İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
    • 260.SAYI
    • 261.SAYI
    • 262.SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

Allah’ın verdiği ve va’dettikleri şevk için yeterlidir

2020-02-12
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ ﴿١﴾  وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ ﴿٢﴾  اَلَّـذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ ﴿٣﴾  وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ ﴿٤﴾  فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ ﴿٥﴾  اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ ﴿٦﴾  فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ ﴿٧﴾  وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ ﴿٨﴾   Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Ve senin şanını yüceltmedik mi? Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var. O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız rabbine yönel. İnşirâh Sûresi  (1 - 8) İnsanlık hayatı gelgitlerle sarmalanmıştır. Bazen bahardaki mavi gökyüzü kadar berrak ve sakin, dalgaları alınmış bir deniz kadar durgun bazen de kaos, fırtına ve dağdağalarla dolu oluyor. Bir savaş sahnesi kadar allak bullak... Toplumlar açısından da bu böyle, insanın bireysel hayatı için de psikoloji/halet-i ruhiyesi açısından da bu böyledir. İslam âlimlerinin iman için; azalıp artabilen bir hakikattir, demeleri bu gerçeği yansıtıyor, buna işaret ediyor. Hatta en üst mertebedeki Allah dostları bile bu hakikatten yüzde yüz emin değiller. Hz. Rasullullah (s.a.v) Efendimizin nübüvvetin evvelinde vahiyle ilgili yaşadıkları da bu minvalde ele alınsa yanlış bir değerlendirme olmaz sanırız. Her hakikat hakkında projeleri olan İslam’ın bu konuda da söyleyecek çok sözü, çözüm sunan çok projeleri var. Bu projelerden biri de konumuzun merkezini oluşturan yukarıya aldığımız ayet-i kerimelerdir. Hatta bir bütün olarak İnşirah Suresi İslam’ın bu alandaki projelerinden biridir. Davetçi her şeyden önce bir insandır, beşerdir. Öyle ise insanın ruhuyla ilgili her şey onun da ilgisi dahilindedir. Bir insan olarak davetçi, hayatın her gerçeğiyle birebir muhataptır.  Onun da hayatı gelgitlerle doludur. Durgun bir deniz kadar sakin ve sükûnet içinde olan anları olduğu gibi fırtınalı, dağdağalı zamanları da vardır. İmanın tadını zirve noktasında tattığı ve buna göre ilerleyip öne atıldığı anlar olduğu gibi, içine kapanıp kendini kilitleyen anları da aynı şekilde mevcuttur. Onu içerden sarsan, onu davet yolunda geriletip bir noktaya çakılmasına neden olan hatta Allah muhafaza bazen vartalara-darboğazlara savrulmasına neden olan hallerle karşı karşıya geldiği anları oluyor ve olacaktır. Bu bazen iman noktasındaki zafiyetlerden kaynaklandığı gibi bazen de hissedilen yükün ağırlığından veya başka herhangi bir sebepten de kaynaklanıyor olabilir. İşte bu sure-i celile aslında tam da bu konulara parmak basıyor. İnşirah suresi her ne kadar özel olarak Hz. Rasulullah (s.a.v)’a hitap olsa bile Efendimiz (s.a.v)’in şahsında her mümin kulun da kendini muhatap kabul edeceği ve kendi payına düşen çok hikmetler alabileceği bir kaynaktır. Rasulullah (s.a.v)’e olan özel hitabını bu yorumumuzun dışında tutarak söylüyoruz. Zira bu hitabın Efendimizi neye karşı uyardığını ve gerçek olarak Onun halet-i ruhiyesi ile ilgili nasıl telkinlerde bulunduğu Ona özeldir ve bizim gerçek manada bunu idrak edip anlamamızın takatimizden uzak olduğuna inanıyorum. Ama bize olan hitabına gelecek olursak, aslında mümin davetçinin şevkinin kırılmaması, ruhi sıkıntıların etkisinde kalmasının olmaması gerektiğini hatırlatıyor. Zira bir mümin için aslında Allah ruhi sıkıntının tüm yollarını kapatmış… Sure-i celile bir müminin şevkini kırıp onun atıl kalmasını sağlayan unsurların aslında ortadan kaldırıldığını ifade eden üç maddeye doğrudan üç maddeye dolaylı olarak işaret etmektedir:
  • اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ (Biz Senin kalbini açıp gönlüne ferahlık vermedik mi?)
Sadrın şerh edilmesini müfessirler; فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ  “Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar...” (En'âm Sûresi 125) izah etmişler ki bu izah her müminin özellikle de davetçi müminin İslam ile müşerref kılınmış olmasının onun gönlünün Allah tarafından genişletildiğine işarettir. Bir insanın şevk ve heyecanını kıran en önemli etken olan bunalımlar bir mümin için asgari düzeyde olmalı. Zira Allah tarafından ferahlatılmış bir gönül sahibidir mümin… Başka bir şekilde izah edilecek olunursa, ruhi sıkıntıların kıskacında kıvrılmaması için müminin iman yönünden sürekli takviyeye ihtiyaç duyduğunun bilincinde olmalı ve imanını takviye edecek unsurlara çokça-her fırsatta yönelmelidir. İmanı takviye edecek kalbî, bedenî ve malî ibadetlerin detaylı açıklamalarıyla doludur İslam külliyatı…
  • وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ اَلَّـذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَ (Senin yükünü senin sırtından indirmedik mi? O yük ki senin belini büküyordu.)
İnsanın ümidini ve şevkini kırıp onu çaresiz bir şekilde elleri böğründe bir kenarda oturmasına neden olan etkenlerden biri de yükün ağırlığı düşüncesi… Davetçi, karşısında duran devasa küfrî ve ilhadî kuvvetlere bakıp baş etmesinin takatin üstünde olduğu zehabına kapılabilir. Ayrıca muhatap toplumda kökleşen hastalık derecesindeki münkeratın izalesinin kendi takatinin çok üzerinde olduğu fikrini de şeytan sürekli olarak telkin edebilir. Donanım yetersizliği, dost ve yardımcılarının azlığı ve bunların bir türlü üzerlerinden atamadığı zafiyetler davetçiyi ümitsizliğe sevk edebilir ve şevk ve azmini kırabilir. Oysa Allah azze ve celle davetçiyi zaferden değil çalışmaktan mesul tutmuş. Üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdikten sonra tek bir insanın bile onun çağrısına icabet etmemesi onun elde edeceği mükafata halel getirmez. Allah Rasulü (s.a.v)’nün kıyamet günü sancağı altında tek bir ferdin dahi bulunmadığı peygamberlerden haber vermesinin bir hikmeti de budur. Üstelik şöyle bir gerçek var. “Allah hiç kimseye taşıyamayacağı bir yükü yüklemiş değildir.” Eğer davetçi yükün takatin üstünde olduğu zehabına kapılırsa bunun şeytanın ve şeytanî güçlerin vesvese olduğunu bilmeli. Zira ilk ayeti tefsir eden müfessirler; “Efendimiz eliyle tebliğ edilen dine imanın kalbe ferahlık verdiği gibi, gönle ferahlık olarak tasvir edildiği gibi, şeriatının hükümlerinin de insan gönlünü sıkıştıracak özelliklerde olmadığını tam aksini kolaylık dini olduğu” şeklinde ek yorumlar da getirmişler.
  • وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (Senin şanını yüceltmedik mi?)
Şanın yüce olması yani saygın bir kişiliğe sahip olmak. Her insanın neredeyse tüm çabalarının merkezine oturan bir hakikat… bu kibir ve ucb hastalığından ayrı bir şeydir. Ve her mümin için Allah azze ve celle tarafından garanti edilmiştir. Zira mümin evvela Allah katında saygındır. Hz. Rasulullah (s.a.v) bu hakikati; “Mümin Allah katında Kabe’den daha değerlidir.” Hadisi ile ilan etmiş. Gök ehli arasında saygındır ve Allah’ın dostlarının nezdinde saygındır, şan ve şeref sahibidir. Sadece vitrinlerinde saygın gibi gözüken ama insani tüm değerlerden yoksun insanların zanlarında saygın olup olmaması onun o kadar önemli olmamalı… Hem dünyayı ellerinde bulundurduklarını ve insanları istedikleri gibi yönlendirdiklerini iddia edenlerin davetçinin ufak bir kıpırdanışından ürkmelerinin ve telaşa kapılmalarının aslında davetçi müminin saygınlığının ve bu saygınlığın oluşturacağı etkinin en büyük delillerinden biridir.
  • فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ (Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var.)
Davetçinin bilmesi gereken dördüncü husus da bu… İnsanın nefsi ve şeytan sadece olumsuzluğu göstermeye çalışır. Oysa hakikat farklıdır. Davet zor bir görevdir, bu doğru ama davetin zorluğunun yanında o kadar çok güzel meyveler var ki bu davet vazifesinin zorluğunu kat be kat aşan hakikatlerdir. Davetçi bunları görmeyi başarsa, nefsinin engellerini aşıp bunlara odaklansa o devasa zorlukların kendisi için ne kadar kolaylaştığını rahat bir şekilde müşahede edecektir. Ayrı davet görevini aksatması halinde (Allah muhafaza) bedelinin davetin zorluğundan ne kadar da katbekat fazla olduğunu ilmel yakin görecektir.
  • فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ (O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.)
Bu ayet-i kerime evvel emirde; “Öyle ise bu hakikatlerin ışığında bir davetçinin ümitsizliğe kapılıp çaresiz kalmasının kendisi için düşünülmemesi gerektiğini” ifade ediyor. Ama aynı şekilde önemli bir işi bitirip dinlenme adı altında kendisini atıl bırakmasının doğuracağı olumsuz sonuçların olacağına da işaret ediyor. Zira yaradılış boşluk kabul etmez. Şevki ve azmi diri tutmanın en önemli etkenlerinden biri de sürekli bir daveti ilgilendiren bir uğraş içerisinde olmaktır.
  • وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ (Ve yalnız rabbine yönel)
Ve en nihayet Yalnızca Allah’a yönelmek… Başka hiçbir hedef sahibi olmamak… O’nun rızasının dışında bir amaç gütmemek… Hangi amaç olursa olsun her yönüyle geçicidir. Yalnız Allah rızası hariç… İnsanların kendilerini sıkıntıya koyduğu çokça amaç var. Amaca ulaşıldığı zaman uğrunda çekilen sıkıntıların mukayese edilmeyecek bir dengesizliğin olduğu zaman çok net görülebiliyor. Bu da insan şevkini kıran hatta amaç mefhumunu nötrleştiren ve insanın hedefsiz kılan en önemli etkendir. Allah’a yönelme, O’nun rızası her çileye, sıkıntıya, fedakârlığa ve daha ötesi bir amaç… Allah azze ve cellenin bizi yalnızca kendisine yönelenlerden kılması duasıyla…
Mehmet Zeki Ergin

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS