.03.1924 tarihli genelgesiyle medreseler üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak medreseleri kapatmıştır.
Daha sonraki yıllarda cumhuriyetin ilk kadroları medrese eğitimini zor ve baskılar ile engellemişlerdir. Anadolu’nun birçok yöresinde dini eğitim gizli saklı ve kuytu köşelerde el altından devam etmiştir. Karadeniz usulü ve doğuda var olan Kürt Medreseleri cumhuriyet tarihinin önemli medrese ayaklarıdır.
Karadeniz usulünün en önemli ayağı 1959 yılında açılan Fatih Medreseleridir. Bu usulde Arapça için okutulan kitaplar sırayla: Emsile, Bina (sarf) Avamil (nahiv) Maksud/İzzi (sarf) İzhar, Kafiye, İsa goci (mantık), metni alaka (mecaz), velediyye (münazara), Molla Cami [yalnızca1/5`i](nahiv felsefesi) Telhisü l-miftah (belagat). Bunlar temel ortak kitaplardır. Bütün medreselerde mutlaka okutulur ancak bunlar haricinde arada bazı farklı kitaplar konmuş olabilir, şerhlere girilmiş olabilir. Mesela bazı medreselerde Avamil akabinde Tuhfetül Avamil, İzhar okurken Eyyubi, Adalı, İzhar ile Kafiye arasında Kavaidü l-irab (nahiv) Molla Cami esnasında Muharrem, Akdünnami, Abdülğafur, Abdülhakimi, Telhis esnasında Muhtasarü l-Meaniyi, El-Kavlü`l-Ceyyid`i okutan/mütala ettiren medreseler de vardır. Karadeniz usulünde Emsile, Bina ve Avamil kitapları baştan sona ezberletilir. Bazı medreselerde buna izhar ve kafiye de katılır. Diğerlerinde metin ezberine ilaveten mefhum (tercüme) ezberi de vardır; bina mefhumu, Maksud Mefhumu, İzhar Mefhumu talebeye ezberlettirilir ve ezberler dinlenir.
Kürt medreselerinde ise Emsile, Bina, İzzi ve şerhi: Saduni, Şerhü l-Muğni (nahiv) Acurumiyye Şerhi: Kevakib-i Dürriye, Kavaidü l-irab şerhi: Hallu l-Me’akıt, Şerhü l-katru’n Neda, Elfiye Şerhi: Süyuti, Kafiye Şerhi: Molla Cami (2/3si) Muğni’t-Tulap (mantık) Kavli Ahmet (mantık) Fenari (mantık) Şerh-i Süllem (mantık) Velediyye (münazar), İsam Şerhi: Feride (mecaz) Risale-i Vadıh (vad`ıyye) Tahrir Kavaidil Mantkıyye (mantık) Telhis Şerhi: Muhtasaru’l-Meani (belagat) kitapları toplam 7 seneye yakın süre içerisinde okutulur.
Kürtçe ve Arapça eğitim yapılan bu medreselerde Molla Mustafa Barzani, Said Nursî, Şeyh Said, Sadreddin Yüksel ve Muhammet Şefik el-Arvasî gibi tanınmış isimler yetişti. Bu bölgenin en önemli medrese ayağı Nurşin Medreseleridir. Nurşin Medresesi’nin kolları Hınıs, Okhin, Taşkesen, Cezni, Zokayd, Hazro, Çokhreş, Tillo, Kasrik ve Kamışlı-Suriye’deki Tel Maruf’tur. Norşin’de 19. yüzyıla kadar etkili olan tarikat Kadirîlikti; 1880’de Şeyh Abdurrahman burada ilk medreseyi kurmuştur. Şeyh Abdurrahman’ın medreseyi kurmasıyla birlikte bölgede mevcut olan aile ve aşiretler arası geçimsizlik sona ermiştir. Şeyh Abdurrahman Seydâ lakabını aldı, ardından kendisine bağlı 19 halife tayin etti. Şeyh Abdurrahman vefat edince yerine damadı Şeyh Fethullah el-Werkanasî geçti; Werkanasî, vefatından önce kendi halifesini seçti, bu Şeyh Ziyaeddin’di, yani Hazret... Hazret, geniş bir mürid topluluğuna ulaştı.
Nurşin Medreselerinde Molla Abdülhakim Arvasî, Şeyh Fethullah el-Warkanasî, Şeyh Alaaddin, Şeyh Şefik Arvasî (Sultanahmet Camii eski imamı), Sadrettin Yüksel (Metin Yüksel’in babası), Halil Gönenç (Urfa eski müftüsü), Ali Arslan (Tekirdağ eski müftüsü), Ahmet Meylanî (Hidaye mütercimi), Mazhar Taşkesenoğlu (İbn Âbidin mütercimi), Mehmet Emin Er Hoca, Molla Hasib Seven (Kozluk eski müftüsü), Molla Muhammed Şirin (Çanakkale eski müftüsü), Molla Âbidin (Beykoz eski müftüsü), Şeyh Halid, Şeyh Âsım, Molla Salih el-Bohtî, Molla Muhyeddin, Molla Muhammed Mehmet Çağlayan Hoca (Muş ve Niğde eski müftüsü), Molla Abdülkerim Saruhan (Bitlis eski müftüsü), Molla Bedreddin Sancar(Tillo-Siirt âlimlerinden),Molla Burhan (Tillo âlimlerinden), Molla Sadullah(Tillo âlimlerinden), Muhammed Raşid Erol (Menzil âlimlerinden), Seyyid Abdülbakî Erol (Menzil âlimlerinden) gibi önemli zatlar yetiştiler.
Günümüzde hala devam eden bu gelenekte özellikle Tillo medreseleri önemli bir yere sahiptir. Tillo`da şu anda bine yakın öğrenci tedrisat görmektedir. Tedrisatını bitiren talebeler ülkenin değişik yerlerinde medreseler açmış ve buralarda arpça ilmini okutmaktadırlar.
Günümüz medrese geleneğinin en önemli sorunu pozitif ilimlere fazla önem verilmemesi ve tedrisatın müspet ilimlere hasredilmesidir. Fakat bu konuda da yavaş yavaş kimi çalışmaların var olduğu unutulmamalı ve ümmetin geleceğinde medrese eğitiminin önemli bir yerinin olduğu gerçeği akıllardan çıkarılmamalıdır. Medreseler ilk kuruldukları dönemlerdeki asli fonksiyonunu kazandıkça İslam ümmetinin geleceğinin inşasında daha fazla söz sahibi olacaklardır.
Zülfikar Fırat / İnzar Dergisi – Temmuz 2013
Zülfikar Fırat